ATLANTİS’TE TEDAVİ

Shirley Andrews

“Lemurya ve Atlantis” – Kozmik Kitaplar

Atlantis’te tedavi merkezlerinde yetenekli doktorlar hastanın iyileşme sürecini hızlandırmak ve hastalığını tamamen ortadan kaldırmak için kristallerden, piramitlerden, seslerden, renklerden ve düşüncelerden yararlanmışlardır. Onlarla çalışmış oldukları için uzak bölgelerde insanlar hala bu teknikleri kullanmaya devam etmektedirler.

Virginia sahilinde bulunan Edgar Cayce Enstitüsü’ndeki bir konferans sırasında Amerikan yerlilerinden bir doktorun, felç geçiren bir genci sakinleştirmek kuvars kristallerini, sesi ve ellerinde bulunan enerjiyi kullanmasına tanık oldum. İlk önce Peru’ nun tarih öncesi dönemlerinden kalma bir flüt çaldı; daha sonra ise Avustralya yerlilerinin rüya zamanını canlandırmak için çaldıkları uzun, flüte benzeyen “didgeridoo” adlı aletten yükselen hafif bir müzik odayı kaplayıverdi.

“Birçok yaşam süresi boyunca Atlantis’te tedavi üzerine çalışmalar yaptım. Kristalleri ışık ve sesle, bazen de biraz müzikle birleştirerek kullandığımı hatırlıyorum. Şimdiki yaşantımda da sahip olduğum tedavi yeteneklerinden bir kısmını önceki yaşantılarımdan ödünç aldım ve bunları da gözlerim aracılığıyla ortaya çıkardığımın farkına vardım.

“Tedavi sırasında kalbe yakın bir yaralanmada sol elimi yaranın üzerine, sağ elimi de altına koyuyorum. Daha sonra yaraya bakıyorum ve görüş alanım bulanıklaşmaya başlıyor ama onun merkezinde yara üzerinde yoğunlaşmış, yedi santim çapında belirgin bir alan yer alıyor. Görüntü yaranın içinde ilerliyor ve tıpkı içinde binlerce küçük, kırmızı renkli nehrin akmakta olduğuna benzer bir şekle sahip dolaşım sistemini görüyorum. Yaraya bakmaya ve vücudun içinde ilerlemeye devam ediyorum. Bu sırada yara veya hastalık üzerinde kahverengi bir gölgenin oluştuğunu fark ediyorum. Gözlerimden yayılan enerjiyi arttırıyorum. (Gözlerimin içinde enerji sonucunda gıdıklanmaya benzer bir şeyler hissediyorum) Enfeksiyona yaklaştıkça patlamakta olan mısır seslerine benzer çatırtı ve patırtılar duymaya başlıyorum; bu enerji sayesinde enfeksiyon buharlaştırılarak yok ediliyor. İnsanlar çoğunlukla tedavim sırasında vücutlarında bir sıcaklık hissettiklerini söylüyorlar.

“Kemikte meydana gelen bir yaralanmada ise birçok kemik molekülünü kafamda canlandırırım ve tedavi boyunca bana yardımcı olmaları için zihnimde kemiğin birleşme noktasında onları toplarım. Bir keresinde trafik kazasında bileğini altı yerden kıran bankacı bir arkadaşımın üzerinde çalıştım. Kırılan yerden kemiklerin hareket etmesini önleyebilmek için eline ve kolunun ön kısmına iki tane değnek yerleştirilmişti. Ona haftada bir kere yirmi dakikalık seanslar uyguladım. Kontroller için doktora gittiği zaman doktor, ‘Şimdi fizik tedaviye başlayabiliriz’ demiş ama arkadaşım bunun 11.000 dolara mal olacağını öğrenince vazgeçmiş; daha sonra ilk ışın tedavisi için gittiğinde doktoru bileğinin nasıl bu kadar çabuk iyileştiğine şaşırmış. Bunu bana anlatınca büyük bir memnuniyetle gülümsedim ve ve doktoruna bileğine uyguladığımız tedaviden söz edip etmediğini sordum. O da, ‘Tabii ki söz etmedim,’ diye cevap verdi. Şimdi arada sırada onu bankada ziyaret ettiğim zamanlarda onun sanki bileği hiç kırılmamış gibi yazı yazmaya devam ettiğini görüyorum. Ona yardım ettiğim için hem kendime hayret ediyorum, hem de büyük bir mutluluk duyuyorum. ” – KATHLEEN KEITH

