DNA – KRYON

Bu DNA paradigması ilk keşfedildiğinden bu yana varlığını sürdürmüş ve elli yıldır biyologlar ve biyokimyacılar tarafından kabul edilmiştir. Şimdi biz kimyasal DNA ‘nın içinde “yaşam talimatları” olduğunu biliyoruz ve 2000 li yıllarda, insan genomunun haritasını çıkarabildik ve bu olağanüstü bulmacanın içsel işleyişlerini ve kodlamalarını keşfediyoruz. Ama bu yapının içinde kromozomlardan ve genetik yaşam kodlarından çok daha fazla şey bulunmaktadır.

Modern çağın bilim adamları mikroskoplarıyla ve elektronik aletleriyle bakarak DNA ‘yı incelediklerinde, sadece görebildikleri şeyi, kimyayı analiz ediyorlar. Onlar kimyanın çevresinde neyin bulunduğunu görmeye ya da anlamaya hazır değiller, çünkü DNA ‘nın manyetik talimat dizileri hakkında hiçbir kavrama sahip değiller.

Manyetikler yaşamımız için talimat dizilerini taşırlar. DNA dediğimiz kodlanmış yapının çevresinde bulunan kristalimsi bir yapı vardır. DNA ‘nın iki ipliği kimyasal olan 12 ipliği vardır. DNA – onun tüm iplikleri- bir kodlama aletidir. Bu iplikler talimat dizileridir ve onların bazıları manyetiktir. Bu iplikler tüm yaşamımızın tüm kodunu içerirler. Ama, dahası da vardır. Yaşam sistemimizin bellek bölümü bu kodlamadan ayrıdır. Kristalimsi yapılar enerji tutarlar. Dolayısıyla enerji – kalıbı belleğini barındırırlar. Bu kristalimsi yapı, DNA kodlamasının çevresindeki bu kılf bizim yaşam gücümüzün belleğidir. Ancak, orada bir talimat dizisi yoktur. Talimatlar 12 DNA ipliğinin içinde bulunur ve kristalimsi bilgi DNA pakedinin çevresine bellek çekirdeği olarak “sarılıdır” ve orada talimat dizilerine gereken bilgiyi aktarmaya hazır olarak bulunur.

12 DNA ipliği ile 12 parçalı kristalimsi bellek arasında sürekli bir iletişim vardır. Şu anda bu iletişim çok iyi değildir. Bu gezegende bedenimizdeki bu yaşamsal öneme sahip parçalar arasındaki iletişim sadece % 15 – hatta daha az – verimlidir. (Beynimizin % 15 ini kulanabilmemizin nedeni). Kodlama mekanizmasının kutbiyeti ile kristalimsi hatırlama – çekirdeği arasındaki iletişim zayıftır. Kristalimsi belleğe hitap eden şey Dünya ‘nın manyetik enerji-ağı sistemidir. Hiç bir insan Dünya ‘nın manyetik enerji ağının dışında varolamaz. Kristalimsi bellek ile 12 DNA ipliği arasındaki iletişimi mümkün kılan şey Dünya ‘nın manyetik enerji ağıdır. Yani Yerkürenin manyetik alanı bir biçimde DNA ‘ya “hitap eder”. Halen DNA daki kodlamanın çoğu işlememektedir. Kodlama bellek çekirdeğinden, yani kristalimsi yapıdan bilgi almadığı için işlememektedir. O çekirdek bellekte DNA kimyasının her şeyin nasıl işlediğini “hatırlamasına” yardımcı olacak bir bilgi vardır. Şu anda , bilim biyolojiyi dürtmeye ve DNA ‘yı yapay olarak uyarmaya başlıyor. Onlar bunu manyetiklerle yapıyorlar. (Dr. Todd Ovokaitys)

Kristalimsi yapı ile DNA yapısı arasında yakın bir iletişim kurulduğunda, siz bedeninizde hiç yoktan kemik oluşturabilir, madde yaratabilirsiniz. Bedeninizde hüküm süren her türlü hastalıktan kurtulabilirsiniz. DNA dış manyetik etkilerden çok etkilenen bir tür manyetik motordur. DNA ‘ya çok derin manyetik talimatlar verilebilir, böylece orada aktive edilmeye hazır halde “duran” gizli potansiyeller uyandırılabilir.

