Gaziantep, Zincirli’de Demir Çağına Ait Yazılı ve Resimli Taş Levha Bulundu

CENAZE TÖRENİYLE İLGİLİ ANIT, RUHUN TAŞTA YAŞADIĞINA DAİR DEMİR ÇAĞI İNANCINI ORTAYA KOYUYOR

Türkiye’nin güneydoğusunda, arkeologlar Demir Çağına ait yontulmuş bir taş levha keşfettiler. Bu levha bölgedeki insanların ruhun bedenden ayrı olduğuna inanmasının ilk yazılı kanıtını sağlıyor.

Chicago Üniversitesi’nin araştırmacıları 22 – 23 Kasım’da Boston’da İncil ve Orta Doğu ile ilgili arkeoloji alimleri konferanslarında, yapılan keşfi, bir adamın oyulmuş imgesini içeren bir Demir Çağı görevlisi tarafından yaratılmış olan kanıtı tanımlayacaklar.

Chicago Üniversitesi’ndeki Oriental Enstitüsü’nün Neubauer Keşif Heyeti, kadim Sam’al şehri sitesinde, Zincirli’de (Gaziantep, İslahiye) 90 santim yüksekliğinde ve 60 santim genişliğinde, 800 pound ağırlığında bazalt bir taş anıt (dikilitaş) buldu. Bir zamanlar zengin bir krallığın başkenti olduğundan, şu anda kazı altındaki en önemli Demir Çağı sitelerinden biridir.

Taş levha kendi orijinal bölgesinde sağlam bulunan türünün ilk örneğidir, alimlerin MÖ sekizinci yüzyıldaki yaşamı ve cenaze geleneklerini öğrenmelerini sağlıyor. O zamanlar, kadim Orta Doğu’da engin imparatorluklar ve kültürler ortaya çıktı, örneğin İsrailliler ve Fenikeliler bu hareketli karışımın parçası oldular.

Taş levha üzerinde görünen adam muhtemelen yakıldı. Bu, Yahudilerin ve diğer kültürlerin kaçındığı bir uygulama, çünkü onlar beden ve ruhun birliğine inanıyordu. Yazıta göre, ölen kişinin ruhu taş levhada oturuyordu.

Üniversite’nin Zincirli ile ilgili Neubauer Keşif Heyetinin Başkanı ve Oriental Enstitüsü’nde Doçent olan David Schloen, “Taş levha neredeyse bozulmamış durumda. Resimli ve metinli özelliklerinin kombinasyonunda eşsizdir ve böylelikle kadim dil ve kültür ile ilgili bilgimize önemli bir ilave sağlıyor” dedi.

Schloen, 22 Kasım’da Boston’da, Orta Doğu ile ilgili arkeoloji için büyük yıllık konferans olan Amerikan Oriental Araştırma Okullarının toplantısında dinleyicilere Kuttamuwa taş levhasını sunacak. Chicago Üniversitesi’nde Yakın Doğu Dilleri ve Uygarlığı Profesörü olan Dennis Pardee, ertesi gün yine Boston’daki İncil Literatürü Topluluğunun yıllık toplantısında, taş levhanın 13 – satırlı yazıtının tercümesini sunacak.

Alman arkeologlar ilk kez 1890’da 100 – acre (acre: 4047 metrekare) lik bölgeyi kazdılar ve kocaman şehir duvarları, kapılar ve sarayları ortaya çıkardılar. Bir sayıda kraliyet yazıtları ve diğer bulgular şu anda İstanbul ve Berlin’deki müzelerde sergileniyor. Schloen ve ekibi 2006’dan bu yana her yıl iki ay boyunca Zincirli’de kazı yaptılar.

Oriental Enstitüsü’nün Başkanı Gil Stein, “Zincirli çok dikkate değer bir site. Çünkü onun üzerine başka şehirler inşa edilmemiş, yüzeyin tam altında olağanüstü Demir çağı materyalleri var. Bu ayrıca, Demir Çağından sanatsal ve arkeolojik kanıtlarla bir araya gelen yazılı bir kanıt olmasıyla, nadirdir. Tüm bu bilgiye sahip olmak, bir arkeologun sitenin sakinlerinin etnik kökenini, ticaretini ve göçlerini, orada yaşayan gruplar ile ilişkilerini incelemesine yardımcı olur.”