Kristaller enerji üretememelerine rağmen onu harekete geçirebilmekte, başka bir yöne çevirebilmekte veya bazen de biriktirebilmektedirler. Bunun farkına varan Navaho doktorları kristalleri enerjilerini arttırıp hastalarına yönlendirme sırasında kullanmışlardır. Kristaller tıpkı elektrik akımının devam etmesi için radyo, televizyon ve bilgisayarda kullanıldıkları gibi insan vücudunda da oldukça yararlı olabilmektedir.

Her hücrede etrafımızı çevreleyen enerjiyle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içinde olan ve bize hareket ederek enerji kazandıran küçük elektrik yükleri vardır. Bizim düşüncelerimizi ve hislerimizi sinir hücrelerimizde bulunan elektrikli ağlar yoluyla iletmektedirler. Bu yüzden tedavi sırasında hücreler arasında iletişimin sağlanmasına yardımcı oldukları için kuvars kristalleri çok faydalı olabilmektedirler.

Kuvars kristalleri, topraktan çıkarıldıklarında silikon şeklindedirler. Lavlar ve yanardağlardan dışarı çıkan kaya parçalarından veya okyanus tabanlarındaki tektonik oluşumların ayırdığı yarıklardan fışkıran maddelerden oluşan Mu ve Atlantis’te bol miktarda kuvars kristali bulunmaktaydı.

Atlantis’te tedaviyle uğraşmış olan ruhların büyük bir kısmı dünyaya geri döndü ve birçoğu da önceki yaşamlarında kristalleri de kullanarak gerçekleştirdikleri tedavileri uygulayan başarılı doktorlar oldular.

“Ben ruh gücüyle tedavi uygulayan biriydim ve bu türden bir tedaviyle kırılan kemiklerden ALS’ye kadar her türlü hastalığın etkisini azaltmak mümkündür. Unutkanlığın pençesinden kurtulmayı başardım ve geçmiş yaşantılarımda yaptığım her şeyi net bir biçimde hatırlıyorum. Bende bulunan bu enerji sayesinde Lemurya, Taucadia ve ‘Kırmızı Topraklar’da oldukça faydalı işler gerçekleştirdim. Bağlantı kurduğum enerji sayesinde tedavi gerçekleşiyordu. Ben sadece sevgiyi ve enerjiyi yönlendiriyordum.” ANONİM

“Enerjiyi dengelemek ve çakralan açmak için çatal seslerini kullanıyorum. Bazı yeni kristallerim vardı ve sonuçlar hayret vericiydi. Eğitmenim Atlantis’te görevli bir tedavi uzmanı olduğumu söylüyor.” EVELYN URBAN-WERN, M.ED.2

Evelyn, bütün hastalıkların ve rahatsızlıkların zaman içinde yaşam enerjisini sağlayan sistemde meydana gelen dengesizlikler veya müdahalelerden dolayı oluştuğuna inanan bir enerji tedavi uzmanıydı. Atlantis zamanından kalma yöntemleri kullanarak bir hastasını tedavi edeceği zaman enerji akışını baş kısımdan ayak uçlarına ve parmaklarına kadar her yere uygulamaktaydı. Eğer bir tıkanıklık meydana gelirse kristaller aracılığıyla doğal enerji akışını yeniden düzenlemekteydi. Böyle bir deneyim kişiye sevgi hislerinin artması, hastalığının düzelmesi, ruhunun aydınlanması, farkındalığının artması gibi şeyler de kazandırmaktaydı. Bütün bu sayılanların hepsine de kişi amacına ulaşırken ihtiyaç duymaktadır.

