14 – Zaman Tarihindeki Giz: Duygular

Bu evrende yaşayıp da henüz insan duygusunu keşfetmemiş olanlar var. Dünya’nın en eski ülkelerini ziyaret edip başka zaman ve mekanların yaratılarına baktığınızda bu yerlere özgü frekans ve titreşimleri hissedebilirsiniz. Orada anahtarlar olduğunu bilirsiniz, orada mesajlar olduğunu -bir zamanlar varolmuş olanın içinde yüzeye çıkacak bir şeyin saklı olduğunu bilirsiniz. Aynı şekilde, insanlar da içinde evrenin evrimi için çok değerli olan bir şey gizlidir. Bu veriyi şifreler ve temel sayılar olarak adlandırıyoruz. Bunlar, bu evrende yaşam biçimlerinin yeniden yaratılışı ve üretiminin parçaları olan ışık formülleridir.

Bilgiler, zamanın çok gerilerinde DNA’ları yeniden düzenlendiğinden beri insanlardan gizlendi, unutturuldu. Tarihin uzak bir geçmişinde insan türü canlıydı ve çok farklı bir biçimde titreşiyordu. Bu dönem unutuldu ya da kimileri tarafından rafa kaldırıldı. Dediğimiz gibi, karantina altındaydınız, yeni çağlar geldiğinde sizin burada olduğunuzu neredeyse unutacakları kadar uzun bir süre zamanın zindanlarında kaldınız.

Ancak unutmayanlar da var. Sizi, bütün bunları değiştirmek, hafızayı geliştirmek ve insan varlığının değerini yeniden yaratılışın ön planına getirmek üzere göreve yolladılar. Size ihtiyaç var çünkü pek çok başka türün hiçbir fikrinin olmadığı bir şey taşıyorsunuz: duygu. Tıpkı sizin kendi benliklerinizi çok boyutlu bir varlığın bütünlüğü ve zenginliğine getirmek için birlikte çalışmanız gerektiği gibi bütün evreni yeni bir oktava -ileriye uzanış ve yeni bir alanın yaratılmasına- fırlatmak için çalışanlar var.

Zaman Bekçileri bilginin nerede saklı olduğunu biliyor. Siz bulundunuz, onu ışığa çıkarmak üzere siz seçildiniz. İnsan DNA’sının tarihinin üzerindeki kilidi açmakla görevli olanlarınıza yardımcı olmak için zamanınıza ilerledik -ya da bizim zaman periyodumuza göre geriledik. DNA’yı kendi varoluşunuzda yeniden düzenlenmek ve sonra da Yaşayan Kitaplığın bir parçası olmanıza yardım etmek için buradayız.

Söylediğimiz gibi, Dünyada olanlar pek çok yeri etkileyecek. Düzene girmeleri ve bu evreni kimliğinin anlıksal farkındalığına ulaştırmaları için bazı evrensel güçleri yeniden yönlendirmek üzere bu zamanda buraya enerji gönderiliyor. Dünyada gerçekleşen zaman tarihinden çıkarılmış bir giz gibidir ve duyguyla ilgilidir bu. Bu duygu armağanında bolluk ve zenginlik vardır. İçinde, çok çeşitli gerçekliği aşarak çok çeşitli farkındalık durumlarından geçme, bu durumları deneyimlemeye ilişkin inanılmaz bir yetenek barındırır. Duygu, belirli enerjilerin kendilerini gerçekleştirirken bir araya gelmesini, birbirine bağlanmasını sağlar. Duygu olmaksızın bu bağ olamazdı.

Bu evrende çok eski varlıklar var; buranın taşıdığı anlamı kavramış olan varlıklar. Çağlar boyunca çalıştılar. Bizim sistemimize göre bile daha yaşlılar ve erkek ya da kadın olmasalar da, sizin kavramlarınızla büyük bilge erkek ve kadınlar olarak onurlandırılıyorlar. Bu sistemde Varoluş Bekçileri olarak düşünülüyorlar. Kaptanın gemiyi kullanması gibi gereken hareketleri yerine getirerek sistemi idare eden onlar. Bu evreni yörüngesinde tutuyorlar, işleri bu. Tıpkı sizin de bir işinizin olması gibi onların işi, evreni keşif yörüngesinde yönlendirmek. Başka evrenlerle bağ kurmak zorunda olduklarını kendi öğrendikleriyle keşfettiler ve yola çıktılar.

