KRİSTAL BAĞLANTISI: Kadim Güç Izgarası için Çok – Fasetli Araştırma


KRİSTAL BAĞLANTISI

Kadim Güç Izgarası için Çok – Fasetli Araştırma

 Yazan: Martin Ruggles

Kaynak: Atlantis Rising Dergisi

Yerkürenin manyetik alanı çekirdeğindeki ‘Kuvars’ kristali tarafından güçlendiriliyor. Bu, Tokyo Teknoloji Enstitüsünde, Yerküre Bilimi Enstitüsündeki araştırmacıların çıkardığı sonuçtur. Yerkürenin çekirdeğinde var olduğuna inanılan basınçlar gibi çok büyük basınçlar altında lazer ile ısıtılan elmasların son zamanlardaki araştırmaları 2017’de Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmanın parçasıdır. Japon bilim insanlarının çekirdeğin kimyasal kompozisyonu ile ilgili görüş oluşturmada zorlandıkları ve alternatif bilim topluluğunda bir çokları tarafından taşınan gezegenimizin kalbinde “büyük bir kristal” olduğu görüşünü desteklediği görünüyor.

Kristaller insanın hayal gücünü uzun zamandır heyecanlandırıyor. Atlantis’in son derece ileri teknolojisini çalıştırmak için kristallerin yüksek bilimini kullandığı söyleniyor. Daha yakın zamanlarda, Vikingler’in kristalleri yön bulmakta kullandıkları bildiriliyor.

Bugün Yeni Çağcılar kristalleri ışık ve sihir ile ilişkilendiriyorlar ve bunları her yere taşıyorlar. Meksika’da Chihuahua çölündeki Naica Dağının altındaki 350 metre derinliğindeki mağarada şimdiye kadar keşfedilen en büyük doğal kristaller bulunuyor. Bunların bazıları 9 metreden uzun. Alçı yataklarında büyüyen kristaller dünyada eşsiz.

Kristallerin elektronik devrelere uyumlu olma yeteneği, erken ‘kristal” radyoların temeliydi. İnsan, Naica’dakiler gibi bu kadar büyük boyutta kristaller ile mümkün olabilecek olağandışı elektromanyetik ve optik özellikleri merak ediyor.

Kadim Güç Izgarası

 Bazıları modern insanlığın uzun zamandır unuttuğu, tüm dünyada akan tek bir gezegensel enerji sistemi olduğuna inanıyor. Ve tarih öncesi küresel uygarlıkların bir zamanlar devasa mimarinin çeşitli formlarını kullanarak engin aktarım ve alma istasyonları inşa ederek gücüne eriştikleri enerji yolları olduğuna inanılıyor. Bu tür olasılıklar, araştırmacı Joseph Jochmans tarafından 1996’da Atlantis Yükseliyor dergisi için yazdığı “Kristal Gezegenimiz” makalesinin temeliydi.

Joseph Jochmans, “Bugünün tarihçileri tüm bu kalıntıların görünür birbirine bağlantılarına temas etmemekteler. Sessiz gözcü/koruyucu harabelerin, bölgesel batıl inanç gereksinimlerinin ötesinde çok az anlamı veya amacı olan ‘ilkel’ yapı projelerinden fazla bir şey olmadıklarını açıklamaya çalıştılar.” diyor.

Jochmans, tüm dünyadaki kadim ve modern yerli insanlar arasında,  yerküre enerji modellerinin çok benzer gelenekleri olduğunu ve bunların nasıl kullanıldığını açıkladı. İngiltere’de, dikili taşlar ve taş çemberler arasındaki hizalanmalara ley hatları deniyor, bunlar boyunca toprakları verimli kılan yaşam gücü akıyor. İrlanda’da bunlar peri yolları ve Almanya’da kutsal hatlar olarak hatırlanıyor. Yunanlar bunları Hermes’in Kutsal Yolları olarak biliyordu, kadim Mısırlılar bunları Mim’in Yolları olarak kabul ediyorlardı.

Bugün Çinliler hala, feng shui kadim sanatında uygulanan, toprakların dengesini etkileyen Lung Mei veya “dragon akımlarını” ölçüyorlar. Çin tıbbında akupunktur iğnelerinin insan bedeninde Chi veya yaşam gücü akışını kolaylaştırması gibi, çevrede pagodaların, taşların, ağaçların ve evlerin yerleşimi, yerküreyi “iyileştirmenin” bir yolu olarak görülüyordu.

Yerli Avustralyalılar hala kendi rüya yollarında dolaşırlar veya hac yolculuğu yaparlar, bölgenin yaşam merkezlerini mevsimsel olarak yeniden enerjilendirmek için çaba içinde çölü baştan başa geçerler. Rüya hatlarını haritalandıran Turingalar denilen tahtalar ile çalışırlar; ve bunlar üzerine meditasyon yaparak yaklaşan fırtınaları ve hayvanların yerlerini tahmin edebilirler, çünkü hayvanlar ley hattı sistemleri ile etkileşim kurarlar.