“Bizler kristallerin yardımıyla hastalarımızın çakralarını düzenleme ve fiziksel, ruhsal sorunlara yardımcı olma konusunda oldukça başarılıydık.”

NEW HAMPSHIRE’DAN İKİ TEDAVİ UZMANI

Atlantis’te bulundukları günlerde sahip oldukları yeteneklerini hatırlayan uzmanlar, meditasyon sırasında yoğunlaşabilmek ve vücudun içindeki titreşimlerin doğal hareketliliğini kolaylaştırmak için kuvars kristallerinden yararlanmışlardır. Taşlar tedavi eden kişinin düşüncelerinden aldığı enerjiyle tıpkı bilgisayarda olduğu gibi hastanın vücudundaki ritmi artırmakta ve harekete geçirmektedir. Hastalık sonucu meydana gelen felç ve depresyon gibi sorunlar azaltılarak doğal enerji akışının artırılması ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi sağlanmaktadır.

Atlantis’teki başka bir rutin tedavi işlemi de muhtemelen aynı şekilde gerçekleşmektedir. Uygulayıcı kişi tarafından hastaya enerji çekip vermesi için kristaller, alçak bir kanapeye uzanmış veya bağdaş kurarak yere oturmuş hastanın başına, ayaklarına ve yan taraflarına yerleştiriliyordu. Uygulayıcı, dikkatli bir şekilde taşları hastanın başına (en önemli bölge), göbeğine, üçüncü gözüne ve dengesi bozulmuş olan vücudun diğer bölgelerine yerleştirirken, hasta da her iki elinde birer kristal bulunduruyordu. Orada bulunan arkadaşları da hastaya sevgilerini ve tedavi için gerekli olan enerjiyi kristaller aracılığıyla ulaştırabilmek için yoğunlaşarak meditasyon yapıyorlardı.

Kristalin etkinliğini birçok değişik faktör etkilemektedir. Kullanmadan önce onları temizlemek oldukça önemlidir; ayrıca taşı güneş ışığını doğrudan alacak şekilde üç gün boyunca sabunlu suyun içinde bekletmek de taşın etkinliğini arttırmaktadır. Yine benzer şekilde kristali steril bir suyun içine veya içinde birkaç damla çiçek esansı bulunan suyun içinde bir-iki dakika bekleterek de aynı etkiyi sağlayabiliriz. Kristalin rengi de oldukça önemlidir. Genelde kuvars kristalleri renksizdir; ama eğer soğuyan lav tabakasının içinde metalik bir toz varsa, kristal renk kazanacaktır.

“Atlantis’te uzmanlar pembe kuvarsları kaplıca tedavilerinde, insanlar ise günlük yaşamlarında kullanıyorlardı. İnsanlar genelde uzman olan rahiplere konsantrasyon işlemine yardımcı olmaları için giderlerdi ve böylece kendi başlarına taşı gerektiği şekilde kullanabilirlerdi.” CARRIE BLAKLEY

Gül kurusu kuvarslar, pembe; mor kuvarslar, ametist; sarı renkli olanlarsa sitrin (limon kabuğu) adıyla anılmaktadırlar. Pembe kuvarslar en iyi kalpte, üçüncü gözün yanındaki başın merkez kısmında ve diğer nabız bölgelerinde işe yaramaktadır; ayrıca duygusal bozuklukların tedavisinde fiziksel olanlardan daha etkili olmaktadırlar. Bu nedenle diğer bir adı da “sevgi taşı” dır. Düzenli kullanıldığında, pembe kuvars taşı kişiye huzur, içsel rahatlama sağlamakta ve dengesini ayarlaması gibi konularda yardımcı olmaktadır. Bu duygular sadece seks odaklı olmayan gerçek sevgi duygularının etkisine sahiptir. İçinde beyaz renkte olan “titanyum dioksit” ile kırmızı renkli “ironoksit” bulunan pembe kuvars taşı, magnetizma tarafından yönlendirilmektedir. Kişinin düşünce sistemini ve enerjisini çoğaltırken bir yandan da mutluluk verici sevgiye ulaşmasına yardımcı olur.