Enerjiyi yeni deneyime fırlatmak ve göndermek için bir plan var. Bu zamanda Dünya ve onunla eşzamanlı olarak varolduğunuz bir dizi diğer sistem, yoğunlaştırılmış bütün kimliklerin tek bir tanesinde anlaşılması amacıyla duygunun yeniden ortaya çıkışına aracı oluyor. Tıpkı sizin ne olabileceğinizi keşfetmeniz gibi evrenler de bir araya gelip birlikte çalışarak neler yapabileceklerini keşfediyor. Neyin olacağına ilişkin hiçbir önyargı yok. Bu, yeni alan.

Bütün bunların anahtarı duygudur. İnsan olarak sizi ruhsal benliğinize bağlaması için duygularınıza ihtiyacınız var. Duygu, maneviyatı anlamada esastır çünkü duygu hissetmeye hayat verir. Duygusal bedenle ruhsal beden gibi zihinsel bedenle fiziksel beden de birbirlerine sıkı bağlarla bağlıdır. Elbette ruhsal beden, fiziksel sınırlamaların ötesinde varolur. Fiziksel olmayanı anlamak için duygulara ihtiyacınız var, bu gezegende duyguların böylesine kontrol altında tutulmasının nedeni de bu. Kendinize duygusal olarak pek dar bir alan tanıdınız ve güçsüzlük ya da korku duygularınız teşvik edildi.

Çoğunuz acı verici olabileceği için bu duygusal engellerin ötesine geçmek, kişisel engellerinizin arasından ilerlemek istemiyorsunuz. Elinizde olsa “hokuspokus” deyip uzaklaştırmak isterdiniz. Acı, hissetmenize yol açar. Eğer başka bir yoldan hissedemiyorsanız, kimi zaman dik başlı bir insan olarak kendi dikkatinizi çekmek, yeteneklerinizin ölçüsünü kendinize göstermek ve hayatı deneyimlemek için acı yaratırsınız. Bu şekilde hayatta olmanın zenginliğini hissedebilirsiniz.

Çoğu insan duygusal ya da his merkezinden korkuyor, hissetmekten korkuyor. Ne olurlarsa olsunlar duygularınıza güvenin. Sizi belli bir yere götürdüklerine inanın. Hissetme biçiminiz size farkındalığın kapısını açıyor. Hepiniz yaşamın içinde olmak, aynı zamanda da ondan çekilip alınmak istiyorsunuz. “Bırak sadece burada ve güçlü bir kişi olayım ama hissetmek, işin içine fazla girmek istemiyorum çünkü çok acı veriyor. Tükenip gidebilirim. Hayata güvenmiyorum” diyorsunuz.

Hissetmekten korkmayıp geçmiş yargınızı aşarak kendinize her yoldan hissetme izni verdiğinizde duygu aracılığıyla başka gerçekliklere gidebileceğiniz için muazzam bir atılım gerçekleştireceksiniz. Bırakın başka gerçekliklere geçmeyi, kiminiz, duygularına güvenmediği için hissetmekten, bu gerçekliğe katılmaktan bile korkuyor. Hız kazanmak istiyorsanız duyguları ortaya çıkaracak bir şeyin içine dalın. Kontrolün elinizde olduğunu düşünebilmek için konunun etrafından dolanmaya bir son verin. Ortalık yerine dalın ve görün bakalım kontrol elinizde miymiş.

