Dr. Masaru Emoto’dan Su Üzerine Mesajlar

24 Ekim 2005

Son zamanlardaki ciddi doğal afetlere karşılık olarak kalplerimizi birleştirelim.

30 yıl önce, bazılarınız Apollo 13’ün üç astronotunun mucizevi kurtuluşunu hatırlayabilir. Bir çok insanın eve dönüşün imkansız olduğunu söylemesine rağmen, bu astronotlar neden hayatta kalabildiler. O zaman 30 yaşında idim ve neden olduğunu anlamamıştım. Ama, şimdi suyun, titreşimin ve rezonansın bilgeliğini edindiğim için, anlıyorum.

O zaman, tüm dünyadaki insanlar birlik içinde, bu astronotların güvenliği için dua ettiler. Su ile 20 yıllık araştırmam boyunca, insanların dualarındaki, düşüncelerindeki ve sözlerindeki muazzam gücün varlığını öğrendim. Einstein’ın E = MC2 denkleminin yardımı ile, şimdi Apollo 13’ün mucizevi kurtuluşunu açıklayabilirim.

25 Temmuz 1999’da, saat 4:30 am’de, sözlerin gücünün tecrübe edilmesini yönetmek için 350 insan Japonya’nın en büyük gölünün kıyısında toplandılar. Bu deney Dr. Nobuo Shiova tarafından yönetildi, Dr. Nobuo Shiova bu yıl 103 yaşına girdi. Orada, aşağıdaki sözleri tekrarladık :

Büyük Deklarasyon

Evren’in sonsuz gücü, gerçek ve büyük uyuma sahip bir dünya yaratmak için kendisini topladı.

Bir ay sonra, yerel bir gazete gölde büyük bir değişimi bildirdi. İşte makale :

27 Ağustos 1999’da Kyoto gazetesinin haber makalesi, dua edildikten bir ay sonra

Daha önce her yıl gölün yüzeyini kaplayacak kadar olağanüstü şekilde büyüyen yabancı aquatik alg (yosun) türleri, [Kokanadamo], bu yıl Biwa Gölünün yüzeyinde görülmedi. Ayrıca bölgede oturanlardan kötü koku ile ilgili çok az şikayet geldi. Toplanan alg miktarı da çok azdır.

Göldeki görevli, “alg’ın anormal büyümesinin olmaması çok iyi. Ancak, bunun iyi bir şey olup olmadığını merak ediyorum, çünkü bunların nedenini bilmiyoruz” diyor.

Orijinal olarak E = MC2 formülündeki M = kütle ve C = ışık hızı. Ancak, bunun gerçekte M= İnsan sayısı ve C = Bilinçlilik olduğuna inanıyorum. Şimdi, bu formülü kullanarak, göldeki fenomen aşağıdaki gibi açıklanabilir :

Burada, M = 350, Tüm Japonya’dan toplanan insan sayısı ve C = her bir insanın saf duasının enerjisi. Çalışmayı yöneten Dr. Shiova’ya herkes saygı duyduğu için, herkes duanın bu güçlü saflığını verebildi. Onların saf dua sözcükleri dış uzaya ulaştı ve 300,000 Hz frekans ile rezonansa girdi ve göle tekrar geri yansıdı. Göldeki bu ultrasonik dalga, göldeki suyun arınmasına yardım etti. Ultrasonik dalganın suyu neden arıtabildiğinin açıklaması aşağıdaki gazete makalesinden anlaşılabilir :

Sankei Gazetesinde, 16 Nisan 2000 de yayınlanan makale

Osaka Municipal Üniversitesi, Teknoloji Fakültesindeki Prof. Yasuaki Maeda (çevre kimyacısı), ultrasonik sesleri kullanarak suda çözünen dioksin ve PCB gibi organik klor bileşenlerinin toksik materyallerini ayrıştırmak için bir yöntem geliştirdi.

Suda çok küçük kabarcıklar üretmek için suya 200 Hz ultrasonik ses uygulandığında, kabarcıklar kimyasalları absorbluyor ve ayrıca onlar patladığında, onları bir arada ayrıştırıyor.

Öyleyse, Apollo 13 vakasında, dünyadaki insanlar ilk kez bir araya geliyordu ve astronotların güvenliği için dua ettiler. Bundan dolayı, astronotlar için edilen saf duaları ile çok sayıdaki insan tarafından yaratılan yoğun enerji dış uzayın su moleküllerine ulaştı ve onların rehberlik yapan pilotları (rehberleri) olarak rol oynadı. Şimdi, bu su moleküllerini pilotlar olarak anlamak burada uygundur, çünkü pilot sözcüğü orijinal olarak suyun rehberleri anlamına gelir.