Taş levha geçen yaz, kraliyet memuru Kuttamuwa için cenaze mabedine dönüştürülmüş olan küçük bir odada keşfedildi. Kuttamuwa yazıtta kendisini MÖ sekizinci yüzyılda Kral Panamuwa’nın “hizmetkarı” olarak tanımlamış. Bu, kraliyete ait yerlerin uzağında, mahalli bölgede – muhtemelen Kuttamuwa’nın kendisinin evi – duvarla çevrili şehrin dış kısımlarında, yazıtların daha önce bulunduğu yerde bulundu.

Yazıtlarda şunlar okunuyor: “Ben, Kuttamuwa, Panamuwa’nın hizmetkarı, hala yaşıyorken kendim için bu taş levhanın üretimini idare eden kişiyim. Onu ebedi bir odaya (?) yerleştirdim ve bu odada (?) bir şölen (ziyafet) yaptım: [fırtına – tanrısı] Hadad için bir boğa, … [güneş – tanrısı] Shamash için bir koç, … ve bu taş levhada olan ruhum için bir koç…” Bu, Fenike alfabesinden türetilen bir metinde ve Aramaic ve İbraniceye benzer bölgesel Batı Samileri lehçesinde yazılıydı. Bu, dilbilimciler, İncil alimleri ve dini tarihçiler için çok ilginçtir, çünkü

benzer bir dili ve kültür özelliklerini paylaşan kadim İsrail’in çağdaşı olan bir krallıktan geliyor.

Bulgular Demir Çağında yaşamdan sonrası ile ilgili inançlara çarpıcı yeni bir ışık saçıyor. Bu vakada, ölen kişinin kimliğinin veya “ruhunun” anıtta oturmasına dayanan inanç idi. Onun resmi taşa oyulmuştu ve son sözleri kaydedilmişti.

Taş levha, küçük odanın köşesindeki taş duvara karşı yerleştirilmişti, çıkıntısı hala büyük ve yassı taş platformdaki bir deliğe geçirilmiş durumdaydı. Yakışıklı, sakallı bir figüre sahip olan Kuttamuwa, püsküllü bir takke ve saçaklı bir pelerin giymişti ve sağ elinde bir şarap kadehi tutuyordu. Yiyecek ile dolu bir masanın önündeki bir sandalyede oturmuştu, bu, keyif almayı umduğu yaşamdan sonrasının tatlılığını sembolize ediyor. Yanında bulunan yazıtında, yükselen rahatlamayı, torunlarının kendi ruhu için düzenli olarak yiyecekler getirme görevinden zevk almayı hassas bir şekilde oymuştu. Aslında, taş levhanın önünde sunulan yiyeceklerin kalıntıları ve Kuttamuwa’nın masasında tanımlanan türde cilalanmış taş çanakların parçaları vardı.

Schloen’e göre, taş levha canlı bir şekilde Anadolu ve Suriye arasındaki sınır bölgesinde yerleşik olan Demir Çağındaki Sam’al’ı gösteriyor, burada hem Samilerin hem de Hint –Avrupa kültürel geleneklerinin mirası var. Kuttamuwa ve onun kralı Panamuwa, Sami – olmayan isimlere sahipti, bu, Hint – Avrupalı konuşmacıların yüzyıllar önce Orta Anadolu’da (modern Türkiye) üslenen Hitit İmparatorluğu altındaki bölgeye göçünü yansıtır.

Ama MÖ sekizinci yüzyıla kadar, bölgesel batı Sami lehçesini konuşuyorlardı ve bölgesel kültürle tamamen bütünleşmişlerdi. Kuttumuwa’nın yazıtı Sami – olmayan ve Samilere ait kültürel unsurların büyüleyici karışımını gösteriyor, buna, ölünün kemiklerinde yerleşmiş olmayan insan ruhunun, geleneksel Sami düşüncesinde olduğu gibi, taş anıtta oturduğu inancı da dahildir. Çünkü muhtemelen ölünün kalıntıları yakılıyordu. Eski Ahitte ve geleneksel Batılı Sami kültüründe ölüyü yakmak tiksindirici olarak düşünülüyordu, ancak Zincirli’nin kendisinde henüz bulunmamasına rağmen, yakın çevredeki Demir Çağı sitelerinde Hint – Avrupa tarzı ölü yakmanın arkeolojik kanıtı vardır.

Gelecekteki kazı kampanyalarında, Schloen’in yönetimi altındaki Neubauer Keşif Heyeti, yüzyıllar boyunca şehrin sosyal ve ekonomik organizasyonunu ve kültürel gelişimini anlamak için sitenin geniş alanlarında kazı yapmayı planlıyor. Schloen, Demir Çağı kültürünü daha geniş aydınlatmayı umuyor, Zincirli zengin dökümante edilmiş bir örnek sağlıyor.

Earth Changes Media