Nasıl hissedileceğini bilmiyor değilsiniz, duygularınızdan korkuyorsunuz. İçinizi kapladıklarında onlarla ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Güçsüzlük duygusu uyandırıyorlar, böylece duygularınızı bir “Allah kahretsin, beceremedim!” algısıyla birleştiriyorsunuz. İnanç sisteminizde, yüzeye çıkan bir şey duyguya ilişkinse ve acı ya da öfke yaratıyorsa iyi olmadığına dair bir sınırlama var. Duyguların çevresinde ayaklarınızın ucuna basarak dolaşmaya, duygularınızdan kaçmaya son vermenin zamanı.

Öfke bir amaca hizmet eder. Hepiniz ilişkinizin kesilmesini istersiniz onunla, iyi bir şey değilmiş gibi halının altına süpürmek istersiniz. Çürük sebzeymiş gibi davranır, kaldırıp atar, hiç bir amacı yokmuşçasına arka bahçenize gömersiniz. Korkunun bir amacı olduğunu, öfkenin bir amacı olduğunu vurguluyoruz. Kendinize, öfkenizin ifadesine yol açabilecek olan korkularınızı ifade etme ve deneyimleme izni verecek olursanız bir şey öğrenirsiniz. Korku ve öfkeden umutsuzca kaçmak isteyenlerinizin, bu duygulardan gerçekten korkanlarınızın hislerinden alacağı büyük bir ders vardır. Onlar sizi kişisel kimlik ve davranış sınırlarınızın ötesine geçirecek tekniklerdir. Korktuğunuz, bunu deneyimlemek.

Çoğu zaman bütün istediğiniz, kabul edilmek. Belirli şeyleri yapmanız ya da belli biçimlerde hissetmeniz halinde kimsenin sizi sevmeyeceğini hissediyor, kendinize bu belirli duyguları yaşama iznini vermiyorsunuz. Öfke işte buradan kaynaklanıyor. Öfkelisiniz çünkü neyi yapabilip neyi yapamayacağınıza ilişkin yargılarda bulunuyorsunuz. Eğer kendinize hissetme izni vermezseniz öğrenemezsiniz. Duygular sizi yaşama bağlar.

İnsanlarda bir dizi amaca hizmet eder duygular. Hepinizi duygularınıza güvenmeye, duygularınızı geliştirip onlara inanmaya çağırıyoruz. Eğer bu oyunu ciddi bir şekilde oynuyorsanız, duygularınızın, gitmeniz gereken çok boyutlu gerçekliklere yolculuk biletiniz olduğunu anlayın. Çok boyutlu gerçekliklerde kendinizin birçok çeşitlemesini bir arada tutup onlara odaklanmayı öğrenirsiniz. Duygular, özellikle de güvendiğiniz duygular sizi buralara kadar götürebilir. Duygularınıza karşı çoğunuz kuşku dolu ve buyurgansınız. Bazı duygulara öne çıkma izni vermiyor ya da ortaya çıktıklarında sizi nereye götürdüklerini, size ne sunduklarını gözlemlemiyor, sadece yargılıyorsunuz.

Bir şeyden korktuğunuz için kendinizi onu deneyimlemekten alıkoyuyorsunuz, “Oraya gidersem kötü olur”, diyen bir duvar çekiyorsunuz. Frene basıyorsunuz. Gerçekte, korkunuz deneyimi er geç sizin gelişim alanınıza çekecektir çünkü her düşünce, arkasındaki duygusal etkiye göre biçim almaya eğilimlidir. Onun için kimi zaman yapılacak en iyi şey sadece, “Allah kahretsin, gideceğim işte oraya. Teslim oluyorum” demektir. Sonra olduğunuz yerle ilgilenin ve hissetme merkezinizde bulundukça merkezlenme konusunda tasalanmayın. Eğer, hissetme merkezini sürekli olarak kontrol altında tutmaya niyetlenirseniz, sınırları ve inanç sistemlerini yıkacak olan duygularla davranmak için gereken hareket serbestisini tanımamış olursunuz kendinize.