Kollektif bilinçliliğin gücü ile birlikte sözcüklerin büyük gücünü anlayabildiğimiz zaman, doğal afetler tarafından yapılan tahribatın genişlemesini önlemek için bir yol bulabiliriz.

Tüm doğal afetlerin, enerjide dengesizlikler olduğu zaman gerçekleştiğini düşünüyorum. Ve enerji titreşimdir ve bu titreşimin kaynağı Hado olarak adlandırdığım şeydir. İnsanların bilinçliliğinin bu Hado ile direkt bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı, son zamanlardaki doğal felaketler insanların bilinçliliğindeki dengesizliklerin sonucu olabilir.

Barış ve uyum dileyen o insanlar birlik içinde bir araya geldiği ve bir arada konuştuğu zaman, dünyanın dengesini tekrar kazanacağına inanıyorum.

Şimdi, özellikle Pakistan’daki depremin ve Wilma kasırgasının tahribatı için, dünyada huzur isteyenlerimiz bir araya gelelim ve sözcüklerin gücünü yaratalım. Uykuya dalmadan önce bir hafta süreyle aşağıdaki sözleri tekrarlayalım.

Yetişkinler için :

Evren’in sonsuz gücü, gerçek ve büyük uyuma sahip bir dünya yaratmak için kendisini topladı.

Çocuklar için, su, dünyanın enerjisinin dengesini tekrar kazanmaya yardımcı olabilecek titreşimi taşıyabilen tek madde olduğu için, çocukların saf kalpleri ve zihinleri ile aşağıdakileri söylemelerini istiyorum :

Su, seni seviyoruz,

Su, sana teşekkür ediyoruz,

Su, sana saygı duyuyoruz

Sevgi ile ve teşekkürler,

Masaru Emoto

http://www.hado.net/urgentmessage.html

Masaru Emoto’dan Mesaj (7 Eylül 2005)

“Katrina” Kasırgası ile ilgili düşüncelerim :

Su ile ilgili daha çok bilgi öğrenmeliyiz.

Bugün bu mesajı yazarken, (4 Eylül 2005), ‘Katrina’ kasırgasının sonuçları daha da kötüleşti ve şimdi belki de 10,000 yaşamı almış olabileceği tahmin ediliyor – düşüncelerim ve dualarım etkilenenlerin hepsine gitsin.

Geçen yılın sonlarında Endonezya’daki büyük depremi takiben Hint Okyanusu sahiline çarpan tsunami tahmin edilmeyen bir felaketti. Gelişmiş dünyadaki insanlar için, bu krizle ilgili haberler gelişmekte olan ülkelerden daha üzücü bir olay.

Ancak, Katrina kasırgası tahmin edilen bir şeydi ve yine de dev bir felaketle sona erdi – tüm teknolojik ilerlemelerin doruk noktasına ulaştığı görülen 21 nci yüzyılda, ve Birleşik Devletler gibi gelişmiş bir ülkede.

Yukarıdaki iki büyük doğal felaket gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşti : spektrumun farklı uçlarında ve tahmin edilen ve edilemeyen durumlarda. Ancak, bu iki olayda gerçekleşen ölümlerin nedeni aynı idi : su.

İnandığımı söyleyebileceğim şey, ister gelişmiş bir ülke olsun, ister gelişmekte olan bir ülke, ister tahmin edilsin, ister edilmesin, bir bütün olarak biz, bu tür acil durumla başa çıkmak için yeterince donanıma sahip değiliz. Neden bunun gerçekleştiğini ve böyle trajedilerin yeniden gerçekleşmesini nasıl önleyebileceğimizi araştırdım ve bu düşünceleri burada sizinle paylaşmak istiyorum.

Japon gazetesinde, ‘Yomiuri Shinbun’, aşağıdaki makale 30 Eylül 2004 te yayınlandı.

http://www.thank-water.net/image/2005-09-04/flood-after.jpg

Benim için şaşırtıcı olan, bu makaledeki Sri Lanka sahiline çarpan tsunaminin havadan çekilen resminde, yakından bakıldığında, dalgalar arasında görülebilen dragona çok benzeyen bir figürün olmasıydı.

Japonya’da, dragonlara uzun zamandır su tanrısı olarak tapınılır. Başka deyişle, bu makale 26 Aralıkta Endonezya sahilini çarpan trajedinin, öfkesini ifade eden dragonun, su Tanrısının bir sonucu olduğu ironisini ifade ediyor.

Ancak, bir su araştırmacısı olarak, bu ifadenin tamamen haklı olduğunu hissettim. Bununla demek istediğim, suyun yaşamın devamı için önemli olması ; ancak, biz insanlar daha ne kadar su ile ilgili cahil kalacağız ? Yanıt : Ebediyen, ve suyla ilgili bir şey bilmiyoruz. Suyla ilgili olarak insanların gerçekten bilgisiz olduğunu söylediğim zaman bunun bir abartı olduğunu düşünmüyorum.

