11 – Oyunun Adı

Gelecek zamanlarda hayatta kalmak için düşüncenin belirmesi ya da süper bilinç fikrini benimsemek şarttır. Süper bilinç sizin için şu anda bir sözcükten ibaret. Henüz içinizde yer etmiş bir kavram değil çünkü henüz varoluşu uyum içinde ve bu kadar bilgiyle dolmuş bir şekilde kavrayamıyorsunuz. Ama evrimleştikçe bu yöne doğru ilerleyeceksiniz. Bu bilinç anının gezegeni kaplamaya başlayabileceğinin son derece farkında olanlar var ama bunun olmamasına bel bağlıyorlar. Oysa gerçekleşti bile. Sizi bu konuda temin etmek üzere geçmişinize geri döndük.

Önce düşünce gelir. Deneyim her zaman ikincildir. Asla tersi değil. Deneyiminiz her zaman düşüncenizin yansımasıdır. En önemlisi açıklık ve gücünüzün farkında olmaktır. Her zaman düşünceleriniz dünyanızı oluşturur. Bunca frekans kontrolü titreşimi ile bombardımana tutulduğunuz için inip çıkıyorsunuz. Bu sizi berraklıktan alıkoyuyor. Irk olarak son derece berrak, merkezlenmiş olmaya ve kendinizi her zaman yaşanan ana getirmeye kararlı olmak zorundasınız. Gelecek ya da geçmişte yaşamaya son verin, şimdinizde yaşayın. Kendinize, “Ben ne istiyorum?” deyin “Kişisel evrimimi hızlandırmak istiyorum. Ruhun artan bir kapasite için bana yardım etmesini istiyorum. Bedenimin kendi kendisini iyileştirmesini istiyorum. Sağlık dolu olmak istiyorum. Zorluktan vazgeçmeyi, böylece insanlığın ne olacağının canlı bir örneği olmayı arzu ediyorum.” Bu düşünce şeklidir sizin için her şeyi hızlandıracak olan.

Davranış kalıplarınıza göz atın. Kendinizi, deneyiminizin bir parçasını yarattığınızı yadsırken ve onu sizin yarattığınız bir şey olarak sahiplenmeyi istemiyor bulursanız sadece izleyin. Şöyle söyleyin: “İlginç değil mi? Sürekli böyle yapıyorum. Yarattığımı sahiplenmek istemiyorum. Hoşuma gitmezse başkasını suçluyorum. Bakalım bu davranışı daha ne kadar sürdürecek ve başka bir davranış biçimi geliştirmek için bir çözüm bulma iznimi kendime ne zaman vereceğim.”

Kendinizi yargılamayın. Kendinize, “İlişkili olduğum her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Bana olan her şeyde sorumluluğumu kabul edeceğim. Başıma gelenden hoşlanmıyorsam kendime hoşuma gitmeyen şeyleri neden yarattığımı soracağım. Belki de bunun nedeni, değiştirebilmemi sağlamak üzere benim için gerçekten yolunda olmadığını göremediğim bir şeye dikkatimi çekmektir.”

Yaptığınız her şeyin kusursuz bir amacı varmışçasına hareket edin -her zaman. En yüksek çıkarınız ve ulaşabileceğiniz en büyük fırsat, içinde olduğunuz her olayı işlemekle ilintiliymiş gibi davranın. Her zaman bu şekilde hareket edin. Sokakta yürürken birisi, “Silahım sırtına dayalı, çık bakalım paraları!” derse büyümenizi en yüksek noktaya götürme fırsatı verilmiş gibi davranın. Bu şekilde hareket ettiğinizde sonuçların ne olacağını asla bilemezsiniz. “Mış” gibi davrandığınızda bilmeden ve beklentisiz bir şekilde hareket edersiniz. Bir tavırdır bu. Hepiniz bu tavrı benimseyip, her olay sizi büyümeniz ve farkındalığınızda daha ileri götürmek için tasarlanmış gibi hareket etseniz, o zaman döner dolaşır, silahını sırtınıza dayayan kişinin sizin bir suretiniz ya da parçanız olduğunu görebilirsiniz. Bir şeyi iyileştirebilecek durumda olabilirsiniz; korktuğunuz bir şey yapma fırsatı verilmiş olabilir size bu deneyimle.