Duman rengindeki kuvars taşlarının rengi, açık gökyüzü grisinden koyu kömür grisine kadar değişmektedir. Siyah damarlı akik taşları gibi duman grisi kuvarslar da geçmişte yaşadığımız kötü olayları hatırlayabilmemizi sağlarlar. Bunlar istenmeyen anıların etrafa yaydığı negatif titreşimIeri beynimizden ve vücudumuzdan çekip almamıza ve kendimizi tedavi edebileceğimiz boş bir alanın ortaya çıkmasına yardım ederler. Depresyonu da ortadan kaldırabilen bu taşın ortaya çıkarttığı enerji kullanıcı veya hasta üzerinde istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına yol açabileceği için, kullanmadan önce bir uzmana başvurmak gerekir. Bu kuvars taşını kişi tek başına kullanmamalıdır.

Tedavi ve meditasyon sırasında en güçlü taşlar şeffaf renkli kuvarslardı. Bu taşlarla tedavi sırasında vücudun enerjisini kısa bir zamanda ayarlamak ve hızlı bir şekilde zihinsel ve ruhsal olarak daha yüksek bir bilince ulaşmak mümkündür. Tedavinin tam olarak gerçekleşmesi için yetenekli uzmanlar, şarkı ve müziğe de yer vermektedirler. Aynı zamanda mum ışığı, kehribar kokusu, reçine, moldavit ve buhur da hastanın sakinleşmesine, tedaviye cevap vermesine ve sağlıklı olmanın nasıl bir his olduğunu hatırlamasına yardımcı olmaktadır. Bu yaşadıkları hastanın sağlığını geri kazanacağına olan inancını arttırıyordu. Güçlü bir inanç duygusunun iyileştirici etkisinin olduğu, bilinen bir gerçektir.

Edgar Cayce, kristalleri sadece şans getirmesi için değil aynı zamanda vücudun titreşimleri üzerinde yararlı etkileri olabileceği düşüncesiyle taşımamız gerektiğini söylemektedir. Bazı sağlık uzmanları, başımızın tepesine şeffaf renkli bir kuvars taşı koymamızı söylerler; böylece taşın beyindeki elektromanyetik dalgaları toplayacağına, dengeyi sağlayarak yeniden beynimizi canlandıracağına inanırlar. Yastığınızın altına koyduğunuz bir kristal güzel rüyalar görmenizi ve rahat uyumanızı sağlarken, bahçenize koyduğunuz bir kuvars taşı da bitkilerinizin daha çok büyümesine yardımcı olacaktır.

Kristaller pek çok yolla Atlantisliler’ e hizmet etmişlerdi.

“Atlantis’te doğum yapılan odaların duvarları ve dünyaya yeni gelen varlığın daha iyi bir görüntü ve his uyandırması için parlak, yeşil renkli kristallerle kaplanıyordu.” HERMA WALDTHAUSEN

Kuvars taşlan bugün olduğu gibi hastalığın teşhisine yardımcı oluyordu. Kişinin vücudunda gezdirince sorunlu bölgede taşın rengi biraz değişiyordu. Hopi kızılderilisi Mavi Kurt kristaller yoluyla insanların karşı taraftan gelen enerji “döngüsü”nü görebildiklerini söylemiştir.

