ANASTASYA – Uzaylılar ve İnsan

_22684_

ÇINLAYAN SEDİR – 4 ncü KİTAP

Birlikte Yaratılış
…..Bu olağandışı dairedeki ve genel olarak büyük gezegendeki teknolojik şeylerle ilgili bir sürü şey anlatılabilir. Anastasya’ya bakılırsa, bu gezegende yaşayanlar dışarıdan gelecek bir istiladan hiç korkmuyormuş. Dahası, teknolojileri sayesinde Evren’deki herhangi bir gezegendeki yaşamı yok edebilirlermiş. Dünya haricinde herhangi bir gezegen. “Neden” diye sordum, “yani bizim füzelerimiz, silahlarımız onlardan gelecek bir saldırıyı püskürtebilir mi?”

“Dünya’daki füzelerden hiç korkmazlar” diye cevapladı Anastasya, “Bu gezegendekiler, her tür patlayıcı ve türevlerini çok önce keşfetti zaten. Dahası iç patlamayı da biliyorlar.”

“İç patlama da neyin nesi?”

“Dünya’da iki ya da üç maddenin ani bir reaksiyonla bir araya geldiğinde genleşip oluşturduğu patlama bilinir. Fakat iki maddenin temasıyla oluşan farklı bir reaksiyon daha vardır. Bir kilometreküp ya da daha fazla yoğunluktaki gaz halindeki bir madde, bir anda kendisini küçük bir bezelye tanesi boyutlarına dek sıkıştırıp süper – sert madde haline gelebilir. Bir el bombası ya da füzenin böyle bir bulut içinde patladığını, fakat aynı anda başk bir gücün, bir iç patlamanın da, bu patlamaya karşılık verdiğini düşün. O anda tek duyacağın, el çırpması gibi bir ses olur. Bulutun içinde bulunan her şey de bir anda taş sertliğinde bezelyeye dönüşür. Dünyadaki hiç bir füze, gaz bulutlarına karşı koyamaz.

“Geçmişte iki kere Dünya’yı istila etmeyi denediler. Şimdi de bir üçüncüsüne hazırlanıyorlar. Bir kez daha uygun anın geldiğini düşünüyorlar.”

“Dünya’da, onlarınkinden güçlü bir silah yoksa, bu da onları hiç bir şeyin durduramayacağı anlamına gelir herhalde.”

“İnsanın silahı var, adı da ‘insan düşüncesi’. Bir tek ben bile onların silahlarının yarısını toz haline getirip Evren’e savurabilirim. Yardım eden bir kaç kişi de bulunursa, tüm silahlarını yok edebiliriz. Yalnız tek sorun, Dünya’daki insanların ve neredeyse tüm devletlerin bir istilayı nimet sayması olur.”

“İyi de nasıl olur da herkes bir istilayı, bir saldırıyı nimetten sayar?”

“Şimdi göreceksin. Gel, Dünya’nın kıtalarını ele geçirme hazırlığının yapıldığı şu istila merkezini bir ziyaret edelim.”

Elbette koca bir gezegeni ele geçirecek, gezegenler arası süper teknolojiyi görmek istiyordum. Fakat karşıma çıkan şey… Bence bizimkiler (Ruslar) ya da Amerikalı askeri uzmanlar, sözüm ona korudukları toprakları kolayca ele geçirebilecek silahlar konusunda hiç bir fikre sahip değiller. Şimdi okumaya devam etmeden önce, Dünya’yı istila etmeye hazırlanan bir uzaylı merkezini gözünüzün önünde canlandırmayı deneyin. Sonra da nasıl bir yermiş okuyup görün. Önce nasıl göründüğünü aktarmaya çalışayım.

Kocaman, kare şeklinde bir oda. Dört duvardan her birinde de Dünyalı parlamenterlerin gerçek boyutlardaki birer kopyası yerleştirilmiş. Bir duvarda Duma ve Kremlin’deki başkanın odası. Karşısındaki duvardaysa Amerikan parlamentosu ve Beyaz Saray’daki başkanlık ofisi. Diğer iki duvarda da bir çok devletin parlamentoları ve bazı Asya temsilcileri. Parlamento koltuklarında vekiller, kongre üyeleri, başkanlar oturuyor. Önce bizim Rus vekillerin yüzlerini incelemeye başladım. Yüzleri, televizyonda gördüklerimin aynısıydı. Yalnız mumya gibi hareketsiz oturuyorlardı. Neyden yapıldıklarını söylemek de epey güç. Kukla, hologram, robot ya da başka bir şey olabilirler.

Kocaman salonun ortasında, üzerinde sandalyelerde oturmuş elli kadar uzaylının bulunduğu yüksek bir platform vardı. Her zamanki kıyafetlerini değil, Dünyalı giysileri giymiş, karşılarında konuşan birini dinliyorlardı. Herhalde konuşan da baş eğitmenleri ya da başkanları gibi bir şeydi.