DNA ile ilgili (DNA ‘nın manyetik özelliği ile ilgili DNA’nın sadece kimyasal bir yapı olmadığını gösteren) son keşiflerden bazıları aşağıda veriliyor ;

Evlerdeki ve işyerlerindeki güçlü manyetik alanlar insan biyolojisini etkilemektedir. North Carolina Üniversitesi’ nde bir salgın hastalıklar uzmanı olan David A. Savitz ve Kansas City ‘deki Midwest Araştırma Enstitüsü ‘nden Antonio Sastre çok ilginç bir çalışmayla ilgili makaleler yayınladı :

Bu iki araştırmacı ve onların ekibi düşük – EMF ‘li (elektromanyetik alanlı) işlerde çalışanlarla kıyaslandığında , elektrik hatları bakıcılığı ve elektrik santrali operatörlüğü gibi yüksek EMF ‘ye maruz kalınan işlerde çalışan kişilerin kalp krizleri ve anormal ritimler ya da ritim bozukluğuyla ilişkili kalp rahatsızlıklarından ölme oranının çok daha yüksek olduğunu bildiriyor.

Dahası, EMF ‘ye maruz kalma oranı arttıkça, bu rahatsızlıklardan ölme riski de tırmanıyor. Savitz, en yüksek risk grubunda bulunan adamların, sıradan evlerde yaşayan insanlara kıyasla, EMF ‘lerde en az 2 kat fazla bulunmuş olan kişiler olduğunu bildiriyor.

Bunları bir araya getirdiğimizde, bu durumun “manyetik alanlar ile ritim bozukluğu içeren kalp rahatsızlıkları arasında olası bir ilişkiyi gösterdiği ” sonucuna varıyor araştırmacılar, 15 ocak tarihli Amerikan Epidemiyoloji Dergisinde (Kaynak ; Science News ; Janet Raloff ; sayı 155 ; 30 ocak 1999 ; “Electromagnetic fields may damage hearts” ;sayfa 70)

Öyleyse, manyetikler (EMF ‘ler) hücresel yapıyı etkileyebilir mi? Şimdi görülen bazı bilimsel makaleler bunun olabileceğini bildiriyor. Moleküler düzeyde manyetiklerin DNA ‘nın bir parçası olabileceği ile ilgili aşağıdaki yazıda olduğu gibi bilim manyetiklerin hücreleri nasıl etkilediğini açıklayabilecek biyolojik mekanizmayı arıyor :

“Kanseri ya da diğer hastalıkları elektrik ve manyetik alanlara bağlayan veri zayıf olsa da, yeni bir federal araştırma bu alanlara maruz kalmanın “hiç zarar vermediğini söylemenin mümkün olmadığı ” sonucuna varıyor.

Yedi yıl önce, Parlamento EMF ‘ler ile kanser hastalığı arasındaki bağı açıklayabilecek biyolojik mekanizmaları bulmak amacıyla federal bir EMF Araştırma ve Kamuoyu Bilgilendirme Programı oluşturdu.

