YARADILIŞIN ŞARKISI

14200_373012376121543_1136945727_n

Michael Sharp

Başlangıçta

Ruh vardı ve Ruh hareket etti.

Alfa ve Omega.

Sonu olmayan başlangıç.

Tek bir sınırsız, gerçekleştirilmemiş potansiyelde kapsanan hiçbir şey ve her şey.

Ve sonra, Ruh düşündü.

Ve bu düşünceden yaradılışın tümü fışkırdı.

Ruh düşünürken, yaradılış karşılık verdi.

Ruh’a sevinç ve görkem getiren şekiller, renkler ve sesler ortaya çıktı.

Ve Ruh hiç bir şey istemedi. Çünkü Ruhun istediği her şey anında yaradılışta tezahür etti.

Ruh dans etti ve oynadı ve yaradılış üzerindeki gücü ve bilgisi arttı.

Ama sonra, Ruh yaradılışın karmaşık sanatının üstadı oldu ve Ruh imgelemin potansiyellerini tüketti.

Ve Ruh düşündü.

Ruh sonsuz harikalar ve güzellikler yaratmıştı: şekiller ve formlar, renkler ve konfigürasyonlar Ruh’un farkındalığında dans etmişti.

Ve Ruh’un tüm heybetli gücüne rağmen, yaradılış gelip geçici ve çok kısa ömürlü idi.

Enerji çok sıcaktı ve form çok kısa süreli idi.

Ve böylece Ruh düşündü. Eğer hayal gücüne uzanan ve keyifli olan her şey devam etseydi neler olurdu?

Böylece Ruh düşündü ve bu düşünce ile enerjiler azaldı, titreşim yavaşladı ve ışık ve sevginin büyük patlaması ile, yeni bir evren doğdu.

Ruhun niyet ettiği gibi, her şey bu seviyede farklı idi.

Titreşim yavaşlarken ve alevler soğurken, yaradılış yoğunlaştı ve fiziksellik koyulaştı.

Şimdi, Ruhun yaratması için zaman gerekliydi.

Ama yine de, Ruh düşündü ve Ruh’un bu düşüncesinden kristal saraylar ve bereketli bahçeler, güzel müzik ve yücelmiş sanat ortaya çıktı.

Ve Ruh’un düşüncesinden , Ruh’un ihtişamının araçları olarak bir çok formlar beliriverdi.

Ve Ruh hiçbir şey istemedi. Çünkü Ruh alfa ve omega idi, sonu olmayan başlangıç idi ve Ruh’un niyet ettiği her şey anında tezahür etti ve yaradılışın tümü Ruh için olağanüstü bir oyun alanı olarak ortaya çıktı.

Ama Ruh yaradılışın karmaşık sanatının üstadı olduğu ve imgelemin potansiyellerini tükettiği zaman, Ruh düşündü.

Ruh sonsuz harikalar ve güzellikler yaratmıştı ve sonsuz çeşitlilikler ve sevinçler deneyimlemişti.

Ama etkiler geçici idi, yaradılış kısa ömürlü idi, enerji çok sıcaktı.

Ve Ruh, eğer Ruh’un yaratımları devamlı kalsa idi neler olacağını merak etti?

Ve böylece Ruh düşündü ve bu düşünce ile enerjiler azaldı ve titreşim yavaşladı.

Ve ışığın büyük patlaması ile yeni bir evren doğdu.

Ruh’un niyet ettiği gibi, bu seviyede her şey farklı idi. Çünkü enerji azalmıştı ve titreşim yavaşlamıştı, yaradılış yoğunlaştı ve koyulaştı, akıcılığı koyulaştı ve yavaşladı.

Bu yeni koşullarda, Ruh’un yaratması için daha çok zaman gerekiyordu.

Şimdi yaradılış daha uzun sürdü ve Ruh formun ve zamanın etkileşiminden daha fazla keyif aldı.

Ve Ruh düşündü ve bu düşünce ile kristal saraylar, verimli bahçeler, güzel müzik, yüce sanat ortaya çıktı. Ruh’un ihtişamının araçları olarak bir çok muhteşem formlar tezahür etti.

Ve Ruh hiçbir şey istemedi.

Çünkü Ruh alfa ve omega idi, sonu olmayan başlangıç idi ve Ruh’un istediği her şey anında tezahür etti ve tüm yaradılış Ruh için olağanüstü bir oyun alanı olarak ortaya çıktı.