Örneğin, soruların bazıları şöyle : eğer su olmazsa tek bir gün bile yaşayamamamızın nedeni nedir ? ; buz neden suda yüzer (diğer maddelerde, katı ağırlık sıvı formundan daha ağırdır, katı her zaman dibe batar) ; yüzey gerilimi (teori) ve kılcal borular gibi şeyler neden var ; sıcaklık 39.2 Fahrenheit olduğu zaman, su neden ağırlığının en yükseğine ulaşıyor ; su herhangi bir şeyi nasıl çözebiliyor ; su, katı, sıvı ve gaz halinden nasıl değişmeden kendi haline dönüşebiliyor ?

Bu sorular bilimsel olarak yanıtlanabilse de, gizemin kökü yeterli şekilde keşfedilmemiştir. İnsanlardan sözedersek, hepimiz çoğunlukla sudan oluşuruz. Sadece minicik döllenmiş bir yumurta iken, su içeriği % 96 dır. Yeni doğan bebek % 80 su içerir ve yetişkinlik aşamasında, yaklaşık % 70 sudan oluşuruz. Bundan dolayı, fiziksel olarak konuşursak, çoğunlukla su olduğumuz söylenebilir.

Bu gerçeklere rağmen, su hakkında hala hiçbir şey bilmiyoruz ; bu, kim olduğumuzu gerçekten bilmediğimiz anlamına gelir. “Su her şeyin kaynağıdır” (bu, yaklaşık 4000 yıl önce Yunan düşünür Thales tarafından öğretiliyordu) gerçeğini artık protesto etmesek bile ve suyun önemini anlasak bile, onun özünü gerçekten anlamıyoruz.

Dragon, su Tanrısı muhtemelen “Siz insanlar ! suyun, sizi doğuran ananın özünü ne zaman anlamaya başlamaya çalışacaksınız ?” Bunun karşıtı olarak, tüm yaptığınız sadece suyu bilmezlikten gelmek, daha kötüsü onu kirletmek ! Kızgınım şimdi!” demek istiyor.

Daha önce sözünü ettiğim gibi, teknolojik olarak konuşursak, (gelişmede) zirve noktasına ulaştık, eğer suyun özünü anlayamazsak, bunu gerçekten söyleyebilir miyiz ? Yanıt açık bir “HAYIR”dır.

O zaman su ile ilgili bilimsel bilgide neden bu kadar arkada kaldık ? Bunun nedeni, geleneksel ölçüm yöntemleri altında, suyun ölçülememesidir. Bunun nedeni ? Öncelikle, söyleyebileceğim şu ki, su gerçekte bu gezegenden değildir. NASA ve Hawaii Üniversitesi bu bilgiyi Mayıs ve Ağustos 1997’de bildirdi. Eşzamanlı olarak, hem NASA hem de Hawaii Üniversitesi ekibi Dünyadaki tüm suyun gerçekte dış uzaydan buzlu kuyruklu yıldızlar formunda geldiğini bildirdiler.

Buradaki sorun şu ki, böyle önemli bilgiyi elde etmemize rağmen, hiç kimse gerçekte bu noktadan sonuç çıkarmıyor ve bunu ciddiye almıyor. Bu bilgi 8 yıl önce rapor edildi ; ancak, benim bilgime göre, bu bulgunun önemini daha çok anlamak için herhangi türde tek bir toplantıyı bile işitmedim. Bunun nedeni, eğer bu bilgi kabul edilirse, o zaman geçmişte modern bilimde ‘keşfedilen” tüm teoriler geçersiz kalacak.

Eğer bu teori bir gerçek olarak kabul edilirse, o zaman biz insanların gerçekte dış uzaydan geldiğimiz anlamına gelir. Daha da ötesi , bu, düşüncemizi bilim parametresini terk etmeye ve bilim adamları tarafından en çok küçümsenen düşünce sürecinden (veya teorisi) biri olan ‘Tanrı’nın alemlerine veya diğer spiritüel düşüncelere girmeye zorlar. Bu haberlere karşı davranışın onu görmezlikten gel ve dokunmamak daha iyi şeklinde olduğuna inanıyorum.

Bundan dolayı, suyla ilgili araştırmalar arka koltukta tutuluyor ve küresel çapta gerçekleşen bu doğal afetlerle mücadele etmek için gerekli olan bilgi ve ustalıklar yetersiz şekilde gelişiyor.

NASA’nın bu buluşunu anons eden gazete makalesinde başka bir geçerli bilgi vardı. Şu : “Buzlu kuyruklu yıldızlar yaklaşık 100 tondur ve onlardan yaklaşık 10 milyonu her yıl dünyaya çarpıyor. Bunun, geçmişte Dünya gezegeninin doğumundan beri uzun süredir devam ettiği tahmin edilebilir.”

