LORD MAİTREYA

Natalie Glasson kanalıyla – 07/12/09

Dünyadaki önceki bir enkarnasyonum sırasında, karmaşıklığıma ve ayrılık hislerime yanıtlar ararken, kumlu bir yolun kenarına oturan ve yanından gelip geçenleri kabul eden bilge bir adamla karşılaştım. Topraklar ıpıssız idi, ama insanlar iş bulmak, ailelerini görmek veya daha fazla yiyecek bulmak için köyler ve şehirler arasında kilometreler boyunca yolculuk yapıyorlardı. Zengin bir ülke değildi, sıcak ve bir parça çaresizdi, ama beni kalbine çekmişti.

Bilge adam oturduğu yerin önünden geçen tüm insanları kabul ettiği gibi beni de kabul etti, başıyla selamlayarak ve bilgeliğinin bakışıyla karşıladı. Yolculuklarımda aradığım yanıtlara sahip olduğu veya en azından içimdeki acıyı hafifleteceği görünen gece gündüz huzurla oturan birçok adamın önünden geçmiş olmama rağmen, bu bilge adam merakımı uyandırmıştı. Bilge adamı kutsadım ve cebimden bir parça yiyecek çıkarıp istekle bilge adama sundum. Yanına oturmamı işaret etti, yiyeceği önündeki kumlu zemine bıraktı. Kafam düşüncelerle, sorularla, güdülerle, öfke ve neden bu kadar acı, karmaşa ve ayrılık hissettiğimi bilme arzusuyla meşgul olarak oturdum. Anlayamadığım bütün bir dünya varmış gibi hissediyordum. Bu bilge adamdan gelecek herhangi bir rehberlik beklentisi sessizlik içinde oturmamı sağlamıştı, sadece yoldan geçenleri seyrederken zihnimden ve gözlerimden gelen hareket vardı.

Uzun görünen bir süre geçti ve biz hala sessizlik içinde oturuyorduk, sabırsızlığım artıyordu, derim kuvvetli günışığında yanıyordu. Sıcaklık, toz ve sessizlik dayanılmazdı, ama içimdeki bir şey bana oturmamı, bilge adamın isteklerine itaat etmemi ve en sonunda bilge adamdan bilgelik sözleri almayı ummamı söylüyordu.

Dört oğlan çocuğun bilge adamın önündeki ona sunduğum yiyeceği teşekkür etmeden ve haber vermeden aldıklarını gördüğüm zaman öfkem ve hayal kırıklığım sınırları aşmıştı, tüm sahip olduğum şey gitmişti ve buna rağmen kalma dürtüsü hissediyordum.

Gün geceye dönerken, şiddetli bir soğuk indi; bedenimi uyuşturan bir serinlik, ama düşüncelerimi ve duygularımı aktif ve canlı tutmuştu. Ara sıra bilge adam içecek bir şeyler vermek için bana dönüyordu, ben de alıyordum. O zaman onunla konuşmaya başlamak için zihnim meşgul olmaya başladı, bir kez daha oturma pozisyonuna kaldığı yerden devam etti ve umarak ve bekleyerek tekrar oturmaya zorlandım.

Beş uzun gün geçti ve sessizlik içinde oturmaya devam ettik, ama içimde bir şeyler değişiyordu; bir dinginlik, iç huzuru ve sınırsız olma duygusu beni kaplıyordu.

Altıncı gün şafak sökerken bilge adam bana döndü ve dedi ki,

‘Aradığın şey içinde, enerjinin kilidini açan sözcüğü bulmalısın; bu bütün hissetmeni sağlayacak. Kendinden saklanma, gerçek benliğini kucakla, bil ki eğer kucaklarsan başkaları seni kabullenir ve kendi içlerinde aynısını bulur. Acıdan asla kaçamazsın, ama onu daha iyi bir şeye dönüştürebilirsin.”