“Uzun yıllar önce Atlantis’te bulunan kristal bir odayı ziyaret etmiştim. Hatırladığım kadarı ile odalar ya da duvarlar daire şeklinde idiler. Odada çok fazla ışık vardı ve tavanın kubbe şeklinde olduğunu gördüm. Bana tedavi amacıyla ışıktan, renkten ve sesten yararlanabileceğim söylenmişti. Bu yaklaşık olarak M.Ö. 15,700 yılında oluyordu. Bu şekilde dört Atlantisli kadının hayatını kurtardım. Bu kadınların şu anki isimlerini biliyorum ; ama, henüz onlara ulaşamadım.”

Bir çok insan, Atlantis’teki kristal odaları hatırlamaktadır. Bu odaların içinde bol miktarda kristal ve tedavi ile beynin gelişimine katkıda bulunabilmek amacıyla kullanılan farklı taşlar da bulunuyordu.

Oldukça zeki olan Atlantisliler,vücudun tekrardan kendini yenileyebilmesi için zararlı güçleri yakarken kristalleri kullanmışlardır. Bu işlem Atlantis’in başkentindeki bir tapınağın gizli gençleşme bölümünde başarıyla gerçekleştiriliyordu. Odaya alınan hasta bir sandalyeye yaslanıyordu ve teknisyenler, kristal aracılığı ile güneş ışınlarını yaşlı vücuda gönderiyorlardı. Bu sırada uzmanlar, değişik frekanslarda sesler çıkarıyorlardı; bu sesler ise yaşlı dokuları harekete geçiriyor ve hücrenin moleküllerini yeniden canlandırıyordu. Bu işlem kişinin hormon dengesini yeniden düzenliyor, kırışıklıkları yok ediyor ve enerji tekrardan vücuda dönüyordu. Bu noktada yetenek ve dikkatin büyük önemi bulunuyor. Çünkü eğer kristal çok yüksek bir seviyede akort edilirse vücuda zarar verebilirdi. Bu işlemi bir kere yapmak onlara yetiyordu çünkü Atlantisliler yaşlandıkça, tıpkı uzun süren bir tatil gibi zevk aldıkları şeyleri çok fazla yaptıklarında eskisi kadar eğlenceli olmadığının farkına varmışlardı. Sonuç olarak bir tek fiziksel bedende çok daha fazla vakit geçirme fikri dünyadan ayrıldıktan sonra tekrar gelme deneyimi kadar cazip görünmüyordu.

Piramit şeklindeki yapılar, Atlantis ve Mu’ da çok yaygın görüntülerdi. Araştırmacılar, bu binaların içinde gizli bir enerjinin bulunduğunu keşfettiler.

Giza’daki Büyük Piramit’te bulunan eski dönemlere ait hayvan ölüleri, hala eskisi gibiydiler; hiç çürümemişlerdi. Etrafta herhangi bir koku yoktu ve mumyalanmış gibi görünüyorlardı. Ayrıca araştırmacılar, uygun şartlar altında piramitlerdeki bu enerjinin bıçakların ucunu keskinletmek, çeşme suyunun tadını güzelleştirmek, bitkilerin çabuk büyümesi, tohumun filizlenmesi, bataryaların doldurulması, tedavi sürecinin hızlandırılması ve canlılığı, kuvvetliliği arttırma gibi özelliklerinin de bulunduğunu iddia ediyorlardı.

“Piramitler hakkındaki en önemli gerçek, onlarda bulunan enerjinin insanların karmaları üzerinde yoğunlaşarak hızını artırdığı ve enerji ile beslemekte olduğudur. Örneğin insan, hayatının bazı belirli kısımlarını öğrenme ihtiyacı duyarsa (karmayla ilgili olarak) bu enerjiyi kullanarak daha çabuk gerçekleştirebilmektedir. Bu da, kişinin bir ilişkisinin kesildiği anlamına gelmektedir. Ama olaya olumlu açıdan bakarsak, kişi eskisi iyi olmadığı için yeni bir ilişkiye başlayabilir. Yine de, böyle bir insan Büyük Piramit’ te bulunan Kraliçe’ nin odasında uyursa, hayatının karmasını tamamlayamadan ölür.” WIM RASKAM – Hollanda