Sonuçta ortaya çıkan rapor yüksek EMF ‘ye maruz kalmış insanlar üzerinde yapılan epidemiyolojik incelemelerin, “bu alanlara maruz kalmanın artışıyla birlikte çocuklarda lösemiye ve yetişkinlerde kronik lenfoktik lösemiye yakalanma riskinin de oldukça tutarlı bir biçim de arttığını” gösterdiğini bildirmektedir. (Kaynak ; Science News ; Janet Raloff , sayı 156 ; 3 temmuz 1999 ; “EMFs-doubts linger over possible risks ; sayfa 12)

Bilim adamları EMF ‘nin DNA ‘ya zarar verdiği iddiasına çok kuşkuyla yaklaşıyordu. Onlar EMF ‘ye maruz kalmanın kansere yol açtığını kabul etmiyordu. Çünkü bilim adamları bu manyetik alanların böyle düşük bir enerjiyle (gauss : manyetik alan ölçü birimi) hücrelere belli mesafeden zarar verebileceğine inanamıyordu. Şimdi en sonunda anlaşılan şey, manyetikler (EMF ‘ler) hücrelere zarar vermiyor ! EMF ler DNA yoluyla hücrelere düşük bir düzeyde talimatlar veriyor ve bu talimatlar zarar verici olabiliyor.

“St. Paul, Minnesota ‘da, Wayne Hughes Enstitüsü’nde çocuk onkoloğu olarak çalışan Faith M. Uckun altı yıldır Ulusal Sağlık Enstitülerine EMFler konusunda araştırma teklifi vererek ödenek talep eden insanların bu tekliflerini inceliyor. Dr. Uckun, “Başlangıçta EMF riskleriyle ilgili iddiaların saçma olduğunu düşünmüştüm” diyor. Ancak o şimdi bu değerlendirmesinin kendisini rahatsız ettiğini söylüyor. Onun en son test tüpü incelemeleri 60 hertz frekansında ve 1 gauss gücünde manyetik alanların hücrelere uyarımda bulunan olaylar silsilesini başlattığını gösteriyor. Bu kısa mesafe iletişimleri hücrelerin DNA ‘larına işlemsel yönleri yeniden iletebileceği bir vasıta hizmeti görüyor. (Kaynak ; Science News ; J. Raloff , sayı 153, 21 şubat 1998 ; “Electromagnetic fields may trigger enzymes” ; sayfa 119)

Bu alıntılara göre araştırmalar DNA ‘nın içindeki manyetik motoru bulmaya çalışmaktadır. Siz birbiryle kesişen iki manyetik alana sahip olduğunuzda, elektriksel niteliklerin – teller birbirine dokunmadan – manyetik alan yoluyla aktarılabileceği kendine özgü bir durumla karşı karşıyasınız demektir. Yan yana yerleştirilmiş iki tel bobini, aralarında hiç bir fiziksel temas olmadan, birbirlerine elektrik akımı geçirebilir. Bu işleme indüktans denir. Her türlü transformatör bunu her gün dünyanın her yanındaki milyonlarca aygıtta yapar.

Son zamanlarda bilim manyetikleri ve ayrıca bedendeki elektrik niteliklerini giderek daha ciddiye almaya başladı. Birden bilim manyetik şifa olgusunu kabul etmeye başladı:

“EMFlerle ilgili çoğu haber elektrik hatlarının, binaların elektrik donanımının ve elektrikli aletlerin yaydığı EMF üzerinde odaklanmıştır. Bu haberler bu manyetik alanların uyku düzenini bozmak, kalp ritimlerini değiştirmek ve kanser yaratmak gibi sağlıksız etkilere sahip olup olmadığı konusunda süren tartışmaları bildirmiştir. Ancak bu riskler haber başlıklarında yer alırken, EMFler sessizce tıp alanına yaklaşmaktadır.

Yirmi yılı aşkın bir süredir, FDA EMF üreteçlerinin tıbbın iki alanında kullanılmasını onaylamıştır. Bu aygıtlar, sık sık, iyileşmeyi kesmiş kırık kemikleri onarmak için kullanılmaktadır ve EMF tedavisi ayrıca, giderek daha artan bir biçimde, deva bulmaz sırt ağrısına sahip insanların omurlarını kaynaştırmakta kullanılmaktadır.