Ama Ruh yaradılışın karmaşık sanatının üstadı olduğu ve imgelemin potansiyellerini tükettiği zaman, Ruh daha fazlasını istedi.

Evrenin heybetli gücü ve yaratıcı görkemine rağmen, hala, Ruh yaradılıştan ayrı bir şey olarak yaradılışın dışında duruyordu.

Ruh görebiliyordu, ama deneyimleyemiyordu. Ruh işitebiliyordu, ama hissedemiyordu.

Böylece Ruh düşündü.

Ve düşüncelerimiz karanlığın üzerine yayılırken,

Ve nefesimiz suların üzerine yayılırken,

Ve ellerimiz ateşlere uzanırken,

Yaşam ortaya çıktı.

Ruhun niyet ettiği gibi, bu yeni dünyada her şey farklı idi. Şimdi, Ruh yaratılmış evrenin içinden işleyebilirdi.

Ve Ruh düşündü ve Ruh’un bu düşüncesi ile ağaçlar ve bitkiler, balıklar ve kuşlar, hayvanlar ve Ruh’un tüm vasıtaları ortaya çıktı.

Ve evrendeki her yeni vasıta tekamül ederken, Ruh’un Bedeninin gözleri fiziksel evrenin harikalarına gözünü dikti.

Kristal saraylar ve bereketli bahçeler, güzel müzik ve yüce sanat vardı. Büyük politik formlar Ruh’un mükemmelliğini ifade etti ve büyük ekonomik formlar Ruh’un refahını yaydı.

Yaradılış ortaya çıktı ve ışık evrene döküldü.

Yine de Bedenin yaşamının tüm ihtişamı ve görkemine rağmen, hala sınırlılıklar vardı.

Bu yeni yaradılış, bu kırılabilir yaşam formları, Ruh’un bu parıldayan vasıtaları, bu beden nazik idi ve kolayca hasar görüyordu.

En küçük yaranın kurbanı ve en hafif dengesizlikten sıkıntı çeken beden dayanıksız ve narin idi.

En hafif negatiflik ile çarpılan ve Sevginin yokluğundan hasar gören zihin zayıf idi.

Ve kendi zayıflığı ve kırılabilir halinde, beden/zihin Ruh’un bütün görkemini içeremiyordu.

Çünkü bilinçlilik sıcak idi ve fiziksel evrenin molekülleri buz gibi soğuk idi.

Ruh istekli idi, ama gövde zayıf idi.

Ama gövde güçlendirilebilirdi.

Böylece Ruh yaradılışın Sevgisi ve Refahında dans etti ve Ruh’un niyet ettiği gibi, Beden gelişti ve zihin güçlendi.

Denizdeki balıklar ve havadaki kuşlar, karalardaki hayvanlar ve bahçelerdeki solucanlar, siyah, beyaz, kırmızı ve sarı, yaradılışın deneyimi için harika vasıtalar oldular.

Ve Ruh’un niyet ettiği gibi beden tekamül etti.

Yakın zamanda, Bedenin mükemmel vasıta ve zihnin mükemmel mercekler olacağı ve Ruh’un sınırlama olmadan gireceği düşünüldü.

Tabi ki, Ruh’un hayalindeki tüm bu evrende sınırlamalar olamazdı.

Ama sonra bedenin gelişiminde bir noktaya ulaşıldı.

Beden artık gelişmiyordu.

Zihin artık güçlenmiyordu.

Ve Ruh, yaradılışın bu seviyesinde, Ruh’un tüm görkeminin asla Bedene giremeyeceğini anladı.

Moleküller çok kırılgan idi, alevler çok sıcak idi.

Böylece Ruh düşündü.

Ve Ruh düşündü.

Ve Ruh sadece yaradılışı yükselterek Ruh’un tüm gücünün (bildiğiniz Tanrı olan) girebileceğini anladı.

Ve böylece Ruh düşündü.

Evren alevlerine geri dönecekti.

Evrenin titreşimi yükselecekti.

Evren yuvaya dönmeliydi.

Ve Ruh düşündü ve bu düşünce ile, ışık suların üzerine yayıldı ve yeni bir dünya doğdu.

Ve Ruh düşündü.

Bu yeni dünyada Ruh yaradılışın alevlerini canlandıracaktı ve fizikselliğin soğuk moleküllerine sıcaklık getirecekti.