Yarattığınızdan korkmayın. Yarattığınıza güvenin. Onda sizin için her zaman bir şeyler olduğuna güvenin. Kirli, eski, korkunç şeylermiş de onları bir daha asla görmek istemiyormuşsunuz gibi dramalarınızı halının altına süpürmeyin. Bitirin işinizi bu dramalarla. Döngülerine girip kendinizi kaybetmeye bir son verin. Bununla birlikte, anneniz, kardeşiniz, sevgilinizle yaşadığınız dramanın yirmi yıl sonra yepyeni bir keşfe ulaşmak üzere kullanabileceğiniz bir şey olduğunu da anlayın. Onun için bırakın bu yaşam dramaları sizin için bir törpü olsun. Bitirin işinizi onlarla, yapabildiğiniz kadar çözümleyin, barışın, size düşen payı kabul edin, sonra bırakın, bilinciniz yoluyla size bir şey öğretmek üzere geri dönsün çember. Bırakın sizin için aşılmasını istediğiniz engellerden çok sürüp giden deneyim hazineleri olsun. Bunlara duygu bağlıdır, anımsayın, duygu sizi başka hareketlerin alanına götürebilir.

Gerçekliğinizi yalnızca belirli alanlarda yaratıp başka alanlarda etkisiz olduğunuza mı inanıyorsunuz? Yaşamınızın bazı alanları üzerinde hiçbir kontrolünüzün olmadığını mı iddia ediyorsunuz? Toplum size sahip olamayacağınızı söylediği için doğal olarak sizin olandan mı vazgeçiyorsunuz? Olayların birden bire olmadığını göreceksiniz. Bazılarınız sizin kendi gerçekliğinizi yarattığınızı, başkalarınınsa -özellikle başına her şeyin gelebileceği küçük bebekler ya da tacize uğrayan çocuklar- kendilerininkini yaratmadığını düşünüyor. Görünürde çaresiz çocuklar ya da açlıktan ölenlerin de kendi gerçekliklerini yaratması çoğunuz için anlaşılması zor bir kavram olabilir. Kurban zihniyetini paylaştığınız her zaman insanlara güçsüz oldukları ve bu olasılığı sizin için ortak bir hale getirdiğiniz mesajını verirsiniz. Başkalarının drama ve derslerini onurlandırmayı öğrenmek zorundasınız. Gazetelerin size, belli bir senaryoya katılan herkes için varolan değişim olanağını anlatmayacağının farkına varın; çünkü gazeteler olayları bu şekilde anlatmaz ya da izlemez. Olayların altında yatan eşzamanlılıkları anlamıyorsunuz. Medyanız yalnızca -sözüm ona- dışsal olguları ortaya koyar, insan dramaları ve derslerine eşlik eden duygusal anlamın zengin ırmak yatağını ise görmezden gelir.

Birisinin kurban gibi göründüğü dramalara karışanlar normal olarak duygularından o denli kopukturlar ki hissettikleriyle düşüncelerini birleştiremezler. Kurbanlar kurbanları bulur. Zafer kazananlar zafer kazananları. Onun için lütfen, insanların umutsuz kurbanlarmış gibi göründüğü herhangi bir gazetecilik olayında ya da dünya dramasında, onları ve kendi dramalarını yaratmalarını selamlayan kendinizi onurlandırın. Bir şeyler öğrenmenizi gerektirecek bir gerçeklik olmayabilir ya da katılma ihtiyacı hissedeceğiniz bir şey olabilir. Başkalarının ışığa ulaşmak için yoğun alemlerden geçmeleri gerektiğini anlamak zorundasınız. Kimi zaman aydınlanmaların en büyüğü en büyük felaketlerde, en büyük zorluklarda yatar.

