27 – Tanrıçanın Harekete Geçirilmesi

Tanrıçayı kucaklamak size Yaşayan Kitaplığı açacak ve Toprak Ananın bağrında saklı gizleri öğretecektir. Çünkü kimdir Toprak Ana, Tanrıçanın ta kendisi değilse?

İlk Yaratıcıyı düşündüğünüzde ne ya da kim canlanıyor gözünüzde? Toplumunuzda tanrı enerjisinin kaynak olduğu, dişi enerjininse onun kullanımı ya da eylemi olduğu öğretildi size. Bizse tam tersini söyleyebiliriz. Dişi kaynağı, erkekse kaynağın nasıl kullanıldığını temsil eder.

İlk Yaratıcının bir dişi titreşim olduğu doğrudur. Kaynak, bildiğimiz gibi dişi bir titreşimdir. Bu dişi ilkeye eşlik eden erkek titreşim Tanrıça aşkının rekabeti içinde milyonlarca yıl önce enerjiyi kötüye kullanarak bölünmeye başladı. Siz kötüye kullanılan bu enerjinin parçalanmış bir bölümüsünüz. Sıradan bir tanrının Pleiadesli iki oğlu Dünyanın egemenliğini ele geçirdi, aralarında savaşa tutuşup bugünkü çıkmazı yaratmış oldular. Geniş bir açıdan bakıldığında önemsiz bir aile kavgasıydı bu. Kutsal Ana Tanrıça sayısız tanrıya eşlik etmek için bölündü ve kendini pek çok biçime soktu. Tanrılar ananın bu titreşimini yatıştırmak, sevmek ve onunla olmak istiyorlardı, çünkü bütün yaratıcı, yaşamsal güçler buradan geliyordu.

Tanrıça öyle bir bilinç sahibidir ki her şeye izin verir. Şeyleri bir arada tutan kaynak, yaradılışın tutkalıdır o. Kimileri için, bırakın değerlendirmeyi, anlamanın bile zor olduğu bir kavramdır. Kadınlar için güçlü bir varlığın kendilerine benzer bir şekilde kendi kanlarında aktığını düşünmek zordur. Erkekler için, her şeyin ardında belki de dişi bir titreşim olduğunu düşünmek sarsıcıdır.

Kimliğinizin ta özünde ananın besleyiciliğini, armağan ve gizemini hissedin. Bunun bir karşılığı olacak. Ana Tanrıça uyanacak. On yıl içinde bütün dinlerinizin yanlış bir temele dayandığını göreceksiniz. Gerçekte her şeyin arkasında olan Ana Tanrıça iken hepsi de denetimci, sevgisiz, ataerkil hareketlere dayanıyor. Biz Pleiades’te enerjiyi kötüye kullanmamızın temel nedenini ortaya çıkardık. Anayı onurlandırmamış tık. Ananın dikkatini çekmek için bir şeyler yapmış ancak ananın yaratısını, ananın armağanını değerlendirmemiştik.

Gezegeniniz bir yaratıcı olarak Tanrıçanın kim olduğunu öğrenmek zorunda. Siz zorundasınız. Tanrıçanın karanlık yüzünü anlamak enerjisini araştırmanın bir parçası. Çünkü Tanrıça gücünü kaybedeceği bir şey yaptı. Varlığınızın hücrelerinde o. Çünkü hem kadın hem erkek hepinizin içinde Tanrıça var.

Erkek olun, kadın olun Tanrıça sizden doğacak. Çok önemli nedenlerden dolayı Tanrıça bir düşüş yaşadı. Tanrıça enerjisi her zaman doğurganlık yasalarını kabul etmiştir. Tanrıça enerjisi sizin Batı dünyanız gibi değildir; cinsellik onun için utanç kaynağı değildir. Tanrıça cinselliği sevdi. Cinsellik elbette sizin doğal hakkınızdır. Bununla birlikte, her şey gibi cinsel enerji de kötüye kullanıldı.

Tanrıça alemi içinde erkek titreşimin olağanüstü ölçülerde kötüye kullanıldığı bir zaman geldi. Dış kaynaklardan etkilenen kadınlar erkeği onurlandırmak ve onunla ortak olmaya son verdiler, erkekle kadın arasındaki birliği yitirdiler. Tanrıça aleminde bir zaman sonra erkekler dölleme hizmetlerinden ibaret kaldılar. Kadınlar kendilerini Tanrıça gücü içinde öylesine yitirmişlerdi ki erkekleri eşit olarak görmüyorlardı. Erkeklere doğurganlık yasalarını yerine getirecek nesneler olarak bakılıyordu.

Tanrıçanın yerel temsilcileriyle bir defalık bir doğurganlık töreninden sonra pek çok erkek öldürülüyordu. Erkekler hadım ediliyor, Tanrıçaya başka kurbanlar da sunuluyordu. Bu gerçektir. Kadınlar, bugünkü tepkiyi yaratarak erkeğin cinsel enerjisini kötüye kullandı. Bütün bunlar değişiyor. Tanrıçanın, onu hissetmek isteyenlerin yaşamına şefkatle girdiğini göreceksiniz.

Bir zaman geldi, Tanrıça enerjisine olağanüstü negatif bir güç sızdı ve enerji hedefinden saptı. Hıristiyanlıktan önceydi bu. Sonra sarkaç karşı uca hareket etti ve erkek titreşimler kendi rollerini oynamaya başladılar, bazı dişilerin yaptığına şiddetle karşılık verdiler. Anılarınız hücreleriniz ve kanınızda saklıdır. Deneyiminizi yaptığınız seçimle belirlediniz.

Negatif, denetleyici tanrı benzeri bir enerjiyle doluydunuz. Şimdiyse Tanrıçayı tanıma, kabul etme zamanı. Hiçbir titreşime diğerinin üzerinde tapınılmadığı bir denge gerekiyor. Erkekler Tanrıçayı onurlandırarak yaşamı onurlandırmayı öğrenecek. Kadınlar yaşam var etmeyi yeniden tanımlamayı öğrenecek. Yaşam kahrolası bir orgazmla çocuğun doğumunda gelebilir. Bu sizin inançlarınızı ve deneyiminizi yeniden yapılandıracağını z bir alan.

Tanrıçayı incelediğinizde yaşama değer vermeye başlarsınız. Yaşama değer verdiğinizde Dünya nüfusunu çoğaltmaz, öldürmezsiniz. Dünya paradigmasında öne çıkması gereken şey, yaşamın, ölümün, bütün türlerin ve her şeyin birbirine -her şeyin aynı kaynağa- bağlı olduğu olgusunun anlayışıdır.

Ataerkil hareket Tanrıçayı sürgüne gönderdi. Mit ve efsane fısıltıyla anlatılır oldu. Tarihiniz değişti. İnciliniz, Kuranınız, Tevratınızın neresinde Tanrıça? Tanrıça ve ataerkillik arasındaki savaş sürüyor. Bugün Tanrıça enerjisinden öylesine uzaksınız ki Tanrıçanın kim olduğuna ilişkin önünüze koyacağınız bir imge ya da rol modeli bile yok. Bildiğiniz hangi Batı toplumu Tanrıçayı onurlandırıyor? Yine de, Birleşik Devletlerin Doğu Kıyısındaki ana girişi ışık taşıyan bir kadın tarafından simgeleniyor.

