GALAKSİNİN KISA TARİHİ


BİZİ ŞİMDİYE GETİREN OLAYLARIN KISA BİR KOZMOLOJİSİ

Bu yazı, sevgili Dünya’mızın şimdiki durumunu şekillendiren Galaksi’deki büyük olayların kısa bir gözden geçirilmesidir.

350,000 M.Ö. – Evren’de negatif ego kirliliği bir yangın gibi yayıldı, en sonunda Yaratıcı Laboratuarda ebedi gerçekliklerin temel seviyelerini bile kirletti. Kitlesel hissedebilirlik (duygululuk), zekalarını yıkıcı silahlar ve zihin kontrol teknolojisi geliştirmek için kullanmaya başlayan kibirli, öfkeli, şiddete başvuran isyancılar kitlesine dejenere oldu.

300,000 M.Ö. – Bu yaşam dalgası içindeki varlıklar düşmüş gerçeklikler ile işbirliği içinde, bilgilerini bozdular ve bilimi büyü/sihir ile birleştirmeye çalışarak bunu aşırı uçlara taşıdılar. Tanrı’yı oynamaya niyet eden büyücü – bilim adamları tarafından garip genetik yaratımlar oluşturuldu, bu varlıklar asalak ordular oldu. Spiritüel çevrim (devre) galaksinin bu sektöründe bölündü. Bu durum, bu gezegende dev küresel tektonik çökmeler olarak tezahür etti ve muazzam basınç altında, yer altı magma rezervuarları orta – okyanus çatlakları vasıtası ile yerkabuğundan dışarı patladı, gökyüzüne bazalt (volkanik kara taş) – yüklü su fıskiyeleri püskürttü, atmosferde dağıldı ve gezegenin puslu atmosferiyle sağlamlaştı; bu da hidrodinamik döngüyü ‘hazırladı’. İçerikleri boşalan engin yer altı mağaraları oluştu (daha sonra bu mağaralar kolonileştirildi) ve dağ dizileri ve kıtalar yukarı doğru itildi. Atlantis ada – kıtasındaki büyücü – bilim adamları kristal – bazlı elektromanyetik manipülasyon ile yapılan bir deneyin kontrolden çıkması ile hiperuzayda bir çatlak açtılar, binlerce yıl süren elektromanyetik ‘altuzay radyoaktif serpinti’ yayılması oldu. Bu ‘Atlantisliler’ Kuzey Amerika’nın doğu kıyısının ve batı Avrupa’nın altındaki yer altı mağaralarına sığınarak küresel felaketten kaçmaya çalıştı. Ancak birçoğu havasızlıktan boğularak, açlıktan veya sellerden boğularak yok oldu.

250,000 M.Ö.– ET Simyacılar Dünya’yı üs olarak seçtiler, burada düşmüş tanrılar/ilahların talimatı altında çalışarak, reptilian ve/veya saurian (kertenkele, timsah vs cinsi) DNA içeriği kullanarak reptilian insansıların bir ırkını genetik olarak oluşturdular. Bir kısmı insansı ve diğer DNA iplikleri ile birleştirilen bu reptiloidler kontrol den çıktılar ve isyan ettiler. Düşmüş melekler – astral parazitler – poltergeistler (kötü ruh) bu yaratıklarda enkarne oldular ve onların fiziksel doğasını kendi varlıklarına özümsediler – absorbe ettiler – bütünleştirdiler. Bazıları fiziksel olarak kaldı ve var olan yer altı mağaralarına göçtü, diğerleri üçüncü boyuttan ayrıldı… zaman zaman bu “repti – poltergeistler” veya “wer – drakolar” güçlü dünya liderlerine hükmettiler, sahip oldular (posesyon), onların fizikselliğini özümsediler, böylece üçlü – sembiyotik bir varlık yarattılar; poltergeist, reptilian ve insan… hepsi tek bir varlığa bütünleşti ve yerleşti. Bunların çoğu gezegenin yüzeyinde kaldı ve insan nüfusu ile “harmanlanmak” için yöntemler geliştirdiler [moleküler şekil değiştirme, technotic projeksiyon, lazer hologramlar, yüzeysel biyo – phasing (biyo – evre uyumu]. Bunların bir çoğu Antartika’ya kaçtı [o zamanlar yarı – tropikal bir kıtaydı] ve güçlü bir imparatorluk geliştirdiler.