Bir restorana gidip istediğiniz bir şeyin siparişini verdiğinizde aşçıbaşı hazırlar, garson size getirir. Siparişi siz verirsiniz ama siz hazırlamazsınız. Hazırlayan aşçılar ya da ruhsal enerjidir ama siz de önünüze konulmasını seçersiniz. Siz restorana gidip önünüze getirilmesini istemedikçe konulmaz. Böylece bundan sorumlu olur, bedelini ödersiniz.

Yaşam da böyledir; bir restoran gibidir yaşam. Restoranda nasıl yapıyorsanız hayatta da nasıl sipariş verildiğini öğrenin, sonra da siparişi verdiğiniz için önünüze getirileceğine inanın. Bir restorana gittiğinizde mönüdekilerin her biri için tasalanmaz, kendi kendinize bunu hak edip etmediğinizi sormazsınız. Pekala, bazen sorarsınız. Bazen kendinize, “Bunu hak etmiyorum. Fiyatı elli dolar. Bütün verebileceğim yedi dolar” diyebilirsiniz.

Restoranlarda nasıl davrandığınız, hayatta da nasıl hareket edeceğinizin harika bir göstergesidir. Anlaşılması gereken inanılmaz bir öğretidir. Bir restorana gittiğinizde sadece siparişi verir, “İstediğim bu,” der ve geleceğine inanır mısınız, yoksa işi berbat edeceklerinden tasalanır mısınız? Sipariş alınır alınmaz mutfağa giden garsonun peşine düşer, “Ay, taze marulları yoktur herhalde. Soğanları adam gibi sote etmezler şimdi, tanrı bilir istediğim mantarlardan da bulunmaz” mı dersiniz? Hayır. Tıpkı sipariş ettiğiniz gibi sunacaklarına inanır ve işi kendi haline bırakırsınız. Sunulduğunda “Teşekkür ederim” dersiniz. Doğru gelmemişse doğrusunu istersiniz.

Restoranda bir şeyler ısmarlarken gösterdiğiniz ilahi soğukkanlılığa bakın. İşte yaşamda da böyle istemeniz gerekir. Ne istediğiniz konusuna açıklık kazandırın, isteyin ve bırakın olsun. Siparişin alınıp alınmadığını sorgulamak ya da nasıl yerine getirileceğine ilişkin öğütler vermek için Ruhu hattın öbür ucunda tutmayın. Siparişinizi verdiniz. Geleceğine güvenin.

Düşüncelerinizin sonucusunuz. Bu gezegende öğreneceğiniz başka bir şey olmasa bile bu gerçeklik ve başka birçok gerçeklikte kuralın bu olduğunu öğreneceksiniz. Düşünce deneyimi yaratır. Neden kendinize bu armağanı sunup varlığınızı olağanüstü, muhteşem, yüceltici bir yetenek içinde düşünmeye başlamayasınız. Toplumun geri kalanının sizinle aynı fikirde olmasına ihtiyaç duymaktan kurtulun. Kendi kendinizi onaylayın. Bazılarınız için çok güç bu. Alışkanlığınız yoksa kendinizi nasıl onaylayacaksınız?

Sözcükleriniz ya güç verici ya da güçsüzleştiricidir. Kendi ışığınızı yaşama yürekliliğine sahip olmanızı istiyoruz. Onun için de düşüncelerinizin dünyanızı oluşturduğunu, olabilecek her yoldan vurgulamak ve inandırmak istiyoruz sizi. Dağarcığınızdan olmalı ve çalışmak sözcüklerini çıkarın. Bu sözcükleri sarf ettiğiniz her zaman para ödeyecek olsanız borcunuz boyunuzu aşardı. Yüklü bir güçsüzlük borcu içindesiniz. Olmalı, sizin başka birinin boyunduruğu altında hareket ettiğinizi gösteriyor. Kendinize ilişkin söz hakkının size ait olduğunu anımsatmak isteriz.