Daha yeni teknikler bu alanların elektrotlar bedene değmeden aktarılmasını mümkün kılmaktadır. New York ‘taki Sina Dağı Tıp Okulu’nda bir biyofizikçi olan Arthur A. Pilla, bu konuda,”Bu son yıllarda tedavi alanında görülen en önemli ilerleme” diyor. O bu yeni aygıtların bir manyetik alanın enerjisini bedene, çevrede sarılı tellerden, ama yaralı bölgeye dokunmadan aktardığını açıklıyor. ” (Kaynak ; Science News ; Janet Raloff ; sayı 156 ; 13 kasım 1999 ; “Medical EMFs” ; sayfa 316.)

Bu, indüktanstır. Burada, kesinlikle, bedenin dışında sarılı tellerden bilgi alan moleküler bir şey olmak zorunda. (Bioenerjinin nasıl işlediğini gösteriyor mu?)

Beyindeki sinapsın temeli de indüktansa dayanmaktadır. Biz başımızda dünyanın en güçlü bilgisayarını taşıyoruz ve şimdi bu büyük bilgisayarın “tellerinin” (beynimizdeki sinirlerin) birbirlerine bağlı olmadıklarını anlıyoruz. Düşüncelerimizi ve anılarımızı taşıyan – ve sinaps denen – sinir uçları her gün beynimizde birbirlerine – birbirlerine hiç dokunmadan- on milyonlarca talimat dizisini aktarıyor.

Bu, insanın biyolojik sisteminde indüktansın harikulade bir örneğidir. Sinapsın sinirler arasında indüktansı kullanarak aktarılan bir “bilgi” tipi olduğu aşikardır. Bu ayrıca her bir sinir ucunu bir manyetik alanın kuşatması gerektiğini gösterir. Bu temel elektrik kurallarını izler ve akla uygun gelir. Buna ek olarak, bu ayrıca beynimizin yaralanma ya da travma geçirme durumunda kendini nasıl tekrar bağlantılandırabildiğini, “telleri nasıl tekrar döşeyebildiğini” anlamamıza yardımcı olur. Birçok durumda, bir bölüm zarar gördüğünde, beyin kendisini diğer bölümleri kulanabilecek şekilde yeniden eğitir. Sinirler birbirlerine bağlı olmadığından, beyin sonra elektriksel yolları yeniden oluşturabilir.

Dolayısıyla bu işlemi kimyasal yapımızın diğer bölümlerinde aramak o kadar garip bir şey değildir. Sinirler yine de elektriksel enerjiyi taşır. Onların bir manyetik alana sahip olması anlaşılabilir bir şeydir.

Tüm biyoloji içinde (bu DNA’yı da kapsar) elektriksel özelliklerin öneminin kabul edilmesini gösteren bir yazı ;

MOLEKÜLER VAROLUŞUN YAPIŞKANI EN SONUNDA ORTAYA ÇIKARILDI

Bilim adamlarının kataloğunu çıkardığı, su gibi basit maddeler ile DNA gibi devasa bileşimler arasında değişen yaklaşık yirmi milyon kimyasal maddenin hemen hepsi elektronik bağlarla birbirine bağlı atomlar topluluğudur. Bu minik bağları – maddi varoluşun yapışkanını – anlama arayışı kimyasal bilimin kalbini oluşturmaktadır. (The New York Times ; Malcolm W. Browne ; 7 eylül 1999 ; “The Glue of Molecular Existence is Finally Unveiled ”

DNA içinde doğal elektrik akımı olasılığını göstermek gerekiyor. Birincisi akım için bir döngüye ihtiyacınız var. İkincisi, kromozomların elektriği çok zayıf bir biçimde ilettiği bilinen bir olgudur. Aşağıdaki yazılarda DNA ‘nın elektrik ilettiğinden bahsediliyor ;

“DNA yaşamın bir yapı taşıdır, ama o bir gün aynı zamanda minicik elektronik aygıtların yapı taşı da olabilir. Bu DNA ‘nın elektrik ilettiğini gösteren yeni araştırmalar tarafından ortaya konan umut verici bir olasılıktır. (The New York Times ; Henry Fountain ; 13 nisan 1999 ; “Observatory”

İncelemeler sonunda, DNA ‘nın bakır telin yerini asla alamasa da, elektriği iyi bir yarı iletken kadar verimli bir biçimde ilettiği görülmüştür.