Tanrıça çok cömerttir. Ataerkillik savaşında sahnenin arkasında kaldı, çünkü her şeydeki yaratıcı güç olduğunu ve her şeyin en sonunda onu bulmak zorunda olduğunu bilir. Cömertliğiyle izin verir. Doğurmak, yarattığınızı sevmek ve müdahale etmeksizin yaradılışın evrim sürecini sağlamak ne demektir? Sevgi koruyucu mudur, izin verici mi? Eğer tanrısal bir güç yaratılarına karşı koruyucu olsaydı yaratılarından öğrendiği şeyleri kontrol altına almış olur, bu nedenle de ancak o ölçüde -izin verdiği kadarıyla- öğrenebilirdi. Her şeye izin veren bir güç sınırsız bir şekilde öğrenme fırsatına sahiptir. Çünkü, ‘Göster bana. Öğret bana. Ben senim. Sen bensin’, diyebilme yeteneğine sahiptir. Bu bir bilinç durumudur.

Tanrıçayı tanımanızı istiyoruz. Tanrıçayı bir yolla kendinize çağırma arayışına girin. Tanrıçayı size yaşamı öğretmeye davet edin. Sizinle derin bir işbirliği yapacaktır. Çoğunuz biz Pleiades’lileri yaşamınıza çağırdınız. Sizinle oynuyoruz, titreşimimizi, mizahımızı, başvurduğumuz numaraları tanıyorsunuz -Tanrıçayla bile oynuyoruz.

Her şey değişmek zorunda. Gerçekten de Tanrıça çözümün bir bölümü olarak olayları düzenliyor. Tanrıça enerjisi, açık tutmak için yüreğinizle çalışıyor. Sizden yüreğinizi açık tutmanızı istiyoruz, sadece kendiniz için değil, büyük derslerin bu zamanında yollan sizinkiyle çakışanlar için de açık tutmanızı. İçiniz ve gezegendeki dişi ilkeyi onurlandırırsanız bu onayınız, topluluklarını z ve uygarlıklarınızı n yeni temeli olarak hizmet edecektir.

Yaşam gücüne göz atmanızı istiyoruz. Size öğretilenin ötesine bakın. Tanrıçanın bu yönünü, hem erkek hem kadında olan, doğmayı bekleyen dişi enerjiyi ortaya çıkarın. Bir oyun duygusuyla başkalarını nasıl etkileyebildiğinizi ve sizin ortaya çıkardığınız şeyler hakkında nasıl konuşacaklarını gözlemleyin. Öğrendiğiniz her şey gelişecek ve bu yolculuğu sizinle paylaşanlara güçlü telepatik bir iletim olarak aktarılacak.

Ana Tanrıça sevgi ilkesini temsil eder. Işık frekansından söz etmiştik, ışığın bilgi oluşundan, sevgi frekansının ise yaradılışı harekete geçirmesinden. Pleiades bilgisinin derin özü tenselliği ve cinselliği, Tanrıçaya sevgi titreşiminden yaratılmış olmasıdır. Tanrıça enerjisiyle çalışmak dişi ilkenin daha derinden incelenmesini gerektirir.

Kadının bilgisinin sihirli, mistik bir şekilde konuşulmasının, gösterilmesinin ve paylaşılmasının zamanıdır. Kadınların kendi gizemleri -aybaşı, doğum ve duygularının döngüselliği- konusunda daha fazla şey keşfetmelerinin zamanıdır. Bunu erkeklerle paylaşmanın zamanıdır. Çoğu kadın, ‘Neyi paylaşabilirim ki? Ben bile anlamaktan uzağım’, der. Pekala, sizin için içinize dönüp, ‘Yaşadığım bu duygular da ne? Eğer başka birisine kadın olmanın ne olduğunu açıklamam gerekse ne anlatırdım? Bir kadının bedeninde tanrıçayı, büyüyü yaratanı biraz daha fazla ifade edebilmek için ne yapabilirim?’ demenin zamanıdır. İçinizdeki Tanrıça bilen ve bilgiyi bir sistemden diğerine taşıyandır.

On yılın sonlarında Tanrıça kadın öğretmen ve liderlerde cisimlenecek. Böylece kadın lider ve öğretmenlerin sayısında belirgin bir artış olacak. Bu, Tanrıçanın erkek titreşimlerle birlikte çalışmayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü erkekler de Tanrıçayı içlerine nasıl alacaklarını öğrenecekler. Tanrıçada ayırımcılık, öfke yoktur. Tanrıça son derece izin verici bir varlıktır. Herkesin öğrenebilmesi için çağlar boyunca çok şeyin olmasına izin verdi. Şimdi Tanrıça sizi, kanın özündeki gizem – kendi rahminin gerçek armağanı – yoluyla yaratılmasına izin verdiği şeyi onurlandırmaya çağırıyor.

Kan ve gizemleri kendinizi, genetik soyunuzu ve Yaşayan Kitaplığın kendisini anlamanın anahtarıdır. Siz kanınızın -deyim yerindeyse zaman içinde ileriye ve geriye doğru- bütün yolculuğunun bir parçasısınız. Atalarınız ve sizden sonra geleceklere, kanınıza yönelen bilinçli bir dikkatle erişmek olasıdır. Onlar bu yolla deneyimleyip etkilenebilir. Siz insanlar annelerinizin kanıyla beslenerek büyür ve varlık sahnesindeki yerinizi alırsınız. Kadınlar aracılığıyla bu zengin ve yaşamsal madde sanki bir sihir gibi ortaya çıkar. Hem erkek, hem de dişi tarafından kadının kanaması hem bir güç eylemi hem de utanç ve gülünç düşme laneti olarak kabul edilmiştir.

Kan, atalarınıza bağınızın döngüsel kanıtını ve bütün varlıklarda saklı olan bilinç şifrelerini gösteren yaşayan bir simgedir. Siz genetik bir kitaplıksınız. Ruhunuzun özünde kişisel, gezegensel ve göksel deneyim arşivleri sınıflandırılmış durumda. Bu deneyimler size üç boyutlu biçiminizde kanınız aracılığıyla eşlik ediyor.

Kanınız öykülerden yana çok zengindir. Kendilerini sizin bilinç durumunuz ve niyetinize göre yeniden düzenleyen geometrik yapılı kalıp ve tasarımlarla doludur. Yaşama yeni bir gözle bakmak için yaklaşımınızı gözden geçirmeye ve değişiklikler yapmaya istekli olmak zorundasınız. Düşünceleriniz kanınız tarafından kaydedilir. Duygularınıza uygun olarak beliren açık seçik bir yazıyla yazılır, sonra da bütün dünyaların okuması için dışa yansıtılırlar. Kanınız fiziksel varoluş içindeki bütünlüğünüzü taşıyor.