200,000 M.Ö. – İnsan uygarlığının merkezi orta Asya’nın Gobi bölgesinde gösterişli, mükemmel bir krallıkta idi. Mavi gözlü, sarı saçlı insanlar, ‘Nepheli’ olarak bilinen uzun insansı bir kol ile ittifak kurarak Antartica’daki reptilian imparatorluğuna karşı savaştı. İçlerine nüfuz edilmemiş ve tehdit edilen toplumlarını savunma önlemiyle Gobi’liler Antarktika’lılara karşı deneysel bir süper – silah kullandılar ve patlama gezegenin ekseninin hizalanmasını değiştirdi ve birçok ileri kültürleri taş çağına geri döndürdü; bilimsel devamlılıklarını sürdürmek için yeraltına kaçanlar hariç. Gezegen istikrara kavuştuğu zaman, kutuplar yer değiştirdi. Gobi yaşanamaz bir çöle dönmeye başladı, pre – Nordic krallığın kalıntıları tonlarca kumun altına gömüldü; ve Antarktika donmuş bir çorak araziye dönüştü, reptilian imparatorluğunun kalıntıları tonlarca buzun altında kaldı. Sibirya’daki Mamutlar neredeyse bir gecede donup katılaştı. Ana üs merkezleri darmadağın olunca, gezegen üzerindeki gizli ileri karakollardaki reptilian güçleri bir araya toplandılar ve sağlam kalan yer altı mağaralarına indiler. Bu çok – seviyeli hidrotermal mağaralar onların yeni meskeni oldu, özellikle Nepal bölgesi ve Benares Hindistan’dan Tibet’teki Manosarowar gölüne kadar olan bölgenin altında bir yer altı sistemi oluşturdular. Eski Gobi ‘Nordic’lerin bir çoğu da yeraltına kaçtı, Moğolistan ve orta Asya bölgesinin altında son zamanlarda keşfedilen mağara sistemlerine indiler. Reptiloidlerin yaptığı gibi, ‘Nordic’ler kendilerini istenmeyen istilacılardan korumak için bu yer altı alemlerinin girişlerini dikkatle gizlediler.

Daha aşağıda Reptilian ve Nordic mağara sistemleri kesişiyordu, bu, iki süper – güç arasındaki çatışmaları kaçınılmaz yapıyordu. Diğer Nordic’ler batıya doğru göç ettiler ve en sonunda İskandinav olan ırkları oluşturdular, diğer daha fanatik bölümler Hindistan’ı istila ettiler [Hindistan alt – kıtasının ‘Aryan’ istilası] ve onlara kendi “tanrıların Hindu’ geleneklerini getirdiler, aslında bu tanrılar karmaşık teknolojileri kullanan dünyadan insanlar veya ‘kadim astronotlar’ idi. Reptilianlar ve onların yer altı ‘yılan – dünya’ları da Hindu geleneklerinde ortaya çıktı, reptiloidlerden ‘Naga’lar olarak sözeder; insan ırkını çok tehdit eden reptilianların yer altı ırkı. Ayrıca, kadim vedic metinler garip makineler, ‘vimanalar’ denen cıva ile güçlendirilmiş hava gemileri ve hatta nükleer savaştan söz eder, bu teknolojiyi ‘Aryan’ Nordicler Hindistan’ı istila ederken kendileriyle birlikte getirmişlerdi.

150,000 M.Ö. – Gobi bölgesinin altındaki [Başkenti ‘Shambala’ olan ‘Agarta’ krallığındaki] ‘Nordic’ler ve Nepal bölgesinin altındaki Reptiloid’ler önce Asya’nın mağaralarında, sonra Amerika ve diğer kıtaların mağaralarında birbirlerine karşı savaşa devam ettiler, en sonunda çatışmalarını Ay ve Mars’a taşıdılar. [NOT: Aslında Shamballa, Gobi bölgesinin üzerinde 5 nci boyutta bulunan eterik bir Işık şehridir]