Eski Polinezyalılar bir yön bulma yöntemi olarak  okyanusta akan te lapa veya “Işık hatlarını” kullanmaktan konuşurlar. Paskalya Adasının taş kafaları ve Hawaii’nin kutsal Ahu platformları su dolu ufuklardan aka iplikleri boyunca mana veya yaşam gücü almak için konumlandırılmıştır.

On altıncı yüzyılda İspanyol istilacılar Peru’ya girdikleri zaman, hepsi kadim Cuzco’daki Güneş Tapınağına (Coriconcha) doğru yönelmiş ceque hatları boyunca wacas’lar veya kutsal merkezler etrafında organize olmuş tüm İnka İmparatorluğunu buldular. Benzer şekilde, Yucatan’ın Mayaları kendi piramit tapınaklarını, balta girmemiş orman bataklıklarında ölü düz bölümlerde inşa edilmiş Sacbes veya beyaz yollar aracılığı ile birbirlerine bağladılar.

Kuzey Batı Amerika’da, şifa çemberleri ve kiva çemberleri çoğunlukla lineer düzenlemelerde bulunur; ve Orta batı ve Doğu sahil bölgelerinde, Tümsek Yapıcılar geniş bölgeyi kaplayan düzenlemelerde kendi harika toprak çalışmalarının çoğunu bıraktılar. New England’da, gizemli taş çemberler siteleri de lineer modellere uyuyor; ve çoğu Yerli Amerikalı şaman bugün şifayı teşvik etmek için yerkürede akan, Orenda, Manitou ve diğer isimlerde adlandırılan enerjilerden söz ediyorlar.

Yalnızca tüm dünyaya erişim sağlayan bölgesel yerküresel güçler değil, aynı zamanda bir çok kadim ve modern gelenekler bu bölgesel modellerin Yerkürenin Kristal Izgarası adı verilen çok daha büyük enerji konfigürasyonunun parçası olduğunu tanır.

Yerli Amerikalı Hopi ulusunun büyükleri, yerkürenin yüzeyinin benekli geyik yavrusunun sırtına benzediğini söyler. Geyik yavrusu büyürken, noktalar yer değiştirir ve sayısı değişir. Benzer şekilde, Dünya Ana “yeni bir şarkı söylediği” veya yeni titreşimsel geçişe girdiği her seferinde, onun güç merkezleri de çok daha karmaşık bir kutsal geometri ile birbirine bağlanan yeni bir konfigürasyona değişir.

1970’lerde, mucit Buckminster Fuller’in birkaç öğrencisi bir seri deneyler gerçekleştirdi, daha sonra bu deneyler diğer araştırmacılar tarafından tekrarlandı ve yeni seviyelere taşındı. Deneyler bir balonu içinde mavi boya ile dolu olan sıvı bir ortama batırmayı ve balonu ve sıvıyı belirli bir titreşim frekansına maruz bırakmayı içeriyordu. Sonuç boyanın balonun yüzeyinde spesifik noktalarda toplanması ve geometrik düzenlenmelerde noktaları birleştiren ince çizgilerin oluşmasıydı. Frekans yükseltildiği zaman, orijinal boya noktaları önce hızla çözündü ve sonra daha fazla sayıda boya noktaları yavaşça oluşmaya başladı, bunlar daha karmaşık bir konfigürasyondaki çizgiler tarafından birleştirildi.

Şimdi insan bedeninin çakralar ve akupunktur noktalarına sahip olmasına çok benzer şekilde yerkürenin de kendi enerji merkezlerinin olduğuna inanılıyor. Büyümekte olan bir geyik yavrusu veya yüksek frekansa maruz kalan bir balona benzer şekilde, yerküre periyodik olarak yüksek enerji durumuna ilerlediği zaman, toplam gezegensel enerji modelleri yeni kristal – benzeri formlara değişiyor. Bu, zamanın çok uzun bir periyodunda devam etmekte olduğu görülen küresel bir fenomendir.

1976’da Ulusal Oşinografik ve Atmosferik Yönetim (NOAA) danışmanı Athelstan Spilhaus tarafından yapılan harita projeksiyonları ve dünya çapında jeolojik modeller çalışması, süper kıta Pangaea’nın yaklaşık 220 milyon yıl önce parçalandığını, modern günümüz kıta kütlelerini oluşturduğunu, kırılmanın tetrahedronun uçlarını ve kenarlarını oluşturarak eşit uzaklıktaki hatlar boyunca gerçekleştiğini ortaya çıkardı. Bu, dört eşkenar üçgenden oluşan geometrik bir şekildir, Plato’nun Kutsal Katılarının ilk ve en basit olanı.