İskeletiniz olarak işlev gören kemiklerinizin mağarasında kan üretilir. Niyetinizin özelliğine göre kanınız zengin ya da yoksuldur. Sizin yaşamı bir dizi kendi yarattığınız ders olarak kavrama yeteneğinize eşlik eder. Kanınız kolaylıkla zenginleştirilip yeniden yapılandırılabilir.

Kanınızın farklılaştırılma ve zenginleştirilme yolu niyetten geçer. Beyninizin içinde güneş ışınlarından etkilenen mıknatıs gibi ince parçacıklar bulunur. Pleiades’ten güneşinize kozmik yollar boyunca uygarlıklar için büyük enerji dalgaları ve telepatik şifreler gönderiliyor. Güneşiniz enerjiyi size ve aya iletiyor. Enerjiler kafatasınıza giriyor ve elektromanyetik bir işlemle beyninizdeki bu küçük mıknatıslar tarafından tutuluyor.

Beden çalışması kanınızın yapısını değiştirebilir. Bilincinizi bütünleşmeye yaklaşacak şekilde uyarladıkça kanınız daha arı bir hale gelir. Son derece kutsal bir şeye dönüşür. Bilgi taş ve kemiğe depolanmıştır. Alyuvar hücreleri kemik iliğinde üretilir. Kemiği yeniden düzenlediğinizde kemiğin bedenin geri kalanı için yerine getirdiği şeyler değişmeye başlar. Yeniden düzenlenen kemik, daha erişilebilir bir kan yapısı yaratıp kimliğin iç gizlerini sınıflandırarak kanı arındırır.

Kadınlar çoğunlukla aybaşı kanlarını güçlerinin kaynağı olarak görmek yerine küçümsemişlerdir. Kan genetik şifreyi taşır ve Ana Tanrıça her şeyin kaynağı olduğu için şifre de ondan gelir. Öykünün saklı olduğu yer burasıdır. Aybaşı kanaması bitki yaşamını beslemek, Dünyayı işaretlemek ve Dünyaya Tanrıçanın yeniden yaşadığını bildirmek için kullanılabilir. Genel olarak kadınlar kanlarını artık Toprağa bırakmıyorlar. Böyle yapmak, Tanrıça enerjisinin doğrudan aktarımıdır. Kadınlar kanlarını Toprağa akıttığında Toprak bununla beslenir. Çağlar boyunca kadınlara kanlarının lanetli olduğu söylendi. Kendi kanlarından korkar oldular. Kanlarının kaynakları ve güçleri olduğunu anlamıyorlar. Eski tabuları bir yana bırakıp aybaşı kanaması üzerinde çalıştığınızda Yaşayan Kitaplığın hayvanları ve bitkileri üzerinde farklı bir etkiniz olduğunu göreceksiniz.

Kadınlar, eğer kanamanız sürüyorsa bedeninizi ve kanınızı onurlandırarak bilgeleşin. Kanınız başvurabileceğiniz en büyük doğurganlık ve alan işaretleme kaynaklarından biridir. Kanın gizemlerini anlamak, gücünüzün kaynağı ve derin iç bilgiyle bağlantı kurmanın anahtarıdır.

Yaşadığınız toprağı aybaşı kanınızla işaretleyebilirsiniz. Ana yönlerden başlayabilirsiniz; kuzey, güney, doğu ve batı. Daha sonra zamanla tuvale fırça darbeleri vuran bir ressam gibi Dünyayı, Toprağı işaretlemeye devam edebilirsiniz. Kanı sulandırarak çoğaltabilirsiniz. Kutsayabilir, titreşimini saklamak için kristalleri kullanabilirsiniz. Bu süreç, Tanrıçanın alanını işaretleme olarak ele alınabilir. Uygulama, yeni bir canlılığa sahip olan ve Tanrıçayla bir olduklarını hisseden bitki ve hayvanları kendisine çekecektir.

Bir kısım eski hikayenizde kan kötülüğe karşı ve niyet belirtme aracı olarak kullanılmıştır. Sözgelimi belki bir kapı aybaşı kanıyla işaretleniyordu. Buradan, Tanrıçanın burada hüküm sürdüğü anlaşıldığı için kimse bu kapı ya da ardında yaşayanlara dokunmaya cesaret edemezdi. Eski zamanlarda Tanrıça henüz saygı görmekteydi. Tanrıçaya karşı aptalca ya da itaatsiz bir tavır içine girecek olursanız bundan işinizin kutsal olmayacağı sonucu çıkarılırdı.

Sizler yeni topluluklar kurup geliştirirken her yaştan kadının toplanmasını ve aybaşı zamanını anlamaya, güç ve bilgilerini erkeklerle ilişkinin anahtarı olarak paylaşmaya niyet etmelerini öneririz. Kanın gizemlerini bir ortak yaşam süreci olarak inceleyin. Bedeniniz ve döngüleri yaşam imgesini yaratır. Güç, sizin için anlaşılması büyük önem taşıyan bir şeydir. Bebeği olan bir kadının yaşamındaki dinamikleri düşünün. Kadın, hareket yaratan ve doğmayı arzu eden bir yaşam gücünü korur. Bunda gizemli bir güç vardır. Öylesine bir güç ki erkek titreşim doğum süreç ve büyüsünden korkar olmuştur. Erkek, gezegene yaşamı bedeniyle nasıl getireceğini unuttuğu için kadının gücüyle tehdit edilir hale gelmiştir. Erkeklerin, kadınların aybaşı kanamasına alışıp desteklemeleri gerek. Bir zaman gelecek, yaşam büyük değer kazanacağı için soyunuz ile uygun ve zamanlı bir şekilde çocuk sahibi olma konularında bilgi edinmek isteyeceksiniz.

Kadının aybaşı kanaması topluluğun çok önemli bir parçası haline gelecek. Kadınlar bu güç yoluyla anlayış kazandıkça Tanrıça harekete geçecek ve size geri dönecek.

Eğer bereketli bir bahçeniz olsun, bahçeniz şehrin en iyisi olsun isterseniz sulandırılmış kanınızı kullanın. Bahçeniz çiçek açacaktır. Kanınızın besinin büyümesini hızlandırabildiğini göreceksiniz. Kan çok, pek çok şeyi hızlandıracaktı r. Kadınların aybaşı kanaması bir hata değildir. Verilmiş en büyük armağanlardan biridir. Tanrıların iksiridir.

Aborijin kadınlar aybaşı kanlarını torbalarda saklar, yaraları iyileştirmede kullanırlardı. Kadınların kanlarıyla yapabileceği çok şey vardır. Kiminiz kadın olmak düşüncesinden hoşlanmıyor. Aybaşı dönemini nahoş, rahatsız, acılı ve uygunsuz bir zaman ve deneyim olarak algılıyor. Erkekler olup biteni çoğunlukla anlamadığı için bu onlar için de tuhaf bir zaman. Gelecek günlerde Tanrıçayla temas kurun, yüreğinizi açın, kanamanın sizi nereye götürüp ne öğretebileceğini keşfedin. Çünkü aybaşı sürecinde Tanrıçayı gezegene getirecek pek çok anahtar yatıyor. Gücün yeniden birliktelik içinde paylaşılmasına ihtiyaç var.