Bilge adam yerden kalktı ve günler önce benim geldiğim yönde kumlu yolda yürümeye başladı. Tekrar oturup oturmayacağını anlayana kadar bir süre onu izledim. Yerini bana mı bırakmıştı, yoksa onun gitmesine mi neden olmuştum?

Düşüncelerim bilge adamın sözlerine odaklanmaya başlamıştı,

‘Enerjinin kilidini açan sözcüğü bul”, bu cümle zihnimde dolanmaya devam etti. Düşünmeye başladım, bana aşina olan sözcükleri düşündüm, kendi ismimi, ailemdekilerin isimlerini ve hatta kilidi açma anlamına gelen farklı sözcükleri, ama hiçbiri içimde bir şeyleri değiştirmedi. Bir yıldırım etkisi bekliyordum, ama hala bedenim yorgun ve bezgin orada oturuyordum. Sonra düşünme şeklimi değiştirmeye başladım; kendi dilimdeki Yaratıcımızın ismini düşünmeye başladım, bu enerjimde hafifleme yarattı, neredeyse dokuz gündür oturmamın getirdiği gerilimin hepsi yıkanıp gitti.

Bir kadının ve küçük oğlunun yanımdan geçtiklerini fark ettim, bilge adamın beni kabul ettiği şekilde onları kabul ettim ve şaşkınlığıma kadın küçük bir yiyecek parçası çıkarıp önüme koydu. Alçak sesle, “Yanıt henüz bulunmadı” dedi. Yaşadığım şok beni boğdu, “şimdi kendini oyalama” dedi.

Bu deneyimle kararlılığım ve kuvvetim arttı, kadının bıraktığı yiyeceği hiç yemedim, çünkü sanki onun sözleri tüm bedenimi beslemişti. Günler geçti ve hala huzur ve artan uyum içinde oturuyordum. Sözcükler zihnime düşüyordu, ama hiç birinin ağırlığı veya gücü olduğu görünmüyordu, ta ki keskin soğuk bir gecenin ortasında bir sözcükle karşılaşana kadar. Sözcük sevgi idi. Bu sözcüğün beni sıcaklıkla doldurduğu görülüyordu, soğuğun neden olduğu uyuşma eriyip giderken kol ve bacaklarım yanıyordu. Sanki göğsüm tutuşmuştu, yanıyordu, sanki benim için çok tanıdık olan acıyı ve ayrılığı eriten kendi sıcaklığımı üretiyordum. Bedenim enerjiyle doldu; mutluluk ve sevinçli duygular hissediyordum, daha önce asla hissetmediğim duygular. Şafak sökerken eski benliğim ve hislerim benden uzaklaşıp giderken, tüm bedenim ikiye ayrılmış gibiydi. Kendimi sadece altın ışık olarak tanımlayabiliyordum, altın ışık içimin derinlerinden yayılıyordu.

Birkaç gün sonra, cennetlerin bana açıldığını deneyimledim, yolumu, amacımı ve diğer ruhlarla ve elbette Yaratıcı’nın ruhuyla derin bağlantılarımı gördüm. Mesih’in ismini veya sevgiyi kabullendim, bu sözcük benim için o kadar değerli oldu ki bunu yaşam yolculuklarında karşılaştığım başkalarıyla paylaşmaya başladım. Bu uyanış, anlayış ve değişim noktam oldu. Mesih olmamı, Yaratıcı’nın sevgi enerjisini herkesin kabullenmesi için gezegensel seviyede taşımamı sağlayan yaşamımdaki zirve anı idi.

Anılarımdan keyif aldığınızı ve enerjinizin kilidini açacak sözcüğü düşünmeniz için sizi teşvik ettiğini umuyorum; bu belki sevgi sözcüğüdür, belki de değerli olan başka bir sözcüktür. Bu sözcüğün kendi gerçeğinizi kucaklamanıza ve enerjilerinizi daha iyisi için dönüştürmesine yardımcı olmasını umuyorum. Şimdi bu anı, yaşamımı değiştiren bilge adamı ve her şeyi bir araya birleştiren Yaratıcıyı onurlandırmaya adıyorum.