Son 200 milyon yılda kutup ve karaların hareketlerinin neden olduğu yerküredeki stres hatlarını analiz eden Goddard Uzay Uçuş Merkezinden Hanshou Liu’nun araştırmasına dayanarak, Spilhaus gezegensel yapıda daha sonra anahatları oluşan şeyin küp ve oktahedron kombinasyonu olduğunu buldu. Küp altı kareden oluşur ve oktahedronun uç uca iki Mısır piramidine benzer şekilde düzenlendiği sekiz üçgeni vardır veya fluorit kristalinin konfigürasyonundaki gibi.

Bunlar tetrahedronun ötesindeki sonraki iki yüksek Platonik katıyı oluşturur. Yerkürenin kristalin evrimi orada bitmedi, iki adet daha da karmaşık Platonik forma ilerledi.

Platonik katılar bir kürenin içine çizilebilen olağan çokyüzlülerin serileridir, en göze çarpanı her bir yüzün olağan bir pentagon (beşgen) oluşturmasıyla on iki – yüzlü figür olan dodekahedron’dur. Richard Hoagland, dört – kenarlı tetrahedronun (Platonik katıların en basiti) hem Dünyasal hem de Marsa ait formların kalbinde olduğunu ve her iki dünyadaki bir çok gezegensel anormalliği açıklayabileceğini tartıştı. Birincil öneri gezegenlerin kalplerinde kristal olduğudur.

Bazıları bunun Vahiy Kitabında Yahya’nın kehanetini açıklayabileceğine inanıyor, bu kitapta gelmekte olan Yeni Kudüs ve Yeni Dünyayı “bir kristale akan ışık gibi ışığa sahip olarak” ve şeklinin küp olduğunu tanımlıyor.

Gezegensel Dodeca (On iki yüzlü)

1970’lerde, üç Rus, tarihçi Nikolai Goncharov, yapım mühendisi Vyacheslav Morozov ve elektronik uzmanı Valery Makarov Sovyet Bilim Akademisinin bilim dergisi Kimya ve Yaşam’da, geniş sayıda doğal fenomeni tek bir gezegensel sisteme birleştirdiği görünen geometrik ızgara modelinin keşfini ilan ettiler. Onların çalışmaları, Amerikalı araştırmacı Ivan T. Sanderson’un yerkürenin yüzeyinde eşit mesafelerde yerleşik olan on iki “alçak vorteks” veya elektromanyetik enerji bozuklukları (Karaipler yakınındaki Bermuda Şeytan Üçgeni  ve Japonya’daki şeytan denizi bunlardan ikisi) adını verdiği kendi bulgularına dayanıyordu.

Üç Rus’un bulduğu şey, bu merkezleri ikili kristal yapısına bağlayan altta yatan bir kafes olduğu idi, ikozahedron (yirmi yüzlü) ve dodekahedron (on iki yüzlü) arasında bir kombinasyon. Şaşırtıcı olmayan şekilde, bunların son bir milyon yıldır yerküre tarafından dışarı yansıtılan Platonik serilerdeki dördüncü ve beşinci katılar olduğu ortaya çıkıyor. Yirmi yüzlü, bir topu oluşturan yirmi üçgenden oluşur ve on iki yüzlü kenarları on iki beşgenden oluşur. Kadim insanların yerkürenin kristal ızgaralarını çok iyi bildikleri onların literatüründe ve kalıntılarında görülebilir.

Tarih, mühendislik ve elektronik deneyimlerinin birleşik deneyiminden yola çıkarak, Rus bilim insanları teoride örgü modelini – ‘kozmik enerji matriksi – engelleyen hiç bir şeyin olmadığına karar verdiler, bunun yerkürenin yaratıldığı zamanda yerkürenin yapısına inşa edildiğini söylediler, ki bunun şekli bugün hala belirsiz şekilde algılanabiliyor. Genç neslin resmi Rus dergisi Pravda, Dünyanın bir kristal olarak başladığı ve kendisini yavaşça bugün olduğu küremsi şekle biçimlendirdiği önerisiyle bu fikri takip etti.

Varsayımlara göre, kristal yerkürenin yüzeyini kaplayan on iki beşgen şeklinde tabakalarda – dodekahedron – hala görülebilir. Bunun üzerine 20 eşkenarlı üçgen kaplı. Tüm geometrik yapının kadim uygarlıkların sitelerinde, yerküre faylarında, manyetik anormalliklerde ve ızgaranın kesişme yerlerinde veya ızgara hatları boyunca yerleşik olan bir çok diğer aksi taktirde ilgisiz olacak yerlerde etkisinin görülebileceğini iddia ediyorlar.