100,000 M.Ö. – Terra/Dünya/Shan sisteminin Nordic’leri ve Reptiloid’leri hiperuzay yolculuğunu keşfettiler. Amerika çok daha sonra Philadelphia Deneyi sırasında hiperuzayı manipüle etmeyi keşfedecekti. Hiperuzaya erişmek göreli olarak kolaydır, problem hiperuzayı trajik ve tehlikeli yan etkiler olmadan manipüle etmeye çalışmaktan gelir. Son 70,000 yılda, yıldızlararası ve boyutlar arası seyahatin gelişiyle, galaksinin büyük bir bölümü ve birçok boyut kolonileştirildi. Dünya üzerindeki yaşam formları “beşikten çıkmayı” başardılar. Çoğu durumlarda gezegenin kitleleri, özellikle daha kötü niyetli yıldız grupları tarafından kasten teknolojik karanlık ve yoksulluk içinde tutuldu; bunun nedeni bu kötü niyetli varlıkların esir stoklarını, biyo – genetik kaynaklarını ve orijinal başlangıçları Dünya gezegeninde olan çeşitli ‘yabancı – uzaylı’ gruplar için kaynakları sürdürmelerini sağlamaktı. Tüm tarih boyunca gezegendeki en zeki zihinleri toplamak için düzenli ‘beyin göçleri’ sağlandı, bu zeki varlıklar yeraltında, gezegen – dışında veya diğer boyutlarda işleyen gizli topluluklara inisiye edildi. Müdahalecilere ve onlara benzeyen müdahalede bulunmayanlara karşı potansiyel tehdit olarak düşünülen Dünya gezegeninin savaşı seven kitleleri uzun vadeli eko – politik esarete, köleliğe manipüle edildi. Kötü niyetli yabancılar/uzaylılar, Nordic’lerin yardım ettiği Dünya gezegenindeki ‘açık’ veya ‘özgür’ toplum olasılığından ve bunun onların galaktik imparatorluğunu tehdit etmesinden korkuyorlardı; ve hayırsever yabancı/uzaylılar, Draconian’ların galaktik savaşlarında onlar için savaşacak zihinleri kontrol edilen savaşçılar olarak kullanılan Draco’ların yardım ettiği [Nazi kuvvetleri gibi] ‘kontrol’ edilen toplum olasılığından korkuyordu. Antarktika’daki Nazi/Bavaria uzay kuvveti, en sonunda galaksinin yakın sektöründeki 21 yıldız – sistemindeki dünyaları köleleştirmek için Draco kollektif kuvvetlerine yardımcı olmaktan sorumlu olacaktı. Dünya üzerinde, bu kötülükler üçüncü bir hizip tarafından gerçekleştiriliyordu – Mısır/Giza çölünün altındaki mağaralarda üslenen ASTARTE veya ASHTAR kültü (Ashtar Kumandası ile ilgisi yok). Daha sonra Nazi okült toplulukları ile, geleneksel dindarlık unsurları ile ve gezegenin GERÇEK kontrolcüleri olan Uluslar arası Bankerler/Bankacılar ile yakın bağlar oluşturan bu kült, insansı ve Reptiloid tekno – büyücüler arasında gezegenler – arası bir organizasyonun parçası olan bir işbirliği oluşturdu.

İnsan ve serpent (yılan) ırklarının düşmüş unsurları, kendi üstatlarının 3 ncü boyut maddesi ve teknolojisinde işlemesi ve manipüle edebilmesi için Kendi Luciferian üstatları tarafından kullanılacak genetik olarak – oluşturulmuş bedenler geliştirmeye başladılar. ‘Griler’ olarak adlandırılan varlıkların çoğu tasarlandı. Üç yaratımdan – melekler, insanlar ve canavarlar (yılan, reptilian, sürüngenler) – düşmüş unsurlar şimdi Lucifer’in yaratıcı plana karşı kadim isyanının ve komplosunun bir parçası olarak işbirliği yapıyordu. ‘Griler’ karmaşık sibernetikler ve aşılama teknolojileri ile birleştirilen reptiloid, böceksi, insansı ve hatta bitki – benzeri DNA’ların frankeştayn benzeri bir birleşimidir. Bu teknoloji onları bir grup zihnine bağladı, bu grup zihni tamamen kontrol ediliyordu ve düşmüş gerçekliklerin kendisi bunlara enkarne oldu.

