GÜNEŞİN RİTİMLERİNE İLERLEME

17 Ağustos 2007

Ulysses misyonundan bilim adamları Güneşin derinliklerinde üretilen seslerin Dünyanın sarsılmasına ve titreşmesine neden olduğunu kanıtladılar. Dünyanın manyetik alanının, atmosferinin ve yeryüzüne ait her şeyin, hepsinin bu kozmik şarkıya katıldığını keşfettiler.

Ulysess’te HISCALE deneyinin ekip üyeleri David Thomson ve Louis Lanzerotti, arkadaşları Frank Vernon, Marc Lessard ve Lindsay Smith ile birlikte Dünya’nın Güneşin ritimlerine ilerlediğini kanıtlayan kanıtı sunuyorlar. Güneşteki basınç ve yerçekimi dalgaları tarafından üretildiği önceden tahmin edilen, farklı, izole tonların yerküreye ait sistemlerin geniş çeşitliliğinde mevcut olduğunu gösteriyorlar.

Oldukça karmaşık istatistik teknikleri kullanarak, Thomson ve çalışma arkadaşları bu aynı, Güneş tarafından yayılan farklı tonları, burada Dünya’daki sismik verilerde keşfettiler. Ayrıca, Dünya’nın manyetik alanının ve atmosferinin ve hatta okyanus kablolarına indüklenen voltajların, hepsinin bu kozmik şarkıda yer aldığını buldular.

Bu tonların etrafımızda her tarafta olmasına rağmen, çok yakından dinlesek bile onları işitmemiz mümkün değildir. Ses perdesi insan kulağı için çok düşüktür, tipik olarak 100 – 5000 mikroHertz (1 mikroHertz her 278 saatte 1 titreşime karşılık gelir). Bu, insanların işitebileceği en düşük notanın 12 oktav altındadır. Karşılaştırma için, orkestraların enstrumanlarını akort ettikleri nota 440 Hertz’e karşılık gelir (Piyanoda Ortadaki Do’nun üzerindeki La).

Thomson’a göre, Ulyses’ten gelen veriler, Güneşin derinlerinde üretilen bu seslerin Dünya’ya nasıl ulaştığı ile ilgili önemli bir ipucu sağladı.

Yerküreye ait veri setlerine uygulanan aynı teknikler önce Ulysses’te kaydedilen enerjisel parçacık akışlarının ve gezegenler arası manyetik alanların ölçümlerinde kullanıldı.

Şaşırtıcı şekilde, doğasında gelişigüzel olmak yerine, verilerdeki dalgalanmalar, yerküreye ait verilere benzeyen, bir çok farklı frekanslar veya tonlardan yapılmıştı. Ayrıca bu tonlar teorisyenlerin tahmin ettiği, Güneşteki basınç ve yerçekimi dalgaları tarafından üretilenlere iyi bir şekilde karşılık geldi.

Solar salınımlar olarak adlandırılan bu salınımlardan bazıları, SOHO’da enstrumanlar kullanılarak ve Dünyadaki adanmış teleskop şebekelerinde optik olarak gözlendi. Bunlara Güneşteki basınç dalgaları neden oluyor ve p – modları olarak refere ediliyor. Güneşin yerçekimi dalgaları ile ilişkili olan daha derin seslerin (g – modları) yakalanması çok daha zordur.

Dünyadaki sismologların dünyamızın içini araştırmak için ses dalgaları kullanmasına benzer şekilde, solar bilim adamları Güneşin çekirdeğini araştırmak için g – modları kullanmayı seviyorlar. G – modları optik olarak belirlenemiyor, böylece Thomson ve arkadaşlarının gezegenler arası verilerde onlar için kanıtı hem beklenmedik hem de ilk başta açıklaması zordur.

Alanlardaki teknolojik sistemleri ve doğal fenomenleri örten veri setlerinin geniş bir aralığını incelediler, daha önce arka plan “gürültüsü” olarak düşündükleri şeydeki solar salınımların karakteristikleri ile farklı tonların yeni kanıtını bulmaya devam ettiler. Bu, Ulyses bulgularının getirdiği bilmeceye ekleme yaptı.

Thomson problemin anahtarının manyetizma olduğuna inanıyor. G- modu titreşimlerinin Güneşin yüzeyindeki manyetik alan tarafından toplandığını ileri sürüyor. Sonra, bu manyetik alanın bir kısmı solar rüzgar tarafından Güneşten gezegenler arası uzaya taşınıyor, orada Ulyses gibi uzay sondaları tarafından belirlenebiliyor.

Sonra, solar güneşin manyetik alanı, Dünya’nın manyetik alanı ile etkileşiyor ve benzer şekilde titreşmesine neden oluyor, g – modu sinyallerinin karakteristiğini alıkoyarak. Geomanyetik alanın hareketleri sonra katı Dünya ile eşleşiyor, Dünya, bir çok teknolojik sistemleri ile Güneşin ritmine girerken, küçük ama kolayca belirlenen karşılıklar üretiyor.