Plato gezegenin uzaydan nasıl görüneceğini tanımlarken, on iki parça kumaşın bir araya dikildiği bir topa benzediğini ifade etmişti. Bunlar on iki yüzlünün on iki beşgeni olurdu, ki ayrıca Icosa ızgarasının da çerçevesini oluşturur. Güney Asya’da Khmer harabelerinde ve Fransa’da Druit kalıntıları arasında bulunan altın nesneler, ek olarak İskoçya’da Neolitik periyottan kalan taş topların hepsi, kristal ızgaranın tetrahedrondan dodekahedrona geometrik ilerlemesini gösteriyordu ve inisiyeler için gezegensel enerji sistemlerinin evrimini anlamaları için eğitim aletleri olarak kullanılıyordu.

Satürn Hegzagon’u (Altıgen)

NASA’nın Cassini uzay roketi yıllardır halkalı gaz dev Satürn’ün yörüngesinde dönmekteydi ve gezegenin fırtınalı atmosferinin bazı çok ayrıntılı resimlerini gönderdi. Satürn’ün Kuzey Kutbunda süzülen devasa (24,135 km çapında) mükemmel bir altıgen bulut olduğu görülüyor. Bunun daimi bir özellik olduğu görülüyor. İlk kez Voyager uzay gemisi tarafından belirlenen bulutun, yıllar sonra Cassini uzay roketi ile yeniden fotoğrafı çekildi, hala orada ve değişmemiş. Şimdiye kadar NASA bilim insanları tatmin edici bir açıklama yapamadı.

Bazıları bunun şeytanın tezahürü olduğunu düşünüyor, diğerleri bunu günlük hayatlarımızı etkileyen yansıtıcı enerji olarak görüyor. Uzay araştırmacısı Richard Hoagland bunu hiperboyutsal enerji akışının bir kanıtı olarak görüyor. Elbette, bir tür geometrik kuvvet alanının veya durağan dalganın varlığını işaret ettiği görülüyor. Başka deyişle, gezegenin altta bulunan formu kristalindir. Hoagland Dünya ve Mars’ın her ikisinin de temelde tetrahedron olduğunu (dört eşit üçgen) ve her iki gezegenin kadim uygarlıklarının bunu bildiklerini ileri sürdü. Dünyanın şekli için geometrik bir temel gören çoğu insan ayrıca kadim ızgaralar ve ley hatları ile bağlantıyı da görüyor. Tüm bunlar bir tür gezegensel bilincin varlığını öne sürüyor.

Alternatif topluluktaki çoğu kişi için, Satürn altıgeni ve ona eşlik eden aurora, gezegenler gibi tüm büyük yapıların çekirdeğinde olduğu düşünülen altta yatan geometrik modelleri akla getiriyor. Burada Dünyada araştırmacılar depremler, fırtınalar ve volkanik aktiviteler gibi fenomenlerde ve kuşların ve memelilerin göçleri ve bir çok diğer doğal fenomenlerde kapsayıcı formları dikkate aldılar. Gezegenin jeomanyetik alanındaki değişimler, yerkürenin rezonansındaki değişiklikler ile ilişkilendirildi ve bir tür devam eden, aslında organik bir değişim sürecinin göstergesi olarak yorumlandılar.

Satürn’ün gizemli altıgenine neden olan her neyse, en azından bilim kurumları tarafından hiç beklenmeyen yerde bir tür simetrinin var olduğu açıktır.

Tokyo Teknoloji Enstitüsündeki Yerküre – Yaşam Bilimi Enstitüsünün araştırmacıları için, ana sorunun yerkürenin merkezinde hangi alaşımların bulunabileceği olduğu görünüyor. 2013’te, şimdi ELSI’nin yöneticisi olan Kei Hirose oluşumu 4,5 milyar yıl önce olduğundan, yerkürenin çekirdeğinin 1,000°C kadar soğutulabileceğini bildirdi. Henüz keşfedilmemiş enerji kaynağı olmadıkça, jeomanyetik alanı devam ettirmek için bu kadar büyük miktarda soğutma gerekli olurdu. Bu sonuçlar derin yerküre topluluğu denilen şey için çok büyük sürpriz oldu ve “Yeni Çekirdek Isı Paradoksu” olarak değinilen şeyi yarattı.

Geleneksel görüş eriyik çekirdeğin çoğunlukla demir olduğu iken, yeni bulunan kanıt – Yerkürenin çekirdeğinin çoğunlukla kuvars kristali olduğu – kristal gezegen kavramının ve ima edilen kutsal geometrinin o kadar da inanılmaz olmayabileceği anlamına geliyor.

~ Atlantis Rising Dergisi

 (Çeviri: Saffet Güler)