“DNA yarı-iletken maddenin yaptığına çok benzer bir biçimde elektrik akımı aktarır” diyor, isviçre’deki Basel Fizik Enstitüsünden fizikçi Hans-Werner Fink ve Christian Schoenberger.”Siz sadece bir telin bir oranda indirgenmiş bir versiyonunu değil, ama çok farklı özellikleri de elde ederseniz” diyor Fink. “DNA ile, iletkenin genişliği elektronun dalga-boyuyla kıyaslanabilir. Biz balistik elektron aktarımı ile karşı karşıya bulunuyor olabiliriz. Balistik, elektronların hiç yavaşlayıp dağılmaması anlamına gelir.” Bu en iyi yarı-iletkenlerde bile bulunan karışıklıktan arınmış daha hızlı bağlantılar anlamına gelebilir.” (Popular Science ; Hank Schlesinger ; ağustos 1999 ; “DNA Conductors”

DNA, hem de daha önce görülmemiş bir biçimde, elektrik iletiyor! Garip olan şu ki kromozomlar bunu yapmaz! Dolayısıyla, parçalar bunu yapmaz, ama bütün yapar. Bununla birlikte hala eksik olan şey dairedir. Sizin elektronların akım yaratmak üzere sürekli bir yolda ilerlemesi için dairesel bir yola ihtiyacınız vardır. Ama bakın, kromozomlar ve DNA bir döngü ya da bir ilmek değil, bir iplik şeklindedir, yoksa öyle değil midir? Elli yıldan sonra, DNA kadar iyi belgelenmiş bir şeyin şeklinde çarpıcı bir değişiklik ortaya çıkabilir mi? Evet.

“Bu neredeyse insan bedeninde yeni bir kemiğin varlığını keşfetmek kadar şaşırtıcı bir şey. Biyologlar kromozomların – genetik talimatlarımızı taşıyan o çok uzun DNA moleküllerinin – düzgün biçimde bağlanmış ilmekler halinde sona erdiğini bildirmiştir. Biyologlar o güne dek mikroskoplarıyla her normal insan hücresinin çekirdeğindeki 46 kromozoma binlerce kez bakmış, ama şimdi keşfedilen şeyi, kromozomların uçlarının sıkı bağlanmış ilmekler şeklinde olduğunu fark edememiştir.

Bu ilmekler – döngüler hiç kimsenin düşünmediği bir yanıtı sunar : Normal kromozomların bir ucu yoktur, onlar bir dairenin kusursuz topolojik sürekliliğine sahiptir. (The New York Times ; Nicholas Wade ; 14 mayıs 1999 ; “Chromosomes End in Tied Loops, Study Finds”)

“Bilim adamları telomere’lerin – DNA ‘nın genelde bir çift olan ipliklerinden birinin diğerinden biraz daha uzun olduğu lineer bir DNA molekülünden oluştuğunu düşünmüştür. Bu telomerik sarkma bir ikilem sundu : Hücreler tek – iplikli DNA ‘ya izin vermiyordu. Biyologlar daha önce bu “t – ilmekleri” neden görememişti? Telomere’ler bir kromozomun DNA’sının sadece küçük bir kısmıdır. “Birisi orada bir ilmek – döngü aramadıkça, onu gözden kaçırmak kolay olacaktı” diyor Jack D. Griffith. (Science News ; J Travis ;sayı 155, 22 mayıs 1999 ; “Closing the loop on the end of a chromosome” ,;sayfa 326)

İşte elektrik DNA motoru. DNA beynin yaptığına benzer bir biçimde elektrik taşıma potansiyeline sahiptir.

KRYON (Yuvadan Mektuplar, 1999)