NÖROTEOLOJİ – TANRININ İNSAN BEYNİNDE FİZİKSEL BAĞLANTISI VAR MI?

William James “Dinsel Deneyimin Çeşitliliği”nde insan türlerinin evrensel inanç sistemlerini ayrıntılandırır. Gustav Jung Tanrı inancımızı evrensel arketip olarak adlandırdı, kollektif bilinçdışımızın bütünsel bir parçası.

Pennsylvania üniversitesi sinir sistemi uzmanı ve “İnandığımız Şeye Neden İnanırız”ın yazarı Dr. Andrew Newberg insan beyninin din ve spiritüelliği nasıl işlediğini izleme yolları üzerinde çalışıyor.

Örneğin, neden Tanrı, din, UFOlar, komplo teorileri ve mucizevi tedavilerden büyülenmeye devam ediyoruz, bilim bu iddiaların çoğunu kabul etmeyebildiğinde bile? Basitçe söylemek gerekirse: İnandığımız şeye neden inanırız?

Newberg spiritüel, sosyal ve bireysel inançlarımızın temelini oluşturan mekanizmaları inceliyor, yaşamlarımızda anlam ve bütünlük bulmak için biyolojik olarak güdüldüğümüzü iddia ediyor. Gerçekte, beyinlerimiz bizi hayatta kalma – amaçlı gereksinimlerimizin çok daha ötesine götürebilen inançlar sistemi yaratma ve sürdürme kapasitesine sahiptir. Bu inanç sistemleri sadece ahlak kurallarını ve değerlerini şekillendirmez, aynı zamanda bedenlerimizi ve zihinlerimizi iyileştirmek için, yakın ilişkilerimizi güçlendirmek için ve başkalarıyla ruhsal bağlantılarımızı derinleştirmek için kullanılabilir. Ancak, bunlar aynı zamanda manipüle etmek ve kontrol için de kullanılabilir, çünkü inanç sistemlerimizi başkalarına empoze etmek için biyolojik bir eğilim ile de doğarız. İnançlarımızın iyileştirme veya incitme, mutluluğu veya hastalığı büyütme veya toplumsal anlaşmazlık veya barış üretme içsel gücü, onun kitabının temelini oluşturan temadır.

Erken tıp kariyerini beynin Alzheimer’s ve Parkinson’s hastalıkları, depresyon ve endişe gibi nörolojik ve psikiyatrik koşullarda nasıl çalıştığını inceleyerek geçirdikten sonra, Newberg bu beyin – tarama teknolojisini aldı ve bunu spiritüel olana yönlendirdi: anlamsız veya anlamı bilinmeyen kelimelerle konuşan Franciscan rahibeler, Tibetli Budistler ve Pentecostal Hristiyanlar. Pennsylvania Üniversitesindeki ekip üyeleri buldukları şeye şaşırdılar.

“Dini ve spiritüel inançları ve uygulamaları düşündüğümüz zaman, uygulamalarda ve geleneklerde muazzam benzerlik görüyoruz.”

Alnımızın hemen arkasındaki bölge olan ön lob dua ve meditasyonda dikkatimizi odaklamamıza yardımcı olur. Kafatasımızın arkasına yakın yerleşik olan parietal (yan) lob duyusal bilgimizin mevkisidir. Newberg bunun kişinin kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olma duygusuna dahil olduğunu söylüyor. Merkezde derin şekilde yerleşmiş olan limbik sistem duygularımızı düzenler ve huşu ve sevinç duygularından sorumludur.

Newberg dini harika dengeleyici olarak adlandırır ve beynin benzer alanlarının dua ve meditasyon sırasında etkilendiğini işaret eder. Newberg bu beyin taramalarının, beynimizin Tanrı’ya inanmak için inşa edildiğinin kanıtını sunabileceğini ileri sürer. Jung’u taklit ederek, yüksek bir güce inanmamızı kolaylaştıran insan zihninin evrensel özellikleri olabileceğini söyler.

Bazı rahibeler ve başka inanırlar beyin taramalarını insan varlıklar ve Tanrı arasında yaradılıştan gelen, fiziksel bir iletim hattının kanıtı olarak savunurlar. Onlara göre, Tanrı’nın insanlara beyin fonksiyonları vasıtasıyla Kadiri Mutlak ile iletişim kurma yolu vermesi anlamlıdır.

Bazı ateistler bu beyin taramalarını, din ve Tanrı ile bağlantılı olan duyguların beyin devresinin tezahürlerinden başka bir şey olmadığının kanıtı olarak gördüler.

Scott Artan kendisini ateist olarak düşünmez, ama o beyin taramalarının insanların neden Tanrıya inandıklarının anlayışı açısından çok az şey sunduğunu söylüyor. O bir antropologtur ve “Güvendiğimiz Tanrılar: Dinin Evrimsel Manzarası”nın yazarıdır. Dini evrim ve Darwinci adaptasyonun yan ürünü olarak görür.

İnancın Biyolojisi

Joseph Campbell’e göre, insanlar ve tanrıları arasında ritüel vasıtasıyla algılanan huşu uyandıran mesafe, mitin tek harika hikayesidir: başlangıçta kaynak ile bir idik, ama kaynaktan ayrıldık ve şimdi geri dönüş yolunu bulmalıyız.”

İnsan ve onun spiritüel kaynakları arasındaki bu orijinal durumu düzeltmek, erken avcı kültürlerden İsa’nın Tanrı’ya giden yolu sunduğu Hristiyan teolojisine, Buddha’nın öğretilerini izleyerek birliğin ulaşılabildiği Budizme, Allah’ın iradesine teslim olma ile uzlaşmaya ulaşılan İslama kadar tüm büyük inanç sistemlerinin vaadidir.

Aşkın ruhsal haller üretmek için ritüel yeteneği, hipotalamus ve otonom sinir sistemleri üzerine ve en sonunda beynin kalanına dua, müzik, meditasyon ve fiziksel egzersiz gibi ritmik ritüelleştirilmiş davranışların etkisinin sonucudur. “Neden Tanrı Terk etmeyecek – Beyin Bilimi ve İnancın Biyolojisi” kitabında Andrew Newberg’e göre bu spiritüel aktiviteler kan basıncını düşürebilir, kalp atışını yavaşlatabilir, solunum hızını azaltabilir, kortizol hormonu seviyelerini azaltabilir ve bağışıklık sisteminde pozitif değişimler yaratabilir.