Lemuryalılar ve Atlantisliler genelde tapınaklarını enerjinin daha kolay yayılmasını sağladığı için piramit şeklinde yapıyorlardı. Daha fazla enerji sağlamak için ise, binaların tepelerine veya yakınlarına kuvars taşları koyuyorlardı. Bu yerler enerjiyi yeniden oluşturma ve doldurma yerleriydi. Çünkü kişi piramit içinde meditasyon halindeyken binadaki fazla titreşimi toplayarak enerjisini yeniden düzenlemek mümkündür. Birçok eski Maya şehrinin mimari planı, Mu ve Atlantis’in torunlarından kendi çocuklarına emanet ettikleri bilgileri yansıtmaktaydı. Bu şehirlerin merkezinde yüzleri kutsal bir binaya dönük olan dört piramit yer almaktaydı.. Binalar yaz ve kış gündönümlerinde güneşin doğuşunu ve batışını yansıtacak şekilde yerleştirilmişlerdi. Mayalar, atalarının bu önemli binaları bu şekilde yerleştirmelerini, dünyanın başlangıcında tanrıların da böyle yaptıkları şeklinde açıklamışlardı.

Muhtemelen piramitlerin pozisyonu bu garip şekillerin ürettiği enerjinin dağılımını hızlandırmaktadır. Internet’te tanıştığım arkadaşlarımdan biri, rüyasında buna benzer bir yapı gördüğünden söz etmişti. Gördüğü şey dört yöne göre ayarlanmış dört piramidin oluşturduğu merkezi bir binaydı. Merkezde evrendeki enerji toplayarak dört piramitin tepesindeki kristalIere gönderen eşsiz bir kule yer almaktaydı. O, binalardaki insanların kristallerdeki enerjiyi tedavi amacıyla kullandıklarına inanmaktaydı.

Uzun zaman önce yaşamış olan duyarlılıkları yüksek kişiler, evrendeki karmaşık güçlerin beynimiz ve vücudumuz üzerinde etkileri olduğunu anlamışlardır ve ondan yararlanabilmek için binalar inşa etmeleri gerektiğinin farkına varmışlardır. En uygun yerleşim yerini seçmek içinse “feng shui” veya “geomancy” yöntemlerini kullanmışlardır. Arazinin şekli, yeraltı kaynakları örneğin toprakta bulunan kristaller gibi değerli maddelerin bulunması, etraftaki yerçekimi, manyetik alan elektrostatik enerji gibi etkenlerin varlığı bu seçimde dikkate alınıyordu. Yakın zamana kadar Uzak Doğu’da feng shui yöntemi kullanılıyordu ve günümüzde bu yöntem çok hoş bir şekilde geri dönmüştür.

İtalya’ nın kuzeyinde Alp Dağlan eteklerinde Valchiusella Vadisi’nde yaşayan 800 kişiden oluşan “Damanhur” ruhsal topluluğunun temelleri, Atlantis teknolojisi üzerine kurulmuştur. Damanhurlar, Atlantis’e yolculuk yapabilme yetenekleri sayesinde kayıp bir ülkede yaşadıklarına benzer şeyleri yeniden yaşayabilecek bilgiye sahiplerdir. Burada bulunan herkes geniş, daire şeklindeki bir katedral ve onun çevresinde bulunan göz alıcı güzellikteki binalar etrafında yaşamlarını sürdürmektedirler. Damanhurlar’ın, görüntülerini altı saat boyunca çekmesine izin verdikleri bir gözlemci, tapınaklarında müziğin çok fazla rol oynadığı törenlerinin tam bir görüntüsünü elde etmiştir. Binanın parlak kuvars taşından yapılan geniş kubbesi mozaik şeklinde düzenlenmiştir ve güneş ışığı kristallerin içinden geçince katedralin içine rengarenk gökkuşakları yayılmaktadır.

