DERİNLİĞİN ODALARI

2 yil önce yerin altina – nüfuz eden yeni radarin gizli tasnifi kaldirmasindan beri (declassification), en sasirtici veriler dünyanin çesitli kisimlarindaki kompleks ve yeralti labirent sistemlerinden ortaya çikti. Güney Amerika’daki Guatemala gibi yerlerde, Tikal’deki Maya piramit kompleksinin altinda ülkenin diger ucuna kadar 800 km yayilan tüneller haritalandi. Arastiricilar, yarim milyon Maya Yerlisinin kültürlerinin büyük kisminin yokolusundan nasil kaçtiklarini anlamanin mümkün oldugunu belirtti.

Benzer sekilde, SIRA radari 1978 in baslarinda Misir’da konuslandirildi, Misir piramitlerinin altinda olaganüstü bir yeralti kompleksi haritalandi. Misir’in Baskani Sedat ile yapilan anlasmalar sisteme nüfuz etmek için çok gizli kazilarin otuz yili ile sonuçlandi. (otuz yil çok gizli kazilar yapildi). Avustralya’daki son zamanlarda yapilan bir toplantida, Giza projesindeki kilit bilim adamlarindan biri olan Dr. Jim Hurtak DERINLIGIN ODALARI olarak adlandirilan çalismanin filmini gösterdi.

Film 15,000 yil eski olan Giza platosunun altindaki bir çok seviyelere erisen engin bir megalitik metropolün kesfini gösteriyor. Yeni – Çag’in diger kalan ilgilileri sfenksin sol pençesinin altindaki gizli bir oda ile ilgili spekülasyon yaparken, “Tanrilarin Sehri” asagida yayilmis olarak duruyor. Hidrolik yeralti su yollari ile tamam olarak, film Nil Vadisinin boyutunda, kocaman odalari, oyulmus çok büyük heykellerle birlikte en büyük katedrallerimizin bölümlerini (boyutlarini) gösteriyor. Yasamlarini riske atan, isiklari ve kameralari ile arastiricilar ötedeki mühürlenmis odalara girmek için yeralti nehirlerini ve kilometrelerce uzunlukta gölleri lastik sandallarini dikkatle geçiyorlar. Önceden, önemli miktarda kayitlar ve insan eliyle yapilmis seyler bulundu.

*Tufandan hemen sonra, simdiki zaman döngüdünün safaginda, Misirlilarin ZEP TEPI olarak adlandirdigi bir devirde, “Ilk Zamanlar”da, uygarligin ilk adimlarindaki hayatta kalanlari inisiye etmek için bir grup gizemli “tanrilar” ortaya çikti. Misir’da Thoth ve Osiris’ten , Amerika’da Quetzacoatal ve Viracocha’ya, dünya çapindaki gelenekler çagdas uygarligin baslangicini/kökenlerini bu sofistike (karmasik/gelismis) gruba atfeder. *

Von Danikan’in gazeteciliginin yanlis yola sevkeden popülerligine ragmen, dünya etrafindan kanitlar, bu insanlarin önceki uygarligin yüksek – teknoloji (-li) hayatta kalanlari oldugunu gösteriyor. Kendi uygarligimizin nükleer yeralti siginaklari ve gizli arastirma yetenekleri/olanaklari gibi, bunlar toz (bulutu) çöktükten sonra, yeralti “Tanri sehirleri”nden ortaya çikanlar vardi. Bunlar, Genesis’te bahsedilen Enoch ve Methuselah gibi, “tufandan önceki piskoposlar/kabile reisleri”, “devler ve eskinin kahramanlari” idi. Kadim Sümer’in, Misir’in ve Hindistan’in esrarengiz tanrilari, hepsi Tufandan önceki sasilacak/inanilmaz zamanlardan sesleniyor.