Eğer bu doğru ise, büyük bir bulgudur. Uzak gelecekte, bu gezegen suyla dolacak ve kara kalmayacak. Bu durumda, küresel çapta suyla ilgili çok daha fazla felaketler olacaktır. Kasırganın ABD yi vurduğu aynı zamanda, Danube Nehrine yakın bazı Avrupa ülkelerinde seller olmaya başladı. Daha fazlası, küresel ısınmanın gittikçe artması nedeniyle, her iki kutuptaki buzullar eriyor ve sadece oturulmayan küçük adaları yutmuyor, ayrıca insanların oturmakta oldukları bazı adaları tüketmeye başlıyor. Teorize edebileceğim şu ki, bu Dünya şimdi “(suyla)dolmuş/doymuş” bir süngere benziyor ve artık selleri ve gerçekleşen diğer su ile ilgili felaketleri önleyecek yeterlilikte suyu absorblayamıyor. Daha fazlası, bu Dünyanın bir bölümünün gerçekten su ile tüketileceğine ve ortadan kalkacağına üzülüyorum, aynen Mu ve Atlantis kıtalarının durumundaki gibi. Japoncada bir deyiş vardır :”Su kalbinizin ve ruhunuzun yansımasıdır.”

Geçen 11 yılda, sayısız fotoğraflar çektim ve bu fotoğrafları çekmek için kullanılan teknik, kendi işine sahip olan ve son teknolojiye sahip olmayan küçük bir ailede geliştirildi. Bundan dolayı, başlangıçta, kristal fotoğraflar almak için uygun bir yer yaratmak gerçekten bir meydan okuma idi. Ancak, bu, araştırmacıları kristal fotoğraflar çekildiği zaman, fotoğrafçının duygusal durumunun ve çevrenin önemini anlamaya sevketti. Bu, paragrafın başında size yazdığım deyişin gerçek olduğu anlamına gelir.

Örneğin, fotoğraflar ya huzurlu olan bir fotoğrafçı ya da kızgın biri tarafından çekildiğinde, bu kristallerin güzelliği çok çok farklıdır. Evet, suya “sevgi ve teşekkür” hisleri gönderildiğinde, kristal oluşumu en iyi olmuştur. Diğer taraftan, suya “Beni hasta ediyorsun, Seni öldüreceğim” hisleri gönderildiğinde, çirkin kristaller oluştu.

Uzun süren araştırmalarım boyunca, uyumlu ve pozitif enerjinin güzel hegzagonal şekilli kristaller yarattığını ve tüm diğer negatif enerjilerle bunun gerçekleşmediğini anladığıma güveniyorum.

’Su kalbinizin ve ruhunuzun yansımasıdır”

Bu bilgiye dayanarak, bu, insan topluluğunun şimdiye kadar yaşama şekilleri ile ilgili sorgulandığı hissettiriyor gibi. Modern zaman insanı ‘Sevgi ve Teşekkür’ enerjisi ile dolu olan günlük temelde bir hayat mı yaşıyor ? Yanıt açıktır : Hayır. Bunun tersine, hepimiz korku ve kızgınlığa daldık ve oburluk, aşırı tüketim ve üzüntülerle dolu bir hayat yaşıyoruz.

Eğer, böyle ise, o zaman su da bunu yansıtır. Eğer bir araya gelmezsek ve ‘Sevgi ve Teşekkür’ enerjisi ile dolu bir hayat yaşamazsak, su daha da fazla dengiyle karşılık verir ve bu gezegende su ile ilgili tahribat yaratır ve sizin şehrinize saldırabilir.

Böyle korkunç bir olayın sizin başınıza gelmesinden kaçınmak için ve şu anda zor durumda olanları kurtarmaya yardım sunmak için, yapabileceğimiz birkaç şey var.

Şunlar : Yakınınızdaki suya ‘Sevgi ve Teşekkür’ göndermek ; suyun sizin için ne anlama geldiğini düşünmek ; su olduğunuzu kavramak ; suyun sadece sizin anne babanız olmadığını, kardeşiniz olduğunu hissetmek ; ve suya daha fazla saygı ile yaklaşmak.

Enerjilerimizi yakınımızdaki veya lokal sulara ve dünyadaki tüm sulara gönderelim. Eğer hepimiz bir araya gelebilir ve bu pozitif enerjiyi evrene gönderirsek, dragonun gazabı bir süreliğine azalabilir. Bunun nedeni, Einstein’ın ‘E = mc2’ denklemindeki ‘m’ in insan sayısına, ‘c’ nin bilinçliliğe eşit olduğuna inanmamdır.

“Su, Seni Seviyorum”

“Su, Sana Teşekkür Ediyorum”

“Su, Sana Saygı Duyuyorum”

4 Eylül 2005

Masaru Emoto