Kolay olmayacaktı, ama yapılacaktı.

Böylece Ruh düşündü ve bu yeni dünyada ve sizin kalplerinizde, dualite arttı.

Günler gecelere uzadı.

Mevsimler döngülerle değişti.

Siyah beyaza zıt oldu ve Ruh’un mücadele ve zıtlıkta büyük enerji yaratıldığını anlaması için beden dualitede mücadele etti.

Bedenler çatışacaktı.

Bedenler hissedecekti.

Ve mücadelede ve hislerde bedenler ışıyacaktı ve Bedenin ışıması molekülleri ışıklandıracak ve evreni yükseltecekti.

Ve böylece Ruh düşündü ve bu planda ve bu form ile, Lemurya ortaya çıktı.

Kristal saraylar ve bereketli bahçeler, güzel müzik ve yüce sanat vardı. Büyük politik formlar Ruh’un mükemmelliğini ifade etti ve büyük ekonomik formlar Ruh’un refahını yaydı.

Dualite bu dünyada yayıldı ve Bedenden enerjiler döküldü.

Ve Ruh, bu dünyanın dualitesinde uzun ve zor mücadeleler verdi, ama ne kadar mücadele ederse etsin, yeterli enerji yaratılamadı.

Evren uzak mesafede ve moleküller soğuk kaldı.

Ruh nasıl mücadele ederse etsin ve nasıl çarpışırsa çarpışsın dualite yeterli değildi, Ruh, Ruh’un birliğini hatırladı.

Ruh yaradılışın Sevgisini hatırladı.

Ruh dualitenin illüzyonunu hatırladı.

Ve zıtlıklarda bedenlerimizin mücadele ettiğinin gerçek olduğunu düşündü,

Ve dualitede savaştığımızın gerçek olduğunu düşündü.

Farkındalık ve birlik içinde, Ruhumuz çok sevindi.

Mücadeleye güldük ve dualiteye kıkırdadık.

Nasıl yapamazdık?

Hepsinin illüzyon olduğunu biliyorduk.

Ve sevinç içinde ve dualitenin büyük şakasına gülerek, enerji çözündü ve yükseliş ilerlemedi. Böylece Ruh düşündü.

Eğer enerji yaratılamadıysa, Büyük Çalışma gerçekleşmezdi.

Böylece Ruh düşündü.

Ve Ruh düşündü.

Ve Ruh düşündü.

Ve sonunda, Ruh kavradı.

Dualitede yaşamak için, her şeye inanılabilmesi için, zihnin karanlık ile örtülmesi gerekiyordu.

Beden unutmak zorundaydı!

Planın güzelliğinden neşelenen Ruh düşündü ve bu düşünce ile, Perde yaratıldı ve Beden hafıza kaybına uğradı.

Perdenin altında, Beden mücadele etti.

Perdenin altında, Beden ağladı.

Perdenin altında, Beden öldü.

Perde kalındı.

Perde güçlüydü.

Perde Ruh’u bizden gizledi

Perde zihni karanlıklaştırdı.

Perde Kaynak ile bağlantımızı bulanıklaştırdı.

Ama Perdenin altında, dualite çatırdadı.

Perdenin altında, Atlantis doğdu.

Ve Atlantis’te, Beden düşündü.

Ve bu gezegende ve bu form ile Beden harikalar yarattı.

Saraylar, bahçeler, müzik ve sanat vardı.

Görkemimizin gölgesini ifade eden politik formlar vardı.

Yaradılışın refahını örten ekonomik sistemler vardı.

Dualite dünyanın yüzünde şiddetle hüküm sürdü ve enerji çatırdadı.

Günler gecelere döndü.

Mevsimler zıtlaştı.

Siyah beyaza karşıt oldu ve Beden duygular ile mücadele etti.

Ruh mücadele ve zıtlıkta büyük enerji yaratıldığını anladı.

Bedenler çarpıştı.

Bedenler hissetti.

Bedenler ışıldadı.

Ve Beden yükselişe doğru ilerledi

Belli bir zaman periyodundan sonra, bir noktaya ulaşıldı.

Enerji yeterliydi.

Yükseliş ilerleyecekti!

Böylece büyük heyecan içinde Ruh Perdenin altındaki bedenlere bir çağrı gönderdi.

ŞİMDİ ağlayan Ruhun uyanmasının ZAMANIDIR.