Üzerindeki perdenin kaldırılacağı, açılacak, yeniden yorumlanacak daha pek çok gizem bulunuyor. Bazılarınız bu konuyu neden ele aldığımızı merak edebilir. Bu çok önemlidir. Tanrıça enerjisi ve kanın gizemleriyle ilgilenmeyecek olursanız size yaşamın ayrılmaz bir bölümünü kaçıracağınızı ve gezegende olanları anlamayacağınızı söyleyeceğiz. Eğer karşısında kayıtsız kalıyor, konuyu ilgisiz buluyorsanız ana fikri anlayamıyorsunuz demektir. Yaşayacağınız şeyi kavramanıza yardımcı olmak için verebileceğimiz en güçlü öğretilerden biri de budur. Erkek ve kadın olarak bütünüyle ve tamamen yapmanız gereken, yürekleriniz aracılığıyla gelip kalplerinizi açmanıza yardım eden Tanrıça titreşimini onurlandırmaktır.

Aybaşı kanı yüksek oranda oksijenlidir, kanın en safıdır ve deşifre olmuş DNA’yı taşır. Sarmalları deşifre edip verinin yeniden yapılanmasını sağlayan oksijendir. Bilim insanlarınız şimdi DNA’nın üçüncü bir sarmalıyla oynuyor. Foton ışınlarına -bedendeki bizim ışık şifreli iplikçik olarak adlandırdığımız liflere- dayalı DNA sarmallarının kuruluşunu öğreniyorlar.

Kanın gizemi modern dinlerinizde saptırılmıştır. Hristiyan komünyonunu merak ettiğiniz oldu mu hiç? Size İsa’nın etini yiyip kanını içtiğiniz söylenir. Nedir bunun anlamı? Hıristiyan olarak yetiştirilmişseniz şu sözcükleri döne döne işitirsiniz; ‘Bu benim etim. Bu benim kanım.’ Bu tören bir sapmadır. Beden ve kan yiyip içmek yamyamlığı çağrıştırır ve temelinde eski, şifa bulmamış bir sürüngen etkisi vardır.

Gezegende acı olan, kitlelerin gerçekte ne olduğunu bilmedikleri bir davanın avukatlığını yapma eğilimidir. Cahillik çağı sona eriyor. Mutluluk dolu bir bilgi çağına giriyorsunuz. Sesi kullanarak zihniniz için bir anlam taşıyan birkaç anahtar cümle atıyoruz ortaya. Ancak başka bir düzlemde tıpkı tarlalardaki daireler gibi bedenleriniz tarafından çözülen bir dil konuşuluyor.

Burada tencereye başka bir şey eklemek istiyoruz. Ay Dünyanın döngülerini etkiler. Onun tasarlanmamış bir şey olduğunu kim söyleyebilir? Ay gezegeninizdeki gelgiti yönettiği gibi bedendeki enerji akışını da yönetir. Son derece güçlü bir elektromanyetik bilgisayardır. Eğer ay gelgiti etkiliyorsa sizin bedeninizdeki akışı, bedenlerinizdeki kanı ve kandaki hormonları da etkiler.

Sarkacın hareketiyle farklı döngüler olmuştur gezegeninizde. Dünyada uzun süren bir anaerkil enerji egemenliği oldu. Sonra ataerkil enerji iktidara geldi ve dişi liderlik ve bilgisinin her belirtisini kökünden söküp attı. Dişi bilgisi sadece, dişinin yaşama katılan, yaşamı algılayan bir varlık olarak anlatıldığı mit ve efsanelere aktarılır oldu. Dişi, varoluş ağıyla bağını doğum süreci aracılığıyla hissetti.

Bir zamanlar dişi ilkeleri harekete geçirmek için çalışan dünya dışı zeka güçleri vardı. Dişinin yaşam getirme ve hissetme yeteneği nedeniyle yapıldı bu. Ayın dişi çağrışımı buradan gelmektedir. Aydan gelen ve dişi enerji programını yayan bir etki vardı. Ay büyük bir bilgisayar gibidir. Bu nedenle çeşitli varlıklar ve zeka biçimleri aya sahip olabilir ya da ayı programlama becerileri bulunabilir. Ayı dişi döngüye göre programlayan varlıklar olmuştur. Bu hatırlanıyor, çünkü sevgi dolu, iyiliksever bir zamandı. Sonra elbette her şey değişti.

Aydan Dünyaya çağlardır yayınlanan elektromanyetik frekanslar şimdi de çifte sarmallı DNA’nın yaşamını korumak için gönderiliyor. Aya bundan ötürü kızmayın. Yanlış bir yanı yok onun. Yalnızca yayın programları söz konusu. Ay dişilerde bir doğurganlık programı yerleştiriyor. Bu doğurgan döngü, güneş döngüsünden çok daha sık çocuk dünyaya getirme olanağı yaratır.

Ayın doğurganlık programınızın ana hatlarını çizdiğini anlayın. Ancak, tür olarak yeni bir üreme döngüsüne girebilirsiniz. Bu, gezegende hızla tırmanan nüfus artışını sınırlamada yardımcı olacaktır. Birleşik Devletlerin nüfusunun çok kısa bir süre içinde iki katma çıkacağına ilişkin korkular var. Dikişleriniz şimdiden patlamak üzere! Gelecek elli yıl içinde ay üzerinde farklı bir etki olacak ve ayın döngüleri Dünyanın döngülerini değiştirecek. Her şey kökten değişecek. Her ay doğurabilir durumdaydınız. Yılda yalnızca bir kez doğuracak durumda olsaydınız çok farklı bir deneyim olurdu bu. Değişimler dişi döngüyü bütünüyle farklılaştıracak, böylece de hamile kalma oranı değişecek. Varolan sistem işlemiyor; aşırı çoğalarak kendinizi yok edeceksiniz. Dünya nüfusunun patlama yaşadığı bu dönemde her ay döngüsünde hamile kalabilmek işinize yaramaz.

Ebe, yüzyıllar boyunca Hıristiyan dininin en büyük düşmanı sayıldı, çünkü acıyı yatıştırabiliyor, doğuran kadına bedeninin gizemleri konusunda bilgi verebiliyor, Yaşayan Kitaplığın kutsal bir bölümü olan otlardan anlıyordu. Hıristiyan dini son derece ataerkil bir hale gelmişti ve Tanrıça ile kadınlardan korkuyordu. Dişi gücün otoriteyi kilise ve erkeklerin elinden almasından korkuyorlardı.