Eğer birisi bir gazete çıkarmaya ya da davranış kalıplarını değiştirmeye çalışırsa hayatının sonuna kadar çalışabilir. Çalışmak, yapmak değildir. Çalışmak sözcüğünü her kullanışınızda ortaya hiçbir şey çıkarmayacaksınız demektir, çünkü çalışmak bir özürdür. “Yapmaya çalıştım. Çalıştım. Çalıştım.” Kendi yaşamınızda “yaratıyorum”, “yapıyorum”, “ortaya çıkarıyorum”, “niyet ediyorum” ve “oluşturuyorum” sözcüklerini kullanın. “Çalışıyorum”u unutun.

Bir icracı haline gelir ve yaşamda istediğinizi ortaya çıkarırsanız birçok insana ayna tutarsınız. Her şeyin sınırlı olduğuna ve ya birinin ya öbürünün icracı ya da oluşturucu olabileceğine ilişkin bir inanç vardır. Gerçekliğin yasalarını eğip bükebileceğinizi göstermeye başladığınızda, elinizde onların istediği bir şey olduğunu ve siz buna sahip oldukça kendilerinin elde edemeyeceğini düşündükleri için başkaları kimi zaman bundan hoşlanmaz.

Başkalarından sonra geldiğinize inanır, yeterli olmadığı için başkalarında olmayan bir şeye sahip olmaktan korkarsınız, tanrısal ilkelerin bedeninizde işlemesine ve gezegende yapılanmalarına izin verdiğinizi, ışığın yaşayan örneği olduğunuzu anlamıyorsunuz demektir. Işığın temel amacının sizin kanalınızdan hareket etmesine izin veriyor, başkalarının neler yapabileceğinin yaşayan örneği haline geliyorsunuz. Bu hepinize öğretmek istediğimiz yüksek titreşimdir. Sınırlama olmadığını anlamanızı istiyoruz.

Gezegenin bütününde sınırlama diye bir şey yoktur. Her birey, gezegenin bütününde varoluşla işbirliği yapabilir ve eşsiz bir şekilde hareket edebilir. Yolunuza ruhsal ya da maddi ne tür bir armağan çıkarsa çıksın başkalarından daha talihli olduğunuzu düşünmeyin. Bunun yerine sadece, tanrısal ilkelerin fiziksel bedeninizde işleyebileceğini ve bunun nasıl olduğunu başkalarına da gösterebileceğinizi anlayın. “Dinleyin, işe yarıyor. Ben bunu başarabildim. Siz de yapabilirsiniz” diyebilirsiniz.

İnsanlara oluşturmaktan korkmamalarını öğretmek için saatler harcıyoruz. Size, “Ancak olmasına çalıştığın şeyin bir değeri vardır. Çok çalışmazsan bir şey elde edemezsin” diyen bir ahlak anlayışıyla büyüdüğünüz için hepiniz korkuyorsunuz. Her birinizin, bu çok çalışmak fikrinin nereden geldiğini gözden geçirmesi şarttır. Ana babalarınıza, onların inanç sistemlerine bakın. Her şeyi çabasızca nasıl başaracağını öğrenen yeni bir insan ırkını temsil eden bir bilincin doğumundan söz ediyoruz.

Eğer bir şey çabasızca elde edilmemişse unutun gitsin. Çok fazla çaba gerektirmiş gibi görünüyorsa bir şeyler size doğru yolda olunmadığını gösteriyor demektir. Bir şey ancak kimsenin çok fazla çalışmasına gerek kalmaksızın çabasızca oluyor ve yerini dolduruveriyorsa doğrudur. Hepiniz bu şekilde yaşamaya başlayacak olsanız bilinç türünün yaşama yaklaşımı bütünüyle değişecektir. Sorumsuzluk ya da işten kaçma değil, tuğlaları bir yerden bir yere taşımanın yeni bir yoludur bu.

