DNA MOLEKÜL OLARAK DEĞİL, KUANTUM DALGA OLARAK BAŞLAR


Tek bir hücredeki DNA’nın tek bir ipliği tüm bir organizmayı klonlamak için yeterli bilgi içerir. Açıkça, DNA’yı anlamak hayat ve etrafımızdaki evren hakkında çok şey anlamamızı sağlar.

Yeni bilimin daha derin anlayışı bize DNA’nın molekül olarak değil, dalga formu olarak başladığını anlatıyor. Daha da ilginç olan şey, bu dalga formunun zaman ve uzayda bir model olarak var olması ve tüm evrende kodlanmış olmasıdır.

DNA inşa etmek için, dalgaları kendi etraflarındaki ortamdan molekülleri ve atomları çeken mikroskobik yerçekimsel kuvvetler yaratan görünmez genetik bilginin titreşen dalgaları ile sarmalanıyoruz.

Bu mikroyerçekimsel kuvvetleri kendi hareketlerinde yakalayan bir bilim adamı Dr. Sergey Leikin’dir.

2008’de, Leikin sırdan tuzlu suya DNA’nın farklı tiplerini koydu ve her DNA tipini farklı bir florösan renk ile işaretledi ve DNA molekülleri suda yayıldılar. Deneyin büyük sürprizinde, uyuşan DNA moleküllerinin birlikte çift oluşturduğu görüldü. Kısa bir süre sonra, aynı renkte DNA moleküllerinin tüm bir kümesi oluştu. Leikin, aynı türde elektromanyetik yükün aynı renkteki moleküllerin küme oluşturmasını sağladığına inanıyor.

Ancak, diğer deneyler durumun bu olmadığını gösteriyor. Bu çok muhtemelen yerçekimidir. Açıklayalım.

2011’de, Nobel ödüllü Dr. Luc Montagnier DNA’nın sadece hidrojen ve oksijenden kendiliğinden oluşabileceğini gösterdi. Hava sızdırmaz şekilde mühürlenmiş saf sterilize su ile başladı ve sonra onun yanına suyun içinde yüzen az miktarda DNA olan başka bir mühürlü tüp koydu.

Montagnier sonra her iki tüpe zayıf, 7 hertz elektromanyetik alan ile elektriklendirdi ve bekledi. 18 saat sonra, sadece saf sterilize sudan oluşan orijinal tüpte DNA’nın küçük parçaları büyüdü.

Bu yeni bilim bize evrenin yapabildiği her zaman ve her yerde biyolojik yaşam yapmak için sürekli olarak plan yaptığını anlatıyor.

Evrenin herhangi belli bir bölgesinde, bu gizli mikroyerçekimsel dalgalar DNA’yı ve böylece yaşamı yaratmak için atomları ve molekülleri bir araya toplamaya başlar.

Dr. Fritz – Albert Popp DNA’yı fotonlar (görünür ışığı oluşturan minik enerji paketleri) çekme eyleminde yakaladığı zaman, bir başka olağanüstü keşif yapıldı.

Yeni bilim fotonların temel sağlık ve DNA’nın fonksiyonu için gerekli olduğunu ve bedende bilgi göndermek ve almak için kullanıldığını ortaya koyuyor.

Her DNA molekülünün kendi içinde 1,000 fotona kadar depoladığını buldu, minik fiber – optik kabloya benzer şekilde. Fotonlar molekülün içinde ışık hızında ileri geri fırlıyorlar ve kullanılmaya ihtiyaçları oluncaya kadar depolanıyorlar.

1984’te, Rus bilim adamı Dr. Peter Gariaev DNA molekülü küçük bir kuvars kabın içine konulduğu zaman, doğal olarak odadaki her fotonu emdiğini keşfetti.

Bunun nefes kesici benzetmesi, büyük bir spor stadyumunda tek bir insanın durması ve stadyumdaki her fotonun bir şekilde direkt olarak o insana bükülmesi, stadyumun geri kalanı tamamen karanlık olurken o insanın bedenini ışık ile parlar hale getirmesidir.

Geleneksel bilimde, ışığı bükebilen tek kuvvet yerçekimidir ve bu yalnızca bir kara deliğin etrafında yapılır. DNA’nın ışığı çeken ve yakalayan mikroyerçekimsel bir etki ürettiği görülüyor.

Bu makalede Dr. Leikin tarafından yapılan sözü edilen ilk deneye geri gidince, bunun aslında muhtemelen aynı DNA moleküllerinin birbirlerini çekmeye zorlayan veya izin veren elektriksel yük olmadığı, muhtemelen yerçekiminden dolayı olduğunu görürüz, çünkü elektrik yükleri uzayda hareket ederken ışığı asla bükemedi.

Dr. Gariaev’in deneyinin en inanılmaz kısmı, bunun tamamlandığını düşündüğü zaman geldi. DNA’yı kuvars kaptan çıkardı ve kaba geri bakınca fotonların hala DNA’nın bulunmuş olduğu tam olarak aynı yerde spirallendiğini gördü.

Açıkça, bir tür yerçekimsel etki fotonları tam DNA’nın bulunmuş olduğu yerde tutuyordu. Buna daha sonra “DNA fantom etkisi” denildi.

DNA, fotonları emen ve onları tam molekülün içine çeken enerjisel bir kuvvet yaratıyor, ama DNA’nın kendisine bile gerek yok.

Kendi başına Işığı (fotonları) çeken ve orada tutan bazı görünmez güçler veya bazı dalgalardır.

Dr. Gariaev fantomu süper soğuk azot gazı ile “patlatabileceğini” ve fotonların kuvvet alanından kaçtıklarını buldu. 5 – 8 dakika içinde, yine de yeni fotonlar yakalandı ve tüm fantom yeniden ortaya çıktı.

Bunu istediği kadar yapmaya devam edebiliyordu, ama yeni fotonlar ortaya çıkmaya devam ediyordu. Gerçekte, bunu 30 gün yaptıktan sonra fotonlar sonunda yeniden ortaya çıkmadılar.

Bu son deney 30 yıl önce yapıldı ve yine de, bunun önemi henüz gerçekten hissediliyor. İlk iki deney hala göreli olarak genç ve ayrıca tam olarak takdir edilmeli.

(Çeviri: Saffet Güler)

http://humansarefree.com/2017/02/dna-begins-as-quantum-wave-and-not-as.html?m=0