Bu ‘evren’in çoğunu manipüle eden asi gerçeklikler ‘Ashtar’ işbirliğine sızdı ve kirlilikler yarattı. Onlar sonunda Sirius – B’de geniş bir şebeke kurdular. Ancak, Sirius – A’da onların yayılmacı felsefesine direnen bir hizip ortaya çıktı ve Sirius A İttifakı olarak tanındı. Ashtar kollektifi içindeki birçokları 3 ncü, 4 ncü ve 5 nci yoğunluk aşılamalar vasıtasıyla psionik olarak birbirlerine bağlı olduğu için, 3 ncü, 4 ncü ve 5 nci yoğunluk alemlerine erişimi de sahip olan Draconian’ların kollektif içine sızmaları ve onu manipüle etmeye başlamaları çok zor değildi. Müdaheleci – olmama etiklerine sıkı sıkıya bağlı olan ‘Nordic’lerin birçoğu uygarlıklarının çekirdeğini Lyra’nın Halka Nebulasına yakın kurmuşlardı. Reptiloidler imparatorluk üslerini Alpha Draconis’te kurdular, ‘Draconian’ların yağmacı aktivitelerine inanmayan diğer reptilian hizipleri ilişkilerini kesip ayrıldılar ve Capella gibi başka yıldız sistemlerinde bağımsız koloniler kurdular (bu reptilian hizipleri uyumsuzluğu sona erdirmek için şimdi Kozmik Hiyerarşiye hizmet ediyor). Sonraki 1000 yılda iç çatışma ve iç sabotaj nedeniyle Ashtar Kollektifinin etkisiz olduğu görülüyor. Zamanla kollektifin bütünlüğü yeniden sağlandı ve Asthar grubu drako imparatorluğunun yıkıcı taktikleri üzerinde galaksideki en başta gelen, en gelişmiş otorite oldu.

50, 000 M.Ö. – Ani bir sürpriz saldırıda, Alpha Draconian imparatorluğu Lyra bölgesindeki Nordic koloni dünyalarının üçünü yok etti. Diğer birçok gezegen bu Lyra Savaşları sırasında Draco Bord Kollektifi olarak bilinen grup tarafından tahrip edildi. Onların ilk yaptıkları şey toplumun tüm katmanlarına sızmak ve zihin kontrolü uygulamak için aşılar kullanmaktı. Sonra sistematik olarak kollektif ruh matriksini aşındırdılar ve nüfusu kendi grup hafıza komplekslerine asimile ettiler, nüfusun ruhsal tarihini kendi anıları ile değiştirdiler, onları asalaklara dönüştürdüler. Bu, o kollektif unsurların şimdi bu gezegende yapmaya giriştikleri şeydir, tam olarak aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar. Eğer etrafınıza bakarsanız, buradaki birçok insanın en yüksek hayıra ilgisiz olduğuna görürsünüz, onlar sadece bencil tutkularını tezahür ettirme amacına sahipler. Birçok dünya lideri karanlık güçlerin ve negatif ET’lerin tamamen kontrolü altında, birçoğuna sibernetik kontrol mekanizmaları aşılamak için psişik ameliyatlar yapıldı.

Bu sistem asimile edildiği zaman, zihin kontrolünün bu ilkel şekillerinden etkilenmemiş olan bir grup bu sisteme geldi ve Sirius Yüksek Kumandasının bir ileri karakolunu oluşturdu, onların rolü eğitim ve barışı sürdürmekti. Lyra’ya yapılan ilk saldırıda 50 milyar erkek, kadın ve çocuk öldü. Vega Lyra yıkımdan kaçtı ve bir savunma oluşturabildi ve yok olan dünyalardan hayatta kalan bazı mültecileri aldı, diğer mülteciler Rigel Orion ve Pleiades yıldız kümesine kaçtılar, burada Dünyalar Federasyonu’nun temeli olan terra – şeklinde bir çok dünyalar başlattılar. Hyades ve Andromeda takım yıldızları [Andromeda galaksisi değil] kolonileştirildi, ayrıca anti – madde evreninde bir çok dünyalar kolonileştirildi. Bu periyotta daha sonra Sirius Çemberi olarak bilinen elit bir Yüksek Komuta oluşturuldu, üyelik ebedei gerçekliklerin monadik grup kaynakları ile sınırlandırıldı.

32,000 M.Ö. – Draconian kuvvetlerinin çok fazla sayıda sızmalarından sonra, Orion Rigel’deki Nordic’ler Reptilian ve Gri güçlerine karşı umutsuz bir savaş başlattılar. Hayatta kalan Nordic’ler Orion yıldız kümesinden kovalandılar ve Sirius – A’daki Sol’un Jovian aylarına sığındılar. Diğer insansılar dış Orionite sistemlerine gittiler, merkez imparatorluğa yakınlıkları nedeniyle egemenliklerini Draconian kollektifine bırakmak zorunda kaldılar. Bu insanlar Draconian kollektifi tarafından köylülerin bir krala veya diktatöre hizmet ettiği benzer şekilde imparatorluğa hizmet etmeleri için kullanılıyorlar, ama çok daha büyük ve daha trajik ölçekte.