Bu, bizimkinin ötesinde olan bir uygarligin ve teknolojinin mirasidir. Sfenksin ve piramitlerin sadece yüzey isaretleyici oldugu, engin bir yeralti sehrini yaratabilen bir teknoloji. Proje bilim adami Dr. Hurtak bunu ileri dünya disi bir kültür ile temasin etkisine benzetiyor. O, bunu son dünya kargasasi/düsüsü tarafindan tahrip olan, Atlantis uygarligi olarak adlandirilan, Dördüncü Kök irkin kesfi olarak tanimliyor. Bu, Dr. Hurtak’in “Anne Baba uygarlik” olarak sözettigi, tüm lisanlarin, kültürlerin ve dinlerin tek bir ortak kaynagin izini sürdügü açik/anlasilir bir kaniti sunuyor.

Yerin altindaki teknoloji makine teknolojisinin ötesindedir. Arthur C. Clarke’in bir zamanlar saka yaptigi, gibi “kendi teknolojimizin ötesindeki herhangi bir teknoloji bize sihir gibi görünürdü”. Dr. Hurtak’a göre, bu, genetik kodun sifresini çözen ve fiziksel spektrumun anahtarlarina sahip bir kültür idi, eskilerin “Daha Yüksek Isik Fizigi”… kadim Gilgamis’in çöl topraklarindaki “Mashu Dagi”nin altindaki tünelleri aramak için kayip “Tanrilarin Sehrine” ünlü yolculugundaki aramaya gittigi her sey.

Hurtak “isigin lisanindan” ve ismi ENOCH olan, Büyük Piramit Kompleksinin insasinda adi geçen önceki zaman döngüsünün (devrinin) büyük rahip – bilim adamindan söz eder. Hurtak büyük bir spiritüel bilimi, yildizlara genetik bir merdiveni tanimlayan bir bilimi ima eder.

Rahip – bilim adami ENOCH önceki zaman devrinin en ünlü karakterlerinden biri olan tufan öncesinden bir patrik/piskopos/kabile reisidir. Methuselah’in babasi ve Nuh’un büyük dedesi olan Enoch’tan Incil’de alfabenin ve takvimin yaraticisi olarak, efsanevi “Yahweh’in Sehrinin” orijinal Zion’un mimari olarak bahsedilir. Enoch ayrica “Lord tarafindan yukari alinan” ve “dünyanin ve cennetin sirlari”nin gösterildigi tarihin ilk astronotudur. O, tüm insanlik için “tartilar ve ölçüler” ile dünyaya geri döner.

Misirlilarin THOTH olarak bildigi “Sihrin ve Zamanin Lordu” ve Yunanlilarin HERMES olarak bildigi “tanrilarin habercisi”, o ölümsüzlügün gizini arayan ve geri dönecegine söz veren, mitik Avalon’da bir elma agacinda ortadan yok olan esrarengiz büyücü Merlin olarak Celtic (Kelt) geleneginde bile hatirlanir.

Ölümsüzlüge ulasan, nasil “tanrilar gibi “olabilecegimizin gizine ulasan biri olarak, Thoth/Enoch zamanin sonunda “kutsal topragin kapilarinin anahtarlari ile” geri dönecegini vaat eder. Ilk dini liderler tarafindan Incil’den çikarilan Enoch’un kayip Kitaplarini ortaya çikaran, tartismaya yol açan Ölü Deniz Tomarlarinda, Enoch yüksek bilginin anahtarlarini yanlis kullanan ve kendisini son afetten kurtaramayan geçmisteki hayret verici uygarligi tarif eder. Hem gerçek anlamiyla hem de mecazi olarak onlar “anahtarlari” kaybetti, onlar tüm yüksek bilgiyi kaybetti.

Bir çok gelenek ile, hatta Maya efsanesi Quetzacoatal ile, Enoch simdiki zaman döngüsünün sonu olan, “Zamanin Sonunda” bu bilginin geri dönecegini vaat eder. Incildeki ifsaatlar, simdiki dünyanin sonunda “her seyin açiga çikacagini” vaat eder. Misir’daki ve dünyanin diger bölgelerindeki olaganüstü kesifler sadece ileri bir teknolojiyi degil, bizim simdiki durumumuzun ötesine tekamülsel yolu tanimlar.