“Reiki’yi Atlantis’e götürdüğünü öne süren bir teknisyen kısa bir süre önce bana kendi tedavi yöntemlerini öğretti. Şimdi burada çalışmakta olduğum beş kişiyle daha önce Atlantis’te de beraber Reiki yaptığımı hatırlıyorum. Teknisyen bana ilk defa Reiki yapmayı öğretirken, Atlantis’teki ‘Güzellik Tapınağı’na ait görüntüler zihnimde belirmeye başladı. Beşimiz de kapının doğu tarafından doğmakta olan güneşe bakıyorduk. Binlerce yıl sonra burada aynı şey tekrarlanıyordu.” ANONİM

Reiki uygulayıcıları, hastalarının içlerindeki elektrik titreşimlerini güçlendirmek ve tedavi süreçlerini hızlandırmak için başları, kalpleri ve avuçlarıyla enerjiyi dışarı göndermektedirler.

“Büyük tedavi tapınaklarında çalışmış bir sağlık uzmanı olarak Atlantis’ teki diğer yaşamlarım hakkında çok şey hatırlıyorum. İlk başta insan vücudunun dengesini sağlayabilmek için Reiki ve sesle çalıştım. Bu şehre taşınınca oldukça hayret verici bir şekilde Atlantis’te beraber çalıştığım bir bayanla tanıştım. Şimdi benim özel masörüm ve Atlantis’teki halimi o da hatırlıyor. ” RENEE BRODIE

Kristal şişeler, hastalara vücutlarındaki enerji kanallarını dengeleyebilmeleri için farklı bir ses kaynağı daha sunmaktadır. Saf kuvarstan oluşan silis toprağı veya tozlu kuvarstan yapılan şişeler, lastik tokmaklarla vuruldukları zaman zil sesine benzer bir ses çıkarmaktadırlar. Yapılış biçimlerine göre her şişe oldukça anlaşılabilir bir tınıyı ortaya koymaktadır.

Bilimsel araştırmalar, belirli ses frekanslarının veya melodilerin vücudun belirli bölgeleriyle ilişkili olduğunun ortaya koymaktadır. Standfort Üniversitesi’nden doktor William Tiller, vücudumuzdaki her atomun, molekülün, hücrenin ve bezin belirgin bir frekansı olduğunu öne sürmektedir. “Fa” notası ciğerlere; “Sol” notası karaciğere, safra kesesine, dalağa ve mideye; “Do” notası da belkemiğine iyi gelmektedir. Tedavi sırasında terapist, istenmeyen enerjileri yok edip etki altındaki bölgenin dengesini yeniden sağlamaya çalışırken bu sırada kristal şişeler de birlikte ya da peş peşe vurulurlar.

“Sesler, bu gezegenin titreşimsel özelliklerini sağlıyorlar; ses, tedavi etmenin dışında yaratma, meydana getirme, ortaya çıkarma gibi güçlere de sahiptir.” ANONİM

Çatal ve kristal sesleri, Atlantisliler’ den bu zamana kadar tedavide titreşimleri artırabilmek için kullanılan tek yöntem değildi. Notalar, topluca söylenen şarkılar, davul vuruşları, “Ooommm,” “Ahhhhh,” “Huuuu” gibi sesli harflerin tekrarıyla oluşan sözler de duygularımızı harekete geçirebilmekte ve çakralarınızı, endokrin sistemimizdeki bezleri açabilmektedir.