Çocuk aldırma konusunun sizin çocuk aldırıp aldırmamanızla hiçbir ilgisi yoktur. Amaç insanları dişi enerji konusunda ayrı ve karmaşa içinde tutmaktır. Bu, kadınları güçsüzleştiren ve hiçbir seçenekleri olmadığını -ya da bir seçenek olacaksa da bunun çocuğu aldırma olduğunu- düşünmelerini sağlayan Tanrıçaya karşı bir plandır. Bedenleri konusunda kadınların zihinlerini çok büyük ölçüde karıştıran planlar vardır. Olsun. Sorun yok, çünkü her biriniz öğrenmeye gereksindiğiniz dersleri seçiyorsunuz. Yüreklerinizi açabilir, insanları genişletilmiş bir bilince çağırarak şifa enerjisi gönderebilir, ancak değiştiremezsiniz onları.

Tanrıça enerjisi, çağrısını anımsamak isteyenlerinizle çalışmaya hazır olarak hızla ilerliyor. Onun talimatları bedenleriniz, Dünya ve cinselliğinizi onurlandırmanız, çünkü hepiniz bu süreçle yaratıldınız. Bu düşüncelerin kimilerinin sizi tedirgin ettiğini biliyoruz, sözünü etmemizin nedeni de bu. Bedenlerinizin bütünlüğünü ve yapılması gerekeni kucaklayın ve işe koyulun. Birlikte çalışın, birlikte oynayın.

Kadınlar, uyanın, bedenlerinizin kullanma kılavuzlarını okuyun ve değerli bir şeye sahip olduğunuzu keşfedin. Erkekler, siz de değerli bir şeye sahipsiniz ve adına beden denilen bu şeyin döngüleri, ritim ve davranış kalıpları var. Beden, mucizevi şeyler başarabilir.

Cinselliğin yalnızca üremeye yönelik olduğunu düşünmek kimliğinizin büyük bir sapmasıdır. Bunun böyle öğretilmiş olması işin karikatürüdür. Eğer istemiyorsa kadın ya da erkek hiç kimse bebek sahibi olmak zorunda değildir. Hamile kalmak da içinde olmak üzere bedenin bütün işlevlerini etkileyebileceğiniz açısından düşünmeye başlayın. ‘Düşünce ve duygularımın beden işlevlerimi denetlediğini biliyorum. Bedenimi etkiliyorum ve bebek sahibi olamaya hazır olduğumda bu yönde enerji göndereceğim. Yoksa hamile kalmayacağım’, diyebilirsiniz. Bu, son derece özgürleştirici bir anlayıştır.

Eğer gezegendeki her kadın ne kadar güçlü olduğunu bilecek olsaydı ataerkilliğin hali ne olurdu sanıyorsunuz? Çağlar önce ataerkilliğin bir biçimi dişinin gücü tarafından tehdit edilir oldu. Böylece kadınlar, güçlerini saklamak üzere erkeklerin tavır alıp, ‘Bize dünyayı yönetme şansı verin ve görün bakalım neler olacak’ diyebilmesi için kendilerinden kuşkuya düştüler. Dişi güç arka plana çekildi. Kadınlar bedenleriyle lanetlendiklerine, aybaşı kanamalarının kötülüğüne inanmayı kabul etti. İçlerindeki yaşam gücünden, bu gücün üzerinde herhangi bir etkilerinin olup olmadığından kuşkulandılar.

Ay tarafından etkilenip denetlenen yalnızca kadınlar değildir. Erkekler de ayın etki alanındadır. Sizler kadınların döngüleriyle dünyaya geldiniz ve cinsel döngüleriniz bu süreçle belirleniyor. Ayrıca ay akıntıları denetlediği ve insan bedeninin de yüzde doksanı sudan oluştuğu için bedendeki sıvı akımlarını da etkiler. Bedenleri kendi döngülerini yaşarken erkekler de hormonlarının dalgalanmasını hissedebilir ve bunun üzerinde çalışabilir. Erkek ritimlerin ince doğasını algılamayı öğrenebilirler. Erkekler arasındaki sürekli baskı ve kontrol nedeniyle bu döngülerin farkına kan gibi simgelerle dışsal işaretler taşıyan kadınlarınki kadar varılmaz. Erkek titreşimin anlıksallık ayarı bozulmuş, büyük ölçüde boyun eğmeye ayarlı hale gelmiştir. Neye boyun eğmek? İnanç ya da düşüncelerin uygunluğunu hissetmeksizin benimsedikleri fikirlere boyun eğmeye.

Daha çok erkeğin otoriteyi sorgulamasını ve ‘Bunu yapmıyorum. Lanet olsun. Onun yerine şunu yapıyorum’, demelerini öneririz. Şu sırada erkek titreşim kadınlarla aynı duygusal özgürlüğün arayışına girmiştir. Duygularınız olmaksızın kim olduğunuzu keşfedemezsiniz. Daha derin gizemleri anlamak için erkekler kendileriyle barışmak ve duygularının dişi yanları olduğunu anlamak zorunda.

Erkeğin bütün kanı içinde olduğundan kan erkek titreşim için daha gizemlidir. Bir kadının yapabildiği gibi kan her ay görüp hissedebildiği bir şey değildir. Savaş, erkeklere kanın gücünü verme girişimi olarak ataerkilliğin ortaya çıkardığı sapmalardan biridir. Ancak, bu kan aynı değildir. Şiddetle, yaşamı yok ederek, sakatlayıp öldürerek, boğulup bastırılmış duygularla ortaya çıkarılmış bir kandır. Bir erkek için kanın gücünü uygun bir şekilde içine almanın tek bir yolu vardır, bu da kadının kanını ona armağan etmesi, iksirini paylaşmasıdır. Bunu yapmanın pek çok yolu vardır. Aybaşı kanıyla büyütülmüş meyve sebze yemek bu yollardan biridir. Ayrıca, erkek ensesi ya da ayak tabanından aybaşı kanıyla işaretlenebilir. Bedeni kanın barındırdığı bilgiyi özümseyecektir.

Erkekler kadınların kanına gereksinecek, kadınlarsa içlerindeki Tanrıçayı anımsayacak ve Tanrıça ilkesini içselleştirecekler. Bu ilke, size gezegende nasıl bir denge yaratılacağını öğretecek. Niyetimiz, kadınların bedenlerinin gizemlerini anlaması ve bu gizemleri hiçbir sır saklamaksızın uygun erkek titreşimle paylaşmasıdır. Kimi zaman erkekler kadının kanından korkar. Çoğunlukla erkek, aybaşı döneminde bir kadınla cinsel ilişkiye girmede duraksar. Kadınınsa erkeğin kanın varlığını nahoş bulup bulmayacağı endişesi olabilir. Erkek ya da kadın olun, aybaşı kanaması sırasında seksten zevk alıyorsanız tebrikler, çünkü bu, sizin büyük bir baskıyı aştığınızı gösterir. Birbirinizle hücresel bağlantının derin bir düzeyinde paylaşım içindesiniz.