Öfkenin amacı vardır. Öfke amaçsız değildir, acı amaçsız değildir. Hepsi de sizi bir şeye doğru götürür. Hissetme merkezinize gidip olanakları araştırırken orada merkezlenmeyi öğrenmek için niyette bulunabilirsiniz. “Burada merkezleneceğim” derseniz, hiçbir harekete izin vermeyecekmişsiniz gibi olur. Bunun yerine sadece merkezlenmişlik isteyin. Merkezlenmişlik, hiçbirşeyin kıpırdamaması demek değil, şeylere hareket etme izni vermeniz demektir. Teknenin devrilmeye hazır mı olacağına yoksa sakin sularda mı bulunacağına siz karar verirsiniz. Biner ve olaydan sert ya da yumuşak bir sürüşle çıkarsınız. Duygularınız başkalarının besini değil, kendi benliğinizin besinleridir. Kendinizi böyle besler, kimliğinizi yaratırsınız. Bu, sizin duygulardan geçen frekans şeklindeki kimliğinizdir. Duygular, sizi ve varoluşa çağrı mektuplarınızı besler.

Sınırlarınızın her biriyle uğraşmanız gerekecek çünkü yapmak istediğiniz bu. “İyilik perisi, beni sınırlayan her şeyi puf diye ortadan kaldır!” demek isterdiniz. Ne kadar kolay olurdu böylesi. Bu, hissetme merkezinin çevresinden dolanmayı istemenin klasik örneğidir. Kendinize bu sınırları koyarken, size yardımcı olan çeşitli duygusal inançlarınız ya da hisleriniz vardır. Onun için, bir sınırı ortadan kaldırırken önce onu oraya koyan duyguyla yüzleşmeniz gerekir. Duygusal bedeniniz kanalıyla ruhsal bedeninize bağlanırsınız. Güç olan bir şeyin çevresinden dolanmak isteyebilirsiniz, ancak içinden geçen yolunuzu hissetmeniz gerekir.

Zor şeyleri halının altına süpürmek isteyebilir, zorluklar sizin için değerli taşlar gibiyken, “Bu işe girişmek istemiyorum”, diyebilirsiniz. On binlerce sınırınız bile olsa düş kırıklığına uğramayın. Sadece, “İlginç”, deyin. Koyduğunuz sınırlara bakın, sövüp saymak yerine nasıl geldiklerini ortaya çıkarıp çıkaramayacağınızı araştırın. Hangi amaca hizmet ettiklerini görün -bu malları hangi bakkaldan aldığınızı.

Bir şeyin varlığını kabul edip tanıdığınız ve bırakmaya razı olduğunuzda, o şey yerinden hareket eder. Asıldığınızda, korktuğunuzda ya da “Bu sınırlamayı seviyorum; bana çok iyi hizmet ediyor” diye düşündüğünüzde kendinizi engellersiniz.

Duygularınızı sevmeyi öğrenmek zorundasınız. Bir şeyi zor olarak nitelendirdikçe onu siz zor kılarsınız. Başka birisi değil. Gerçekleşen değişimlere siz direnir, siz yargılarsınız onları. Neler olduğunu bilmediğinizi hisseder, denetimin elinizde olmasını istersiniz. Kontrol son derece uygun, pratik bir şeydir. Süper yapıştırıcı gibi doğru yere, doğru zamanda uygulanmak zorundadır. Yanlış yerdeki süper yapıştırıcının pek yararı olmaz. Hiç elleriniz ya da dudaklarınızı yapıştırmak için kullandınız mı? Denetimi süper yapıştırıcıyı kullanır gibi uygulamayı öğrenmek zorundasınız. Süper yapıştırıcıyı elinize yüzünüze bulaştırırsanız gömülü kalır, hiçbir şey yapamazsınız. Kontrol da böyledir; yapışmanızın gerekmediği bir şeye saplanır kalırsınız. Neyi kontrol edeceğiniz ya da etmeyeceğinize karar verirken son derece seçici olmak zorundasınız. Eski insan davranışı kalıbı ya da mevcut paradigma, “Kendine hakim ol!” der.