18,000 MÖ. – Orion yıldız kümesi şimdi tam olarak Alpha Draconian imparatorluğunun otoritesi altında hizmet eden “Orion Birleşik Dünyaları” tarafından kontrol edilmektedir, Rigel ve Bellatrix, Orion gücünün en büyük merkezleridir. Orion’un bu alt – imparatorluğu altı Orion yıldız sisteminden oluşur, bunlar imparatorluğun zaptetme asalak tutkusunu beslemek için galaksinin bu sektöründeki birçok dünyayı istila etmeyi ve boyun eğdirmeyi başardılar. Bu dünyaların birçoğu köle – gezegenlerdir, bu gezegenlerde insan kolonileri yaşar, buna yaşamak denirse. Draco – Orion imparatorluğunun canavarlıkları tüm galakside bilinmektedir ve Federasyondaki düşmanları arasında “Şeytani Altı” ismini kazanmıştır. Pleiades’liler ve Orion’lular arasında yıkıcı savaşlar yapılmaktadır. Tüm dünyalar harap olmaktadır. Birçoğu Rigel Orion’dan mültecilerin soyundan gelen Sirius’lular Orion’lular ile yıldızlararası çatışmanın uzun bir tarihine başladılar.

10,000 MÖ. – Draconian kollektifinin çekirdek sistemleri şunlardan oluşur: Alpha Draconis, Rigel Orion, Epsilon Bootes, Zeta II Reticuli. Ashtar İttifakının çekirdeki sistemleri ise: Sirius – A, Arcturus, Aldebaran, Altair. Birleşik Federasyonun çekirdek sistemleri: Taygeta Pleiades, Tau Ceti, Vega Lyra, Procyon. Bu üç ağı daha iyi anlamak için, Birleşik Federasyonunun ANA odağının spiritüel gelişime odaklanmak, Ashtar İttifakı’nın ana odağının entelektüel gelişime ve Mesih uygarlığı idealinin gelişimine odaklanmak ve Draconian’ların ana odağının materyal fethetmeye odaklanmak olduğu söylenebilir. Bizler ruh, zihin ve madde evreninde yaşıyoruz. Ancak, hatırlanması önemli olan şey ruhun maddeye egemen olmasıdır. Gerçek spiritüel YAŞAMI taklit etmeye çalışan düşmüş gerçeklikler vardır. Onları ‘meyvelerinden’ ve materyalizme olan obsesyonlarından tanırsınız. Ve onlara göre onların maddi araçları savunması ruhun kurtuluşu içindir, örneğin özgür faaliyeti, bağımsızlığı, yaratıcılığı, özgürlüğü ve kendini – ifade etmeyi engelleyen psionic – elektronik KOLLEKTİF’e teslim olarak kurtuluş denen şey. Bu tür sahte “kurtuluş” ruhu özgürleştirmek yerine öldürür. Ancak, Federe dünyalar (bir araya gelmiş dünyalar) Draconian’lara boyun eğmeli ve uysal olmalıdır, yoksa Draconian’lar Federasyon dünyalarını yok edecektir. Draconian Kollektifi, tüm galaktik asimilasyon ve fetih yolunda Federasyon dünyalarını tek engel olarak düşünür. Draconian’lar özellikle, istilacı güçlerin bağımsız dünyaların egemenliğine ve kaderlerine müdahale etmelerini önlemek için galaksinin güvenliğini sağlamaya çalışan istilacı olmayanlara düşmanlık gösterirler. Canavarın doğasını fethetmek için, önce tüm YAŞAMIN görkemli KAYNAĞI ile barış içinde olarak içimizdeki canavarın doğasını fethetmeliyiz.