Dünyanin kilit piramit sitelerinin dikkatli bilimsel incelemesi onlarin sadece gezegenlerin ve yildiz sistemlerinin pozisyonlarini yansitan yapilar olmadigini, ayni zamanda insan bedeninin çakralarini ve harmonik bosluklarini taklit etmek için dizayn edilen karmasik harmonik yapilar oldugunu ortaya çikariyor. Hatta Büyük Piramidin içindeki her bir tas özel bir frekansa veya müzik ses tonuna (perdesine) harmonik olarak uyumludur. Büyük Piramidin merkezindeki lahit, insan kalp atisinin frekansina uyumludur.

Dr. Hurtak ve arkadaslari tarafindan yönetilen Büyük Piramitte ve Güney Amerika’da diger sitelerde yapilan sasirtici deneyler piramitlerin sesle – aktive edilen “jeofiziksel bilgisayarlar” oldugunu gösteriyor. Özel kadim sesler tonlanarak, bilim ekibi piramitlerin üzerinde ve içinde görünür sürekli isik dalgalari üretti ve hatta simdiye dek, erisilemez odalara da nüfuz ettiler.

Arka arkaya gelen kesifler , kadim rahip – bilim adamlarinin tapinak yapilari içinde bir çesit harmonik ses teknolojisi kullandigini gösteriyor.

Enoch’a ait kayip bilgiler ana lisani “Isigin lisani” olarak ortaya çikariyor. Eskilerin HIBURU olarak bildigi, bu lisan ilksel çekirdek lisandir, bu zaman döngüsünün baslangicinda ortaya çikmistir. Modern arastirmalar en eski formdaki Ibranice’nin beynin phosphene isigi (alevi) modellerinden ortaya çikan dogal bir lisan, alfabetik formlar oldugunu dogrular. Gerçekte, ayni sekiller dönen bir vorteksten dogmustur. O, bizim sinir sistemimizden akan gerçek bir isik lisanidir.

Fiziksel dünyanin dogal dalga formu geometrilerini sifre ile yazan, Hiburu isigin dalga formu özelliklerini taklit eden harmonik bir lisandir. Enoch’un “anahtarlari” ses anahtarlari, realitenin kendisinin – mitsel “Dünyanin Gücü” – titresimli matrisinin anahtarlari olarak ortaya çiktigindan bahseder. Enoch’a ait bilgi,sinir sistemini direkt olarak etkileyebilen ve olaganüstü sifa ve yüksek bilinçlilik durumlari etkisi üreten kadim mantralar ve tanri isimleri ile kodlanmis sonik (sesle ilgili) denklemleri tanimlar.

Kadim bir metinin belirttigi gibi, “eger tanrilar ile konusacaksaniz, önce tanrilarin lisanini ögrenmeniz gerekir”.

Torah’ta (Tevrat ?) tasvir edilen kadim kabalistik “Hayat Agaci”, DNA, simdi sabit bir teyp kaydi olmaktan çok, yasayan/canli titresen bir yapi olarak düsünülüyor. Bir çok modern bilim adami, DNA’ya isik, radyasyon, manyetik alanlar veya sese ait (sonik) itkiler (çarpmalar) ile degistirilebilen parildayan dalga formu konfigürasyonu olarak bakiyor. Thoth/Enoch’un mirasi eskilerin harmonik biliminin, “Isigin lisaninin” DNA’yi gerçekten etkileyebildigini belirtiyor.

Misir’daki kanitlar bunun Misirlilar tarafindan tesebbüs edilen 6,000 yillik genetik deney oldugunu belirtiyor, ölümsüzlük ve yildizlari arayis, Gilgamis tarafindan çok uzun zaman önce baslatilan, eskinin büyükleri tarafindan tanimlanan bir arayis. Misirlilar, çogu ilksel Hristiyan tercümanlarin düsündügü gibi ölümden sonraki yasama baglanmamislar, daha yüksek tipte bir insan yaratmaya odaklanmislardir. Bir çok kadim kültür ile birlikte, onlar DNA’nin yildizlardan geldigine ve geri dönmelerinin kaderleri olduguna inaniyorlardi.