Işık Ailesi’nin üyeleri olarak sizler bir uyanış yaşıyorsunuz. Duygularınıza ihtiyacınız var. Duygularınızla dost olmak zorundasınız çünkü duygular yoluyla çok boyutlu benlik ve on iki çakra sisteminin basamaklarını tırmanabilir, ortaya çıkardıklarınızı araştırabilirsiniz. Duygular yoluyla bir şeyin sürüp sürmediğini söyleyebilirsiniz. Eğer beden duyguyla bağlantıda değilse, mantıklı zihin içinde bulunduğu süreçten kopacaktır. Duygu frekans değişikliğini algılar. Mantıklı zihin ise frekans değişikliğini algılamaz.

Frekans değişikliğinde bir uyanış bekliyorsunuz. Yaşamınızın birçok yönünü değiştirmeye, çoğu şeyden vazgeçmeye yönlendiriliyorsunuz. Değişimlere direnmeyin ve kendinizi kontrol dışı hissedin çünkü neyin geleceğini bilmiyorsunuz ve duygularınız sizi avucuna almış görünüyor. Duygularınız sadece bir şey göstermek istiyor size. Duygularınızın araya girdiğini ya da sizi zor durumda bıraktığını düşündüğünüz için de bundan hoşlanmıyorsunuz.

Aklınızı kullanın. Bu duygusal durumlardan birine gireceğiniz anda kendinize hemen şunları söyleyin: “Tamam. Neler olduğunu biliyorum; bu kez tuzağa düşmeyeceğim. Öğreneceğim, değiştireceğim bir şey var burada. Bana yol gösterildiğinde, bir planı izlediğime inanıyorum. Onun için yargılamayarak ve kendimi akışa bırakarak yaşadığım şeyde benim için ne olduğuna bakacağım. Bütün değişimlerimin sevinç, güvenlik ve uyumla sonuçlanmasını diliyorum. Kararım budur. Niyet ettiğim evrimimdeki her şey bununla karşılansın; sevinç, güvenlik ve uyum deneyimleyeyim. Bu enerjiyi ele alıyor, benim için neyin değiştiğine, neyi bırakmam gerektiğine bakıyorum.”

Anılarınız eksiksiz değilse ve kendinize karşı güven geliştirmemişseniz, değişme hazır hale getirildiğinizde neler olduğunu anlamadığınız için kendinizi kapatırsınız. İnsanlar için hissetme merkezine güvenmek ve onunla çalışmak şarttır. Eğer birtakım şeyler hissetme merkezini harekete geçirir, sizi de tedirgin ederse, hoşlanmadığınız duygularla yüzleşin. Sizin özünüz bu. Duygular, onlardan kimliğiniz konusunda çok şey öğrenebileceğiniz mücevherleriniz, hazineleriniz, değerli taşlarınızdır. Atlama tahtanızdır ve onlarla işiniz hiç bitmez. Onları bir kenara itip, “İğrenç! Böyle olduğum zamanki kendimi sevmiyorum!” diyemezsiniz. Ancak, gerçekliği bu şekilde algılayan “siz”i değiştirebilirsiniz. Uyanışınız sürdükçe ve kim olduğunuza ilişkin geniş bir anlayış kazandıkça geriye, oradaki varlığa bakabilir ve o zamanlar kim olmuş olduğunuz konusunda yepyeni bir algılayışa sahip olabilirsiniz. Devam eden bir süreçtir bu. Bunu karşılıklı birbirinizde görmeye başlayacaksınız.