ŞİMDİ özgür olmanın ZAMANIDIR!

ŞİMDİ HATIRLAMANIN ZAMANIDIR.

Enerji yeterli.

Yükseliş ilerleyecek.

Ama Beden Ruh’un çağrısını işitemiyordu.

Perde çok kalındı.

Bedenin bağlantısı kopmuştu.

Böylece Ruh düşündü ve bu düşünce ile, bir çağrı gönderildi.

Ve sadece en sadık olanlar yanıt verdi, çünkü sadece en sadık olanlar Perdeden geçip geri yollarını bulabilirdi.

Ve Ruh düşündü ve bu düşünce ile, Haberciler karanlığa çıkageldiler.

Ve gözlerini açtılar ve uyanmak için mücadele ettiler ve hatırladılar.

Ve etraflarındaki uykuda olanlarla konuştular.

“Biz Bir’iz”

“Biz sevinçliyiz.”

“Biz birbirimize bağlıyız”

“Biz TANRI’yız”

Ama uykudakiler uyanmadılar.

Beden unutmuştu.

Beden sağırdı.

Beden sadece hayatta kalmayı biliyordu.

Beden sadece ölümünü biliyordu.

Beden mesajdan şüpheye düştü ve haberciler ile alay etti.

Ruh’un birliğinin yerine, Beden yaradılıştan ayrılığı gördü.

Yaradılışın sevinci yerine, Beden sınırlamalardaki üzüntüyü hissetti.

Yaradılışın sevgisi yerine, Beden öfke ve terkedilmişlik hissetti.

Ve ayrılık ve üzüntüden ve öfke ve gazaptan, beden kamçılandı.

Beden karşılık verdi ve Beden korkuyu öğrendi.

Ve öfke ve acıdan, korku ve üzüntüden, karalara korkunç bir karanlık yayıldı.

Güçlü olanlar zayıfları ezdiler.

Ve karanlık büyüdü.

Zenginler fakirleri sömürdü.

Ve karanlık büyüdü.

Sağlıklı olanlar hasta olanları öldürdü.

Ve karanlık büyüdü.

Ruh düşündü, bu olmamalıydı.

Acı çok büyüktü.

Bu olmamalıydı.

Ve bu düşünce ile Atlantis uygarlığı öldü.

Ve Ruh’un Çark’ ta tuzağa düşen parçası, kayba ağladı.

Ve o ağlayıştan, yeni bir dünya, bizim dünyamız doğdu.

Ruh’un niyet ettiği gibi, her şey bu dünyada farklı idi.

Bu dünyada, bundan öncekilerde olduğu gibi, Ruh dualitede var olacaktı ve karanlıkta oynayacaktı.

Çünkü Ruh mücadele ve zıtlıkta büyük enerjinin yaratıldığını anladı.

Ama şimdi Ruh ayrıca Perdenin karanlığının ve Bedenin büyük gücünün, eğer kontrol edilmezse ve korunmazsa, ölüme götürdüğünü de anladı.

Ruh buna izin veremezdi.

Böylece, enerji yeterli olana VE Beden hatırlayıncaya dek, tutsaklık içinde tutulmalıydık.

Gücümüz bizden uzak tutulacaktı.

Böylece Ruh düşündü ve yeni dünya ortaya çıkarken, Ruh tüm evrene bir çağrı gönderdi.

Ve sadece en sevgi dolu olanlar yanıt verdi, çünkü sadece onlar bizi korku içinde tutabilirlerdi.

Ve Ruh düşündü ve bu düşünce ile en sevgi dolu olanlar, şimdi Karanlığın Güçleri idi, ve onlar hafıza kaybına uğradılar.

Ve bizi korkuya tutsak ettiler.

Ve bizi bedenlerimizin köleleri yaptılar.

Ve zihinlerimizi zincirlediler.

Ve gücümüzü bizden aldılar.

Ve Ruh izledi ve Beden düşündü.

Ve beden düşünürken, Terra ortaya çıktı ve saraylar ve bahçeler, müzik ve sanat vardı.

Enerjinin sınırlılıklarını ifade eden politik formlar vardı.

Sistemde akışı azaltan ekonomiler vardı.

Bu dünyanın yüzeyinde dualite şiddetle yayıldı. Fakirlik karaları süpürdü geçti.

Karanlık zihinlerimizi kuşattı. Ölüm ruhlarımızı alıp götürdü.