Vücudumuzda bulunan hücrelerdeki enerji akışından “biyoplazmik vücut” olarak söz edilmektedir. Akupunktur, yoga, polarite terapisi ve fizik tedavi, biyoplazmik vücuttaki enerji akışını yönetmektedir ve fiziksel sağlığımız için oldukça önemlidir. Edgar Cayce, vücudumuzda bulunan elektrik enerjisiyle çalışırken “Radyal Aktif” ve “Islak Hücre” adlı iki tane kalp elektrik tedavi cihazını önermektedir. Birçok kimse onun bu aletlerin yapımı ve kullanımı ile ilgili bilgilerinin kaynağının, hücrelerimizin önemli bir elektriksel bileşiğe sahip olduğunu düşünen uzmanların bulunduğu Atlantis’ e kadar dayandığını anlatmaktadır. Her ikisi de sinir sistemini hücresel boyutta dengeleyip düzenlemektedirler.

Yetenekli uzmanlar, günümüzde bu aletleri masaj, kemik tedavisi, rejim uygulamaları sırasında başarılı bir şekilde uygulayarak faydasını daha da çok arttırmışlardır.

Cayce, aynı zamanda tedavi sırasında dua etmek gerektiğini de söylemektedir. “Radyal Aktif,” uykusuzluk ve başağrısı için kullanılırken, daha güçlü etkileri olan ve çok az miktarda da olsa voltaj üretebilen “Islak Hücre” aleti ise MultipI skleroz, kas distrofisi, felç ve parkinson hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

“Bir an Atlantis’ e geri döndüğümü hayal ettim. Tapınğın, üzerindeki tepede bulunan evimi ziyaret ediyordum ve senato’ da çalışan babamın yanına uğruyordum… Daha sonra körfezdeki rıhtıma doğru inmeye başladım. Büyükbabamın yunuslarla oynamakta olduğunu gördüm ve güldüm. Birlikte ılık sularda yüzdük. Akşam yemeğine kadar el ele sahil boyunca yürüdük, ateşin başında oturduk. Güneş batana kadar etrafı izleyip şarkılar söyledik. O, yıldızlarla kaplı gökyüzünün altında bir süre yanımda kaldı.” ANONIM

Mu ve Atlantis’te çok fazla olan yunuslar, potansiyel tedavi kaynaklarıydı. Plato, arkalarında su perilerinin bulunduğu altından yunus heykellerinin Atlantis’in başkentinde bulunan Poseidon Tapınağı’ndaki bir savaş arabası üzerinde duran Poseidian Tanrısı’nın dev heykelinin çevresinde bulunduğunu söylemiştir.

E.E.G. kullanan araştırmacılar, zamanlarını yunuslarla geçiren insanların daha huzurlu bir ruh halinde olduklarını gösteren “teta” dalgalarında artış meydana geldiğini görmüşlerdir. Bu sonuçta meditasyon yapmaya benzetilebilir. Yunuslarla ilişki içinde olmak aynı zamanda vücudun bütün endokrin sistemini etkileyen dopamin gibi sinirsel taşıyıcıların üretilmesini ve kullanılmasını da sağlamaktadır.

Atlantisliler, muhtemelen yunusların merhametli yaradılışlarının tedavi edici etkilerinin de farkındaydılar ve bu hoşlarına da gidiyordu. Tedavi kendi içimizden gelmektedir; insanlar yunuslarla birlikteyken onlara yardım etmezler; ama hayvanların göstermiş oldukları teslimiyet ve karşılıksız sevgi gösterilerine aynı şekilde karşılık verebilirler. Yunuslarla vakit geçirince, vücudumuzdaki “immunogloblin” ve “T -killer” hücreleri çoğalır ve hastalıklara karşı koyabilme gücümüz artar. Depresyon geçiren kişiler, yunuslarla iletişim kurunca kendilerine olan saygıları artmakta ve böylece hayata bakış açılarında değişmeler olmaya başlamaktadır. Birçoğumuz, Atlantisliler gibi yunuslarla birlikte yüzebilme ve iletişim kurabilme şansına sahip değiliz ama bizim de kimsenin sırrını çözemediği yeteneklerini paylaşmak için geri dönen tedavi uzmanlarını etrafımızda arayabilme gibi bir ayrıcalığımız bulunmaktadır.