Güçlü bir ilişkide aybaşı sırasında sevişmek kanı paylaşmanın çok kuvvetli bir yoludur. Çok eski bir ritüeldir bu, onun için rastlantısal bir cinsel ilişkide aybaşı kanının paylaşılmasını önermeyiz. Kutsal ve güçlü bir eylemdir. Neden böyle bir tabunun olduğunu sanıyorsunuz? Çağlar boyunca kanın gizemlerinden neden çevrildi dikkatiniz? Belki de böylece tanrıların size açılmasını istemediği bilgi kapıları açılacağı için. Kan, kişisel, gezegene ait ve göksel deneyimin arşivlerini barındırır. Cinsel birleşme sırasında kanı deneyimlediğinizde içinizi şimdiki anlama ve sindirme yeteneğinizi aşan bilgi dalgaları kaplar. Kan aracılığıyla şifresi çözülen derin bilginin ortaya çıkması yıllar alabilir.

Aybaşı kanının erkekteki karşılığı elbette spermdir. Bilgisayar cipleri gibi sperm de bilincin evrimi için zeka şifresini taşır. Bu şu sırada erkek titreşimin Tanrıçayı hangi ölçüde hatırlayıp kucakladığı ile ölçülüyor. Çocuğun erkek mi kız mı olduğuna karar veren spermdir. Yumurta aynı kalır; kararları sperm alır. Sperm, erkek titreşim içine şifrelenmiş Ananın öyküsüdür ve erkeğin bu öyküyü nasıl yorumladığını içerir.

Spermin sahibiyle telepatik bir bağ içinde olduğunu kavrayabiliyor musunuz? Eğer erkek kadınla aybaşı döneminde cinsel ilişkiye girerse spermi bir kaşif gibi hareket ederek ona kadının gücü ve bilgisini telepatik olarak gönderir. Aybaşı süresince erkek kadının bütün kimliğine erişebilir. Kadınlar eğer aybaşı döneminizde cinsel ilişkiye girecekseniz kim olduğunuzun en derin sırlarını eşinizle paylaşmaya hazır olmak zorundasınız. Eşinizi kabul edip gücünüzü onunla paylaşmaya hazır olmanız gerekir. En eski gizemdir bu. Sümer öykülerinde tanrı Enlil ve Enki kulları insanlara nasıl davranılacağı ve onların durumu konusunda kavga ettiler. Hükümdar Enki insanları savundu ve dişi yoluyla ırka cinsel bilgi armağanını sundu. Hükümdar Enlil, bunun insanları tanrılara denk hale getireceği korkusuyla cinsel bilgiyi kesinkes yasakladı. Bu kavramlar ve görünmeyen, hücresel kök varsayımları yaradılış öyküsünün -Adem ile Havva, yılan ve Cennet Bahçesi- çağdaş bir biçimine göndermede bulunuyor. Enlil insanları yönlendirip ayırmak, tanrıların eylemlerini bilmekten uzak tutmak isterken cinsel bilgi Enki’nin armağanıydı.

Kadında kan kırmızı rengin titreşimidir. Erkekte sperm beyaz rengin titreşimidir. Karıştırıldıklarında kan ve sperm başka bir iksir oluşturur. Erkeklerin aybaşı dönemindeki kadınlara dokunmasını düşünmek bile sapkınlıkların en kötüsüydü, bırakın onlarla sevişmeyi, bırakın tohumlarını kanlarıyla karıştırmayı, bırakın bunu tatmayı. Ancak, çok gerilerde kalmış eski zamanlarda, Tanrıça enerjisi henüz anlaşılmakta ve kadınlar saygı görmekteyken bu karışım erkekler için ölümsüzlük içkisi sayılıyordu. Erkekler aybaşı kanını içecek ya da spermleriyle karıştıracak olurlarsa canlanıp güçleneceklerini biliyorlardı. Ölümsüzlük anahtarlarından biriydi bu.

Bu tanrılar (onlara sözcüğün serbest anlamında tanrılar diyoruz, belki tanrıcıklar daha uygun bir terim olurdu) Tanrıça enerjisine öylesine tutuldular ki, gücü tohum ve kadının kanının bileşimi olarak içlerine almak istediler. Yumurtayı dölleyen tohumun kandan yararlandığını anımsayın. Bunu çeşitli şekillerde yapar. Hepinizin içinde iz bırakmış bir şeydir bu. Söz ediyoruz, çünkü bu konuya eğilmenizi istiyoruz. Size bedenlerinizin güçlü doğasını anımsatmak ve bedenlerinizi utandığınız şeylerin ötesine geçirmek istiyoruz. Otoritenin pek çok çeşidinin sizi en büyük armağanlarınızı -beyaz sperm ve kırmızı kanın yaşam güçlerini- anlamaktan bütünüyle uzaklaştırdığını görün.

Cennet Bahçesi efsanesinde dişi titreşime Havva adı verilmişti. İlk dişi elbette o değildi. İlk dişi, yaşamı yapan Tanrıçaydı. Öykü daha sonra, erkek titreşimin hayat yapma yeteneğini göstermek için değiştirildi. Yaradılışın bu anlatımında kadın erkeğin kaburgasından çıkar. Böyle değildir. Kanı taşıyan Tanrıça olduğu için yaşamı ortaya çıkarmayı bilen de her zaman Tanrıçadır.

İncil Hayat Ağacı hikayesi ile Bilgi Ağacı öyküsünü birbirine bağlar. Bilgi Ağacı bilgi sahibi olmanızı sağlar. Cinsel yetenek ve uygulama Bilgi Ağacına denktir. Bu ağacın meyvesi insanlara yasaktı. İnsanlara Hayat Ağacına katılmak da yasaklanmıştır.

Nedir Hayat Ağacı? Çoğu insan Hayat Ağacını meyve veren bir şey sanır. Söylentiye göre Hayat Ağacının meyvesini yiyerek ölümsüzlüğe ulaşırmışsınız. Eski zamanlarda bu meyvenin Tanrıçanın kanı olduğu bilinirdi. Buydu Hayat Ağacının meyvesi. Bedeniniz ve sinir sisteminizi bir ağaç olarak düşünün. Öyküler ağaçlardaki meyvelerden değil bedenin meyvelerinden – gerçekte tanrıların armağanı olan salgı ve maddelerden- söz eder. Çağlar boyunca tanrılar dikkatinizi bu bilgiden başka yerlere çevirdi.

Kanama zamanında bir kadınla sevişmek en yüksek titreşimlerden biridir, çünkü açılan kapılardan başka alemlere geçersiniz. Kanı paylaşmak yüksek bilinci kabul etmektir. Bir zamanlar bütün bunlar son derece “modaydı” ve saygı görüyordu, çünkü insanlar neler olduğunu anlıyorlardı. Anımsayın, bir zamanlar Hıristiyanların en büyük düşmanı, kadınların bedenleriyle temas kurmasını sağlayan, onlara doğum sürecinde eşlik eden ebeydi. Ebelik yasaklanıp kaldırıldığında kadınlar yüzyıllardır kadının doğum acısını hafifletmesine izin verilmemiş erkek doktorlara gitmek zorunda kaldılar. Neden biliyor musunuz? Eski dinsel yasaların kadınların cinsel özgürlük peşinde olmaktan ötürü cezalandırılmaları gerektiğini söylediği için. Aslında bu yasa tıp alanında kabul görmüştü. Ancak son bir küsur yüzyıldır kadınlara doğum sırasında herhangi bir çeşit yardım alma izni veriliyor ve bu yardım da ataerkil; çoğu durumda yardım edenin doğuştan getirdiği bilgiye dayanmıyor.