Thoth/Enoch’un bilgisi insanlarin simdiki dünyasal sekillerimizin ötesine tekamül etmesinin istendigini (niyet edildigini) ima eder, Incilin bize söyledigi gibi, “biz meleklerden daha büyük olabiliriz”. Misirlilar, “Orion’un Büyük Gözünün ötesine” yolculuk yapan ve insanlarin arasinda tanrilar gibi yürümek için geri dönen, Enoch gibi ara sira ortaya çikan bireylerin, “Yildizlarda yürüyenlerin” hikayelerini kaydeder. Modern bilinçlilikten yari – ilahi varliklarin agarmasina ragmen, kadim metinlerin israr ettigi gibi, “tanrilar gibi olmamiz”in kaderimiz olmasi mümkün müdür ? Mayalarin “Isigin Lordlari” ve Misirli/Tibetli “Parildayanlar” gerçekte insanin daha yüksek bir formu mudur ?

Bir çok dünya efsanesine göre, günes sistemimizin galaksinin merkezinin etrafindaki 26,000 yillik zodyaksal yörüngesinin 13,000 yillik yari – noktasinda, herbir zaman döngüsünün basinda ve sonunda, böyle varliklarin düzenli olarak geri dönecegi öne sürülüyor. Galaktik yörüngemizdeki kosullardan dolayi, bu 13,000 yillik aralarin veya “dünyalar”in afetsel büyük degisiklikler ile ayrildigi görülmektedir.

Galaktik yörüngemizin “Anka Kusu Döngüsü” olarak adlandirilani tanimlayan Büyük Piramidin “tas takvimine” göre simdiki zaman periyodu (bizim simdiki takvimimize dönüstürülünce) 2012 yilinda sona eriyor. Yunanca sözcük ANKA, Misir sözcügü PA – HANOK’tan türetilmistir, bu gerçekte “Enoch’un Evi” anlamina gelir. Enoch’a ait bilgi, bu düzenli afetsel degisikliklerin rahim gezegenden göç etmeden önce, dünyadaki yasam formlarinin bir sonraki tekamülsel asamaya geçisini hizlandirmak için tekamülsel araci/temsilci provokatör olarak davrandigini öne sürüyor. Insan tekamülü önceden düsünülenden daha hizli ilerleyebilir. Kanitlar simdi ortaya çikiyor, fiziksel süreklilikte üstat olan ve bu dünyanin ötesine ilerlemis olan bizden önceki uygarliklari kaydediyor. Ayrica basaramayanlar da vardi. Bizim de bunu basarma veya basarisiz olma esit firsatimiz var.

Misir’dan ortaya çikan kesifler, gezegenin tektonik levhalarini stabilize etmek için müzikal bir sistem olarak kadim rahip – bilim adamlari tarafindan kullanilan kilit enerji meridyenleri üzerinde anten gibi kurulmus, tarih öncesi dünya çapinda piramit tapinagi sistemini tanimliyor…kendi en iyisinde (incesinde) afetsel jeoloji. “Dünyanin yolu” veya “Dünyanin gücü” anlamina gelen anadil sözcügü JEDAIAH’tan, kadim JEDAI rahipleri gezegeni dev bir harmonik çan gibi çalmak için (akord etmek için) Isigin lisanini kullandilar. Bunun çogu bu zaman döngüsünün son günlerinde yeniden kesfediliyor. Omega Vakfindan Dr. Jay Franz’in sözleriyle, “ona isim vermeye cesaret etmesek bile, dünya sahnesi üzerinde olmasi yakin birseylerin evrensel bir hissi var”.

(ÇEVİRİ ; Saffet Güler)