1500 M.S. – Draconian Reptiloid’ler ve Rigel’li Griler Procyon’daki Nordic kolonisi dünyasına saldırıp fethetmeye çalıştılar. Başarısız oldular ve bunun bir hata ve yanlış anlama olduğu bahanesini kullandılar. İnanılmaz şekilde, Rigel’li Griler, Orion savaşları sırasında Rigel’deki eski yuva – dünyalarından kovalanmalarının sonucu olarak onlara verilen zarara karşılık olarak ileri teknoloji sunarak Procyon’un bazı kendine – hizmet eden üyelerinin güvenini kazandılar. Dracolar/Griler, Truva – atı tipinde bir tahrip etme ve sızma vasıtasıyla Procyon toplumunun tüm seviyelerine eriştiler. Kritik bir noktada, Draco – Griler ani bir darbe yaptılar ve Procyon’un kontrolünü ele geçirdiler. Birçok Procyonlu öldürüldü, birçok Nordic köle ve deneyler için biyolojik/DNA kaynakları olarak kullanılmak üzere esir alındı. Zihinsel olarak kontrol edilen bu Nordic’lerin birçoğu, Dünya gezegeni dahil diğer hedeflenen dünyaların sakinlerinin güvenini kazanmak için kullanılıyor. Sonunda Procyon boyutlar – arası özgürlük savaşçıları 20 nci yüzyılın [dünya – zamanı] son bölümünde insanlarını özgürleştirdiler. Galaksinin bu sektöründeki üç BÜYÜK yıldızlararası süper güçler çok boyutlu olarak genişlemeye, savaşlara devam ediyorlar, imparatorluklar yükseliyor ve düşüyor, uygarlıklar köleleştiriliyor ve özgürleşiyor.

Ruh ve madde arasındaki savaş devam ediyor. Dünya gezegeni üzerindeki kadim başlangıçlarının bilgisini kaybeden birçok dünyalar gerçeği keşfetmeye başlıyor. Tüm gözler Dünya gezegenine ve burada oluşmaya başlayan galaksiyi – sallayan olaylara çevrilmeye başlıyor. Yaratıcı, yıldızlar arasında dağılmış olan sadık monad’ların yükselen/egemen veçhelerini kullanarak, bozulan yaratımı uyuma geri getirmek için gizemli ve huşu verici bir planla Dünya’ya odaklanmaya devam ediyor. Yaratıcı Tanrılar kaosun maddi kuvvetlerini yok etmeyi istemiyor, ama bunları temizlemek ve bu Evrenin ve ötesinin orijinal planı ve amacı ile hizalanmaya geri getirmek istiyor. Bu, bireysel olarak gerçekleştiriliyor. Bizler, evrenin maddi güçlerini ‘uysallaştırmak/evcilleştirmek’ için ve onları ruh ile hizaya getirmek için Tanrı’nın gövdeleriyiz. İnsanlık başlangıçta bu tür doğaüstü egemenliğe sahipti, ancak Genesis 3 ncü bölümde tanımlandığı gibi, ‘yılan’ ırkına hükmeden düşmüş gerçekliklerin yalanlarına yenilerek bu güçleri kaybettik. Bu, insanlıkta şüphe ve korkuyu meydana çıkardı ve sonuçta ilahi YAŞAM’ın akışı için iletken olarak hizmet eden Tanrı’ya iman kayboldu ve doğaüstü egemenliğimiz kayboldu… İsa’nın misyonunun fonksiyonlarından biri, istekli olan HERKESİN içlerindeki mükemmel ve sonsuz Tanrı ile tekrar BARIŞ yapabilecekleri bir yol tesis ederek bunu restore etmekti. İçimizdeki Görkemli Tek Yaratıcı Tanrının sağladığı inayetin gücüyle, kendi materyal doğamızı spiritüel doğamızın kontrolü altına sokmayı SEÇEREK bu alemi tekrar uyuma geri getirebiliriz.

2000 M.S. – Pleiades’liler ve Orion’lular arasındaki çatışma şimdi dünya gezegeni üzerine odaklanıyor. Dünya stratejik yerleşimi ve kaynakları ve galaktik tarihteki merkezi rolüyle, her iki tarafın başarısının veya başarısızlığının ANAHTARI’dır. Sirius’ta, Draconianlar ve Orion’luların sızmasının, Andromeda – Pleiades’e sadık olan hizipler tarafından ortaya çıkarılmasıyla büyük bir iç savaş patlak verdi. İttifaktaki birçokları, özellikle Sirius – A, Andromeda – Pleiades federasyonları ile birleşmeye başladı. Sirius – B’dekiler, reptiloidler de dahil, kendilerini Draco – Orion kollektiflerine hizaladılar. 50 mil uzunluğunda savaş gemileri olan Draco – Orion destekli bir donanma, üçüncü boyut bütünlüğünü sürdürmek için ışık – altı hızlarda Sirius – B’den ayrıldı. [Işık – hızını aşarak diğer boyuttaki realitelere gitmek, diğer – boyuttaki moddan üçüncü boyut realitesine girmekten daha kolaydır].