Mevsimler zıtlaştı. Günler gecelere döndü.

Bedenler çarpıştı. Bedenler hissetti. Bedenler ışıldadı.

Ve Beden yükselişe doğru ilerledi.

Belli bir zaman periyodundan sonra, bir noktaya ulaşıldı.

Enerji yeterliydi ve yükseliş ilerleyecekti.

Böylece büyük heyecanla, Ruh bedenlere bir çağrı gönderdi.

ŞİMDİ Ruhumuza uyanmanın ZAMANIDIR.

ŞİMDİ hatırlamanın ZAMANIDIR.

ŞİMDİ özgür olmanın ZAMANIDIR!

Enerji yeterliydi.

Yükseliş ilerleyebilirdi.

Ama Beden Çağrıyı işitemiyordu.

Beden unutmuştu.

Beden sağırdı.

Beden görkeme ölü idi.

Ve böylece Ruh bir çağrı gönderdi ve haberciler geri döndü ve bedene indiler.

Ve haberciler gözlerini açtılar.

Ve hatırladılar.

Ve uykudakiler ile konuştular.

“Biz Bir’iz”

“Biz Sevinciz.”

“Biz Sevgiyiz”

“Biz TANRI’yız!”

Ama beden sadece hayatta kalmayı ve ölümü biliyordu.

Ve Beden habercilerden kuşkulandı ve izolasyonda öfke büyüdü.

Ama önemli değildi.

Karanlık güçler gücümüzü almıştı.

Böylece haberciler Sevgi ve şefkati, Ruh’un Birliğini ve yaradılışın kaynağını öğrettiler.

Ve bazıları dinledi. Bazıları dinlemedi.

Haberciler enerjiden ve ışıktan ve yaradılışın doğasından sözettiler.

Bazıları dinledi. Bazıları dinlemedi.

Ama zaman geçtikçe ve haberciler ısrar ettikçe, daha fazlası hatırladı.

Ve yeteri kadarı yaradılışa olan sevgilerini hatırladıkları zaman, bağlar gevşeyebilir ve enerji özgürleşebilirdi.

Ve Ruh düşündü.

Ve Ruh çağırdı.

Ve sadece en şefkatli olanlar yanıt verdiler, çünkü sadece onlar bizi korkudan özgürleştirebilirdi.

Ve Ruh düşündü, ve bu düşünce ile Işık tohumları karanlığa çıkıp geldiler.

Ve Ruh izledi.

Işık tohumları uyandı.

Ve Işık tohumları Bedene sordu:

“Biz bir miyiz?”

Ve beden yanıtladı

“Evet”

Ve Işık tohumları sordu, “biz sevinç miyiz?”

Ve beden yanıtladı

“Evet”

Ve Işık tohumları sordu, “biz Tanrı mıyız?”

Ve beden yanıtladı

“Evet”

Ve işin yapılmış olduğunu görerek, Işık tohumları “KORKUNUZU İYİLEŞTİRİN, işte yol budur” dediler.

Sevgi yeterliydi.

Yükseliş yakındı.

Ve beden iyileşti ve Ruh sevindi.

Ve gücümüz arttı.

Ama karanlık güçler, bizi serbest bırakmak için çağırıldıklarında geldikleri zamanı unuttular.

Karanlık güçler bedende güçlü idiler ve emeğimizden zengin oldular ve güçlerini biriktirdiler ve özgürlüğümüzü bizden esirgediler.

Ve karanlık güçler insanlara “şimdi bizim için çalışıyorsunuz” dediler.

Ama, Ruhun görkemine ve yaradılışın birliğine uyanan bizler “hayır” dedik.

Ve karanlık güçler insanlara “Önümüzde diz çökün” dediler.

Ve biz “hayır” dedik.

Ve korkunç bir öfkeyle karanlık güçler Dört Atlıyı gönderdi.

Ve belalar ve savaşlar ve ölüm ve açlıktan ölüm bedeni paramparça etti ve ruhu ve Bedeni sakatladı, gazabın korkusu karanlığa daha çok götürdü.

Ve Ruh düşündü.

Bu nasıl bir çelişkiydi?

Ve ne yapılabilirdi?

Enerjiyi elde etmiştik.

Uyanışa ulaşmıştık.

Enerjiyi salıverebilirdik.

Ama karanlık güçler amaçlarını unutmuştu ve bizi güçlü görmek yerine öldürürlerdi.