Bir seferinde bir grup insanla büyük bir tuğla yığını üzerine konuşuyorduk. “Tuğlaları nasıl taşıyorsunuz?” diye sorduk. “Birer birer”, diye yanıtladı hepsi. “Bunu yapacak başka birini tutmak hiçbirinizin aklına gelmedi mi?” dedik.

Göreviniz tuğlaları buradan oraya taşımaksa nasıl yaparsınız bunu? İlk yanıtınız “Taşırım. Toplarım” olabilir. Ama birisini çağırıp “Bu tuğlaları benim için taşı” diyebilirsiniz. Böyle yaparsanız hala görevinizi yerine getirmektesinizdir. Yapılması gerekeni yapıyorsunuz. İşi kendiniz yapmazsanız cezalandıracağımızı mı sanıyorsunuz? Hayır. İşi yapıyorsunuz. Farkı görüyor musunuz?

Para herkesin üzerinde durduğu bir konu gibi görünüyor. Hepinizin paranın size nasıl geldiğine ilişkin inançları var. Para için çok çalışmak gerektiğine inandıkça işiniz de o kadar çok olacak. Çoğunuz, para için çok çalışmanın doğal olduğuna, uğruna yeterince çalışılmamış paranın “kirli” olduğuna inanıyor. Size çabasız sözcüğünü hatırlatmamıza izin verin ve dağarcığınıza ekleyin. Kendinize, “Şunun gerçekleşmesine çabasızca niyet ediyorum”, deyin. Çabasız olmak, gerçekliğe kendisini size başka deneyimde harcanacak bol enerjiye yer açacak şekilde sunma komutunu vermektir.

Hatırlayın, gerçekliğiniz düşüncelerinizin sonucudur. Eğer güçlüklere inanırsanız yarattığınız ne olur? Çoğunuz, çıtayı yükselten bireyler olduğuna inandığınız ve sizin için belli bir çalışma ahlakıyla değer sistemini temsil eden aile ya da toplum bireylerini onurlandırıp saymakla geçirdi yaşamını. Bu çalışma ahlakı ve değer sistemini sorgulamayı ya da başka herhangi başka bir yol olup olmadığını düşünmediniz. Böylelikle de para kazanmak için büyük bir enerji sarf etmeniz ya da parayı size verecek birisi tarafından işe alınmanız gerektiğine inanıyorsunuz. Bu düşünceler bütünüyle yanlış. Ne kadar üzerinde dursak azdır. Siz izin verdiğinizde Ruh sizi türlü beklenmedik yolla karşılar. Bunun daha önce olmamasının yegane nedeni mümkün olduğuna inanmamış olmanızdır. Şeylerin olabilirliğine inandığınızda gerçeklik değişir.

Zihinsel durum buradaki oyunun kuralıdır. Size bunu ne kadar söylesek az; gerçekliği nasıl hissettiğiniz ve nasıl programladığınız, ona cevap verme şekliniz ya da onun kendisini size sunuş şeklidir. İşte bunun için “Yola koyulun!” diyoruz size. “Şaşırtıcı olun! Size heyecan veren şeyi yapın!” İmkansızı yapın!” Yapabilirsiniz. İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Dünya ne durumda olursa olsun dünyanızı dönüştürebilirsiniz.

Hatırlayın, oyunun kurallarını -düşüncelerinizin sonucu olduğunuzu, bunun evreninizde geçerli bir yasa olduğunu- öğrendiğinizde bütün yapmanız gereken, nasıl olmak istediğinizi düşünmektir; öyle de olacaksınız. Bunu bir kez kavradığınızda kendi kendinize hareket geçer, gücü kendiniz üretir ve kendinizden alır olacağınız için bedeninizi, yaşınızı belirleyebilir kendinize ilişkin her şeyi onarabilirsiniz.