Kendi “malzemelerini” yaşayan dostlarınızı onurlandırın ama süreçlerinin bir parçası olmayın. Eğer burada öğrenmeniz gereken bir şey varsa olun ama başkalarının dramalarını uzatmalarına yardımcı olmayın. “Malzemeyi” yaşamanın zamanı, ondan 365 gün sahnelenen bir oyun yaratmanın değil. Öykülerinizi bir kez, iki ya da üç kez anlatmanızı ve orada bırakmanızı öneririz. Herkese herşeyi anlatmanız gerekmez çünkü başkalarının da tezgahta kendi “malzemesi” vardır. Anlıyor musunuz? Sürekli kendi “malzemenizden” söz ederseniz, söylediğiniz şeyi yapmak ve görmek yerine konuştuğunuz için bu noktayı gözden kaçırırsınız. Sizinle ilgili olan her şey üzerine herkesle konuşmak, dikkat çekme isteğinizden kaynaklanır, buna ise ihtiyacınız yok.

Olaylar sürer gider, işiniz tam anlamıyla hiçbir zaman bitmez onlarla çünkü “malzemenizdirler” sizin. Herhangi bir şey sizin için yaşandığı anda acı vericiyse gelecekte benzeri bir durumla karşılaşacağınızı ve daha önce hiç olmadığı gibi bir şefkat duygusu kazanmış olacağınızı garanti ederiz. Durumu bütünüyle yeni bir bakış açısından göreceksiniz.

Gündeme gelmekte olan şeyler, sizi başlangıçta gerçekliği algılamaktan alıkoyan şeylerdir. Bunlar, içinde otoyol sisteminin ağır hasar gördüğü, bilginin akmadığı, bundan ötürü acı duyduğunuz ve duygusal acıyı fiziksel beden diline çevirdiğiniz duygusal bedeninizin parçalarıdır. Hepinize beden çalışması öneririz. Beden çalışmasının konusu enerjiyi dışarıdan, kozmostan bedeninize getirmek, diğer -zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal- bedenlerinize akıtmak ve enerji ağına uygun hale sokmaktır. Enerji ağı gerektiği gibi olduğunda, hücre hafızasını tıkamadığınız, enerjiye bedeninize girme izni verdiğinizde, enerji çakralarınızdan geçerek bedeninizi bilgisiyle besler. Korktuğunuzda, kapalı olduğunuz, başka birisini suçladığınız ya da yadsıma içinde olduğunuzda saplanır kalırsınız. O zaman ışık bedeninizde aksa bile enerji ağına uymaz. Böylece kaos içinde olursunuz, herkes sizden uzak durmak ister çünkü kaosu yansıtırsınız. Kaos içinde olmakta sakınca yoktur. Sürekli içinde kalmadıkça kaosun yanlış hiçbir yanı yoktur.

Duyguyu yadsıdığınızda psişenizde büyük Yeryüzü değişikliklerinin olmasını istersiniz. Orda bir hortum, burada bir tayfun, şurada burada küçük bir yanardağ püskürmesine izin verdiğinizde duygularınıza kendini ifade özgürlüğü tanırsınız. Böylece duygularınız kişisel çevrenizde gemi azıya almazlar.

Hissetmek sizi insanlığınıza bağlayan şeydir. Hissetmek, sizi duygularınıza bağlayan şeydir. Bu varoluş alanında duygular sizi ruhsal bedeninize bağlar. Söylediğimiz, duygular ya da hislerin bu gerçeklikte canlı olmanın anahtarları olduğudur. Pek çok başka gerçeklik, duygular olmaksızın varolur ama bu gerçeklikte onlar sizin en büyük armağanınız. Eğer bu yaşamınızda duygusal benliğinizi yadsırsanız şunu anlamanız gerekir ki şansınızı kullanamadınız. Eğer duygusal benliğinizin parçası haline gelmezseniz sözünü ettiğimiz oyunu asla oynayamazsınız. Bütün olacağınız, televizyonun karşısına geçmiş kendisini durmaksızın kurban gibi hisseden kalabalıktan biri olmaktır. Duygusal bedeninizde bir acı hissettiğinizde kendinize orada acının olduğuna neden inandığınızı, acının hangi amaca hizmet ettiğini ve duygularınız yoluyla acı yaratmayı neden seçtiğinizi sorun. Seçiminiz neden sevinç yaratmak değil? Her şey seçimdir. Bunu size anımsatma gereksinimi duyuyoruz.