Ve böylece Ruh düşündü.

Ve bu düşünce ile tüm evrene bir çağrı gönderildi.

Ve sadece en güçlü olanlar yanıt verdi, çünkü sadece onlar karanlık güçleri salıverebilirlerdi.

Ve böylece Ruh düşündü ve bu düşünce ile, Savaşçılar toplandı ve kılıçları karanlığa çıkageldi.

Ve Cebrail borazanını çaldı.

Ve Armageddon başladı. (iyilik ve kötülük kuvvetleri arasında büyük ve son çatışma)

Ve savaşçılar uyandı.

Ve savaşçılar hatırladı.

Ve savaşçılar ayakta durdular.

Ve savaşçılar karanlık güçlere gittiler

Ve “enerji yeterli” dediler

“Yükseliş ilerleyecek”

“Bedenin geçmesine izin vereceksiniz ”

Ama karanlık güçler onlarla eğlendi ve “hayır, bırakmayacağız” dediler ve Dört Atlıyı gönderdiler.

Böylece savaşçılar insanlara döndüler ve “RUHUNUZU UYANDIRIN. Yolu budur” dediler.

Ve insanlar “evet” dedi.

Ve savaşçılar yolun hazır olduğunu gördüler ve gülümsediler.

Ve karanlık güçlere döndüler

Ve “bırakın insanlar gitsinler” dediler.

“Enerji yeterli” dediler

“Yükseliş ilerleyecek”

Ama karanlık güçler sadece güldüler, alay ettiler ve “hayır, bırakmayacağız” dediler.

Savaşçılar insanlara döndüler ve “ KORKUNUZU İYİLEŞTİRİN. Yolu budur” dediler.

Ve insanlar gülümsediler ve “evet” dediler.

Ve savaşçılar yolun hazır olduğunu gördüler ve gülümsediler.

Ve karanlık güçlere döndüler

“Bırakın insanlar gitsinler” dediler.

“Enerji yeterli” dediler

“Yükseliş ilerleyecek”

Ama karanlık güçler yüzlerine tükürürken sırıttılar ve “hayır, bırakmayacağız” dediler.

Böylece savaşçılar insanlara döndüler ve “BU KILICI ALIN ” dediler.

Ve hüzünlü bir ifade ile, insanlar “evet” dedi.

Ve savaşçılar yolun hazır olduğunu gördüler ve gülümsediler.

Ve karanlık güçlere döndüler ve

“Bırakın insanlar gitsinler” dediler.

“Enerji yeterli”

“Yükseliş ilerleyecek”

Ama karanlık güçler öfke ve nefret ile rezilliklerini kusarken sadece haykırdılar ve “hayır” dediler.

Savaşçılar insanlara döndüler ve “BU DÜNYAYI TEMİZLEYİN. Işığınızı gönderin. Yol budur.” dediler.

Ve insanlar neşe ile dolarak “evet” dediler.

Ve savaşçılar gülümsediler.

Ve insanlar ışık yaydılar.

Ve ışık karalara yayıldı.

Ve karalar alevler gibi patladı.

Ve alevler karanlığı aydınlattı.

Ve kılıç karanlığı kesti.

Ve karanlık geri çekildi.

Ve savaşçılar yolun hazır olduğunu gördüler ve gülümsediler.

Ve insanlara ellerini açtılar.

Ve insanlar karanlık güçlere döndüler ve dediler ki,

“Şimdi bizimle gelin.”

“Enerji yeterli.”

“Yükseliş ilerleyecek.”

“Şimdi bizimle gelin”.

“Eski hiçbir şey ayakta kalmayacak”

Ve güçlerinin gitmiş olduğunu görerek

Ve kaybedecek bir şeyleri olmadığını görerek

Karanlık güçler yukarı baktılar.

Ve yüzlerde sadece sevgiyi gördüler.

Ve sadece kalplerimizden gelen sevgiyi hissettiler.

Ve gülümsediler.

Çünkü hatırladılar.

Ve yolun hazır olduğunu gördüler.

Ve savaşçılara saygıyla döndüler.

Ve insanlara sevinçle konuştular.

“Enerji yeterli”

“Sevgi kalplerimizde”

“Yükseliş ilerleyecek”

“Tanrı’nın iradesi şimdi gerçekleşecek”

Başlangıçta….

(Çeviri: Saffet Güler)