Onların varış yeri SOL sistemidir, burada bir elektronik Yeni Dünya Düzeni diktatörlüğünü uygulamaya yardım etmeyi tasarlıyorlar. Bu diktatörlüğün Draco – Orion – Sirius B ittifakındaki insan ajanları (bunlar uluslar arası bankacılık cemiyetlerinin üyeleridir) dünyada, Giza, Mısır; Dulce, New Mexico [bunlar ciakar’lar veya kanatlı drakolar, beyaz drakolar ve yeşil drakolar tarafından kontrol edildiler]; Pine Gap, Avustralya; ve Almanya’nın Alsace – Lorraine bölgesindeki Alman Thule Toplulukları ve Antarktika’nın New Shwabenland bölgesindeki ‘New Berlin’ üssünden işlerini yürütmektedirler. Dünya’nın vatandaşlarını hedefleyen çok büyük kaçırma, beyin yıkama ve aşılama programları, dünya gezegenini ele geçirmeyi ve Draconian – Orion kolektifine katmayı kolaylaştırmak için önceki yıllarda gerçekleştirildi. Bu sektörü, dünya gezegeni de dahil, gelen Draconian – destekli güçlerin müdahalesine karşı korumak için, Andromedalılar, Pleiadeasliler, Tau Ceti’liler, Procyon’lular, Arcturus’lular, Iummite, Vega’lılar, Koldasianlar ve Birleşik Federasyona sadık olan diğer güçler Neptün’ün yörünge küresi yakınında muazzam bir ‘abluka’ oluşturdular. Draconian destekli kuvvetler dünya gezegeni üzerindeki kadim başlangıçlarının farkındalar ve ‘kendi’ gezegenlerini geri alabilmek için, gezegenimizin tarihinin bu kritik zamanında insan ırkını köleleştirmeye niyetliler.

Daha yakın olaylar – 1996 yılının ilk yarısında, güneş sistemimizin hemen dışında park eden büyük bir ana gemi Andromedalılar tarafından bulundu, bu gemi 1967’de görüşülen müdahale etmeme anlaşmasını ihlal ediyordu. 1996’da daha sonra Ashtar Kollektifi ve Sirius Yüksek Komutasının keşfi, gemide çok sayıda kriyojenik (ısı düşüklüğü sebebiyle meydana gelen) hareketsizlikteki draco/reptilian askerleri ortaya çıkardı. Andromedalılar geminin orijininin Ursa Minor sistemi olduğunu ifade ettiler. 1997’de, Draco Kuvvetleri, Sirius Yüksek Komutasının karargahlarını imha edebilecekleri küstah inancıyla Sirius Sistemine saldırdılar. Bu kuvvetler, Ashtar Kollektifi/Sirius A İttifakının anahtar üyelerinin resmi yaptırımına sahip oldukları inancına kandılar ve Draco/borg Kollektifinin bölgesel savaş donanmasını harap eden bir tuzağa yakalandılar. Sonra güneş sistemimizdeki ana gemi Ashtar Komutası tarafından yok edildi.

1997’de Bölgesel Draco donanmasının Federasyon/Ashtar İttifakı tarafından hemen hemen ortadan kaldırılmasından bu yana, birçok görüşmeci bazı türde anlaşma veya ateşkes görüşmeleriyle olası bir Galaktik Savaşı önlemek için galakside temsilci fonksiyonları uygulayarak yolculuk yapmakla meşguller. Niyet edilen hedef, kalan kuvvetlerle herhangi bir çatışmayı mümkün olduğu kadar birçok sistemin dışında tutmak. Pleiades, Procyon ve Tau Ceti’den gruplar, hem Orion sistemindekiler hem de güneş sistemimizin dışındaki Draconian’larla karşı karşıya gelmekteler. Güneş sistemimizde karantinayı sürdürmek için eylem tasarlandı. Çatışmanın her iki tarafından da yaşam kayıpları olduğu bildirildi. Bundan başka, Dünya için abluka savunma sistemi yaratma amacıyla yedi gemi şu anda Dünya’nın atmosferine park etti. Abluka iki Andromeda, iki Pleiades ve üç Procyon gemisinden oluşuyor. Procyon insansıları son zamanlarda Dünyayı karantinada tutma çabasında kuvvetli partnerler oldu, böylece bize doğal bir temelde tekamül etme şansı veriliyor. Procyon insansıları sadece son zamanlarda grilerden özgürleştiler, bu nedenle Dünyadaki nüfusun pozisyonu ile ilgili çok destekleyici ve şefkatliler.