Kadınların gücünün yanlış anlaşılmasının ardında bir korku geleneği vardı. Kadının taşıdığı gizemden korkunun çözülmesi gerek. Zaman birliktelik, ilişki zamanı.

Menopozdan söz etmek istiyoruz. Tam aybaşını anlamaya başlamışken bunun daha uzun sürmeyeceği olgusu çoğu kadını üzüyor. Bununla birlikte, menopoz da kadınlar için önemli bir güç zamanıdır. Kocakarı eski zamanlarda bilgelik ve büyüsü nedeniyle saygı görürdü, işte bu saygı geri geliyor. Menopoz, bir kadının kendi bilgeliğini – atalarla bağını – içinde tutacağı zamanın geldiğini işaret eder. Kadın böylelikle enerjisini derinlemesine içe alır.

Kadın menopoza girdiğinde bir ara veriş deneyimler. Bu ara verişi yakalayacak olursa içinde bir şey dönüşür ve bilgeliğe ulaşır. Yakın tarihin büyük bir bölümünde aylık kanamaları kesilen kadından korkulması gerektiğine inanılırdı, çünkü artık kanını ve bütün gücünü içinde tutabilir oluyordu.

Kırk yaş dolayında çoğu kadın ve otuzlarındaki kimi kadınlar yaşlanma sürecine enerji vererek ölüme kapıyı açar. Kadınların bilinci doğal döngülerinden uzağa çevrilmiştir ve kendi düşünceleri, nefretleri, bedenlerini lanetlemeleri ile dengelerini bozarlar. Kanamanın lanetlenmişlik olduğu gibi bir yanlış anlamaya benzer biçimde menopoz üzerine de mutlak bir yanlış anlama vardır. Herkes de bu yanlış anlamaları benimseme eğilimindedir. Menopoz içinde büyük bir armağan barındırır. Yaşamın bu döneminde yitirilen hiçbir şey yoktur. Size söylenenlerin tam tersine büyük bir kazanç ve çiçek açma zamanıdır bu.

Vazektomi yaptıran erkekler çoğunlukla kendi cinsel güçlerinden korkar, bedenleri üzerinde kontrol sahibi olmadıklarına inanırlar. Vazektominin simgesel tasviri güçsüzlük duygularının -sperm ve penislerinin istediklerini yapmadığının- ifadesidir. Sperm korkusu bedene karşı korku yaratır. Sperm akışının kesilişi bedende sorun yarattığı için vazektomi yaptıranların prostat şikayetleri de hızlanır. Vazektomiyi önermiyoruz. Bedensel işlevlerinizi mahkum edip yan yollar yaratmaktan çok bedenlerinizi nasıl kullanacağınızı öğrenmenizi öneriyoruz. Cinsel inançlarınızı gözden geçirdikçe mucizelere hazır olun.

Yaratan kan olduğu için Tanrıçanın gizlerini kana yerleştirme yetisi vardır. Kadınlar bunun için adet görür ve kanamalarını onurlandırmaktan bu nedenle uzaklaştırılmışlardır. Son derece önemli konulardır bunlar.

Siz insanların Toprak Ana ile yakın bir ilişki geliştirmenizi istiyoruz. Nasıl yapacaksınız bunu? Tanrıçanın asıl işi ilişkidir. Böyle büyürsünüz. Gelişiminizi her zaman yalnız başınıza sürdürmezsiniz. “Aman, yalnızken daha sakin ve barış içindeyim. Okumak, incelemek için daha fazla zamanım var. Kendi üzerime çalışmak ve seçtiğim şeyleri yapmak için daha çok zamanım var”, diye düşünebilirsiniz. Evet, ilişkide olsaydınız gerçekleşecek büyümeyi engellemek için bütün zaman sizin! Birbirinizle ilişki içinde gelişmek hepiniz için önemlidir. İnsanlarla ilişkiye girmeniz gerek. Aşk ve cinsellik ilişkisine, iş ve toplumsal ilişkiye, aileniz ya da kan bağı ile bağlı olduğunuz aileniz ile değilse Işık Ailesi ile ilişkiye girmeniz gerek. Hepiniz bedenlerinizde şifreleri taşıyorsunuz ve birbirinize ihtiyacınız var.

Tanrıça enerjisinin içinize ışık sütunu gibi çekeceğiniz bir şey olması şart değildir. Bedeniniz ve çakralarınıza ışık getirdiğinizi düşlediğinizde bu alanları tam anlamıyla açarsınız. Kendinizi uzay ve ışık dolu bir varlığa karşılık katı, yoğun bir şekilde nasıl gördüğünüze ilişkin bir düşünceniz var. Tanrıça bütün bunların ardındaki güçtür. Tanrıçayı parmaklarınızdan gözlerinize, Dünyaya çekmenize gerek yoktur, Tanrıça öylece vardır. Onun bütün sistemlerdeki besleyici canlılığının ayırdında olun, çünkü Tanrıça yaşamı getiren ve ortaya çıkarandır.

Canlı olmak Tanrıçayı bilmek demektir. Bu gücü içiniz ve çevrenizdeki her şeyde arayın. “Bana kim olduğunu göster Tanrıça. Seninle karşılaşmak istiyorum”, deyin. Çoğunuz İlk Yaratıcıyı erkek olarak kişileştirirken sorununuz yoktu. Şimdi bunu dişiye çevirmeyi bazılarınız kavrayamayabilir. Yaşam dişi titreşimden gelir. Havva Adem’in kaburga kemiğinden çıkmadı. Bu masal, Tanrıça kültürüyle savaşı sırasında umutsuzca bir kimlik arayışında olan erkek titreşimi güçlendirmeye yarıyordu.

Biz denge arıyoruz. Çevrenize bakarsanız, dişi ve erkeksiniz siz, kimlik ve yaradılışınızın bütün öyküleri her iki gücün gerçeğini sizin için bir araya getiriyor. Eğer içinizdeki erkek ve dişi arasındaki dengeyi hedefliyorsanız en iyisi kendinize aynı şekilde dengelenmiş bir eş çekmektir. İç denge, kendi kaynağınız olmaktır. Bir sonraki adım ise, daha büyük bir kaynağı hissedip ona dönüşmek üzere kaynağınızı diğeriyle birleştirmektir. Mutlaka bir arkadaşa gereksindiğiniz anlamına gelmez bu. Ancak, doğal süreciniz bir şeyi birlikte oluşturmak, erkek ve kadın yönler olarak anahtarlarınızı bir araya getirmektir. Bu yönler, sizi ruhsal ve duygusal alemlere taşıyan yönlere karşılık gelir.