1998’den bu yana, Sirius B sisteminde bir diğer büyük gemi donanması yığılıyor, bu Dünya’nın yerleşik olduğu çeyrek dairede Sirius B sistemi ve Orion sistemi arasında olası bir çatışmayı işaret ediyor. Süreklilikteki olaylar değişebilse de, şu anda donanmanın büyük ölçüde etkisiz pozisyonda olduğuna inanılıyor. Sirius İttifakları, Orion İmparatorluğu, Galaktik Federasyon ve Ashtar Kolektifinden temsilcilerin dahil olduğu son zamanlardaki bir konferansta [Griler veya Draconianlar (Reptilianlar) bu toplantıya katılmadılar] bölgesel haklar ve galaksimizin belli bölümlerindeki haklar konusu görüşüldü. Resmi tutum, daha fazla müdahale olmadan tekamülümüzün sağlanabilmesi için Dünyanın kendi başına bırakılması oldu. Sirius Yüksek Komutası/İttifakı – Ashtar Kollektifi – Galaktik Federasyon grubu, tüm Orion İmparatorluğu ile kendi başlarına dövüşme yeteneğine sahiptir ve Dünya’nın yerleşik olduğu sektörün tekamülünün desteğinde yalnız değiller.

Bu zamanda Dünya’da aktif olan negatif ET grupları, Orion İmparatorluğu veya Draco/Borg Kollektifi tarafından resmi olarak tasdik edilmiyor; onlar galaksi için barışı arzu etmeyen bu gruplardan uzaklaşan unsurlardır. Bunun gerçek çözümü herkesin bireysel olarak kendi negatif egosunu arındırması, yükseliş süreci ile ilerlemesi ve ruh ve monadik uzantılarını temizlemesidir. Sadece bu, çatışmayı sona erdirir. Şu anda, Draco Kollektifi ile, sadece kendilerinin walk – inleri olan insanları kaçırabilecekleri ile ilgili bir anlaşma vardır. En son görüşmeler, Draco ittifakının günlerinin sayılı olduğunu bildiklerini gösteriyor, liderlerin çoğu aydınlanma deneyimliyor ve uzun süreli barışı tesis etmek için Federasyon ile işbirliğine isteklilik gösteriyorlar. Ancak savaşçı sınıflar farklı fikirlere sahip ve hakim olma ve katliam içgüdüsünden başka bir şey bilmiyor. Hala gidilecek uzun bir yolumuz var, ancak eğer hepimiz negatif egolarımızı temizlersek, o zaman bu sona erer. Griler kendilerinin bedenlenmeleri için bir ruh matriksiyle yeni bir insan/reptilian melezi geliştiriyor. Kaçırmaların amacı bu ve bu çalışma, özgür iradenin ihlal edilmemesi sağlanması koşuluyla Kozmik Hiyerarşi tarafından destekleniyor. Yargılama ve Zulüm her şeyi daha fazla kutuplaştırır. Kendinizi bir an için grilerin yerine koyun, onlar üreyemiyor, çoğalamıyorlar, onların bilimsel hatlar ve kendini yöneten mutasyon boyunca, kendi ruh matrikslerini yok etmekle sonuçlandı, eğer yeni bir melez matriks geliştirmezlerse, varlıkları sona erecek. Bu durum, bu galaksi için felaket olurdu, çünkü Griler bu yaratımda ‘karanlık’ kutbu bedenlemek anlamına geliyor, onlar olmadan bu yaratım aşırı kutuplulukların sentezi amacına erişemez. Dahil olan tüm varlıklar kafalarını güneşin parıldamadığı yerden kaldırmalı ve olan her şeyi bağışlamalı, yeni öğrenim fırsatlarını ŞİMDİ kucaklamalı ve barış ve uyumun gelecek anlarını yaratmalıdır. O kutupluluğun bu yeni bedenlenmeleri bizim gibi barış ve anlayışı arıyor. Daha eski unsurlara güvenilemez, yine de yaratıcı plana bütünlüğü restore etmek için o enerjinin bu yeni aydınlanmış veçheleriyle çalışmalıyız, eğer biz kıdemli ışıkişçileri bunu yapmazsak, o zaman umut olmaz. Bizler örnek olmalıyız.

(ÇEVİRİ : Saffet Güler)

http://www.violetearth.org.au/overview-etgalaxy.html