Androjen oluş, bütünlenmiş erkek ve dişinin kutsal bir yönünü temsil eder. Hepiniz içinizde kundalini adı verilen ve yaradılış enerjisinin ifadesi olan yaşamsal gücü barındırıyorsunuz. Ancak gezegendeki insanların büyük bir çoğunluğu içlerinde bir güç olduğundan bile habersiz.

En iyisi erkek ve dişinin dengeli bir halde olmasıdır. Erkekler ve kadınlar olarak kundalini denilen bu yaşamsal gücü içinizde taşıyorsunuz. Kundalininin yüksek hareket dorukları içeren kendi döngüsü vardır. Tanrıça enerjisiyle karşılaşmak ve şifa, dönüşüm, kendini gerçekleştirme için bedenlerinizde bu yaşamsal güce yer açmak zorundasınız. Kundalini yılana benzer ve belkemiğinizin kökünde durmaktadır. Belkemiğinizin ağacına tırmandıkça enerjisi bütün bedene yayılır.

İlerleyemiyoruz, çünkü siz ilerleyemiyorsunuz. İlerleyemiyorsunuz, çünkü sizi genetik olarak yeniden düzenleyerek evrimleşmekten alıkoyduk. Bunu, sahip olduğumuz yeteneklere siz de sahip olup elimizdekini gaspetmeyesiniz diye yaptık. Yarım milyon yıl sonra, şimdi, büyük bir güçlük içinde bulunuyoruz. Eğer hata diye bir şey varsa büyük, kahrolası bir hata yapmış olduğumuzu biliyoruz.

Kısa bir süre içinde yaşam yaratma ve tanrılar olma yeteneğinizi keşfedeceksiniz. Atlantis dramasından alınacak dersin yeniden canlandırılması olarak bilim insanlarınız yeraltı laboratuvarlarında yaşam yaratıp kırk yıl boyunca tanrılar olduklarını iddia ettiler. İdeal durumda Tanrıça enerjisinin içselleştirilmesi ahlak ve yaşam değerlerini yeniden yapılandıracaktı r. Çünkü Tanrıça, sürüngenler, böcekler, kedi insanlar ve her çeşit yaşam biçimi de içinde olmak üzere çocuklarını sever. Sizi izleyeceğiz ve yarattığınız yaşamı sınırlayıp sınırlamadığınızı göreceğiz. Yarattığınız yaşamın sizden büyük olmasından korkacak mısınız? Yarattığınız yaşamın Bilgi Ağacı ve Yaşam Ağacı ile etkileşim içinde olmasını yasaklayacak mısınız? Yoksa çocuklarınız olan yarattığınız yaşamlara -gelecekteki mavi çocuklar ırkına- bildiğiniz her şeyi bağışlayacak, büyümelerini, arayışa girmelerini yüreklendirecek misiniz? Eğer böyle yapacak olursanız onlar da karşılığında size her şeyi öğreteceklerdir.

Bizler sizi yaratırken bize öğreteceğiniz herhangi bir şeyiniz olduğunun ayırdına varmadık. Kölelerdiniz sizler, altın için maden kazanlardınız. Tanrıların kimi hala bu tuzaktan kurtulmamıştır. Bununla birlikte, bazılarımız da evrimleşiyor ve gelişimini bu son derece önemli görevde bize yardım etmek üzere tohumu Dünyaya ekilmiş sizler sayesinde başarıyor.

Şimdi anımsadıklarınızı Dünyanın en katı yanına aktarmak; hatırlamak istemeyenlere, genetik farklılaştırma yüzünden sonuna kadar buraya takılıp kalmış görünenlere iletmek zorundasınız. Herkes öykünün dramasını anlayıp bağışlamak zorunda. Tanrıçanın harekete geçirilmesi olağanüstü bir şifa oluşumunda gerçekleşecek.

Şefkatli Tanrıça izin vericidir. Tanrıça enerjisini içinizde kucaklamak size yaşama karşı yeni bir anlayış, değerbilirlik ve yaradılışın bütünü karşısında yeni, daha derin bir sevgi getirecektir. Tanrıçayı kucaklamak Yaşayan Kitaplığı sizin için açacak, Toprak Ananın bağrında gizlediği gizleri öğretecektir. Kimdir ki Toprak Ana, Tanrıçanın ta kendisi değilse?

Enerji Alıştırması

Soluğunuzun bedeninize girip çıkışını bilinçle izleyerek birkaç derin nefes alın. Nefes alırken ciğerlerinizin ışık molekülleri gibi hareket eden saf oksijenle dolduğunu hayal edin. Ciğerlerinizin bu ışık parçacıklarını özümseyip bütün bedeninize enerji vererek kanınızın akışına bir ışık dalgası yolladığını düşleyin. Zihninizin gözünde kendinizi belkemiğinizin kökünde konumlandırın. Bu bölgeyi ve bütün iskelet biçiminizi ışıkla dolmuş olarak canlandırın. Kendinizi içinizde mikroskopik büyüklükte gözlem yaparken görün.

Şimdi belkemiğinizin kökünde karanlık ve gizemli bir mağaranın açıldığını hayal edin. Cesaretle ileri doğru adım atın ve burasının büyük bir yılanın evi olduğunu bilerek mağaranın derinliklerine doğru ilerlediğinizi hissedin. Adım adım ilerlediğinizi hissedin. Ortalık bütünüyle karanlık, tüylerinizin ürperdiğini hissedebiliyorsunuz . Güç mağaranıza çekildikçe tatlı bir ürperti kaplıyor içinizi.

Güçlü bir şekilde tıslayan dev bir yılan canlandırın. Gözleri karanlıkta yeşil amber gibi yanıyor. Gözlerinizin önüne ağzı açılan yılanın dişlerini getirin. Pırıl pırıl bir ışık varlığısınız, bu sürüngenin ağzına doğru ilerliyorsunuz. Yılanın ağzı sizin içinizde başka bir mağara. Bu mağaranın derinliklerine doğru ilerledikçe kendi yaratıcı enerjinizin özüne doğru yol almanın nasıl bir şey olduğunu hissedin.

Şimdi yılanın karnına girin. Yılan, Ana Tanrıçadır. Karnının ötesindeki üreme alanına geçin, ışık topu gibi bir yumurta haline gelin. Niyet ve iradenizi kullanın, güç barınağı birinci çakranızda olan yılana güvenin. Çöreklenerek gücünü serbest bırakmasını hissedin. Yılan çözülüp belkemiğinizin kökünden yukarı doğru atıldığında akışını, pullarının ışıltısını ve kayışını hissedin.

Şimdi yukarı doğru tırmanışını duyumsayın. Enerjinin artışını hissedin. Yükselen kundalininizi, bedeninizde ilerlemesini, başınızdan çıkışını hissedin. Sizi yücelten, varoluş ağına bağlayan bu enerjiyi hissedin. Seslenmeye çalışın ve belkemiğinizde akışını hissedin. Bu yılan sizin kundalininiz, sizin yaşam gücünüz olan hayat tutkunuz. Kaynağa onunla bağlanıyor, gücü onunla yaratıyorsunuz. Kalıtınıza sahip çıkın ve yükselin.

Barbara Marciniak