Anastasya bu gördüklerimin, Dünyalı yönetimlerle ilişki kurmaya hazırlanan çıkartma birliklerinden birinin rutin dersi olduğunu açıkladı. Dünya’da en çok kullanılan dilleri ve insan davranışlarını öğreniyorlardı. Dünya nüfusunu etkileyebilmek için, yönetimler ve yargı organlarıyla iletişime geçmeye çok önem veriyorlarmış. Konuşma konusunda bir sıkıntı çekmeseler de duygu noksanlığı ve ifade güçlüğü yüzünden, Dünyalıların kimi jest ve mimiklerini taklit etmekte çok zorlanıyorlarmış. Bir de Dünya’daki yönetim sistemlerini, kendi rasyonel düşünce tarzlarıyla kavramaları zormuş. Üstün zekalarına ve gelişmiş teknolojilerine rağmen, bazı şeyleri çözmekte zorlanıyorlar, mesela: Dünya’da çoktan bilgisayar teknolojisinin keşfedilmesine, onca uzman bilimsel kuruluş olmasına rağmen, yasama organlarının nasıl olup da aldıkları kararların sonucuna dair bilgileri elde edemediğine şaşıyorlarmış. Yasama organlarınca alınan her kararın, toplumdaki yansımalarını mükemmel bir şekilde öngörecek özel bir analiz merkezi oluşturmak için Dünya’da gereken her şeyin olduğuna eminmişler. Oysa Dünya’daki yönetimler ve kanun yapıcılar karar alma konusunda tek başlarına hareket ediyorlarmış. Yönetimin her üyesi, yeterli bilgiye sahip olmadan, güçlü bir analiz merkezinin işini tek başına yapmak zorundaymış ki bunlara sadece kendilerinin değil, meslektaşlarının, dostlarının ve düşmanlarının eylemlerinin sonuçlarını hesaplamak da dahilmiş.

Uzaylıların akıl sır erdiremediği bir diğer konu da, Dünyalıların kendileri için, kesinlikle ulaşılması gereken bir amaç belirlememeleriymiş. Sürekli bir şeylere ulaşmaya çalışıyormuşuz ama bunun ne olduğu derin bir sırmış onlar için. Yine de, Dünya’daki insan topluluklarının günümüzdeki ihtiyaçlarını temel alarak, Dünya’yı ele geçirmek için bir plan hazırlamışlar. Planlarını gerçekleştirmek için, çeşitli ülkelerin yönetimlerine bazı teklifler götüreceklermiş. Bu teklifler de büyük bir sevinçle kabul edilecekmiş.

Anastasya’ya, Dünya’daki yönetimlerin bu teklifleri kabul edeceğinden nasıl bu kadar emin olduklarını sorduğumda şu cevabı verdi:

“Onların analiz merkezi böyle hesaplamış. Merkezin vardığı sonuç kesindir. Günümüzde çoğu Dünyalının bilinç düzeyi, uzaylıların teklifini Kozmik Akıl’da insanlığın üstün bir tezahürü saymasına neden olacak.”

“Peki nasıl şeylermiş bu teklifler?”

“Canavarca şeyler. Onlardan bahsetmek bile zor geliyor bana.”

“Ana fikrini söyle hiç olmazsa. Dünya’da böyle sevinçle kabul edilecek canavarca teklifler neymiş merak ediyor insan. Ne de olsa sen de ben de Dünya’da yaşıyoruz.”

“Uzaylılar ilk olarak, üç uçan gemiden oluşan küçük bir grubu Rus topraklarına göndermeyi planlıyor. Etraflarını saracak askerlere, karşılıklı bir dayanışma amacıyla, yöneticilerle görüşmek istediklerini söyleyecekler. Askerlere kendilerini, Evren’deki en üstün zekalı ırkın temsilcileri olarak tanıtacak ve üstün teknolojileriyle bir de gösteri yapacaklar.

“Askerler, bilim insanları ve devlet yöneticileri ise, kendi aralarında yaklaşık on dört gün sürecek fikir teatisinden sonra uzaylıları tekliflerini somutlaştırmaya davet edecek; fakat her şeyden önce, onlarla iletişim kurmanın tehlikesiz olduğunu kanıtlamaları için sağlık kontrolüne girmeleri istenecek.

“Ziyaretçiler sağlık kontrolünü kabul edecek, sonra da tekliflerini hem yazılı hem de görsel olarak sunacak. Teklif metni, bizdeki resmi evraklara çok benzeyen bir tarzda fakat çok daha yalın bir dille kaleme alınacak.

“Hemen hemen şöyle bir içeriği olacak metnin:

“Biz, Galaksideki akıllı varlıklar arasında en yüksek teknolojiye sahip olan, Dünya dışı bir uygarlığın temsilcileri olarak, Dünya insanlarını zihinsel açıdan kardeşlerimiz sayıyoruz.

Bilimin çeşitli alanlarıyla birlikte sosyal yapı konusundaki bilgi ve teknolojimizi Dünyalılarla paylaşmaya hazırız.

Tekliflerimizi gözden geçirmenizi ve içlerinden, toplumunuzun her bireyin yaşam koşullarını iyileştirecek birini seçmenizi rica ederiz.”

“Sonra da bir sürü somut teklif sunulacak ki onlar da ana hatlarıyla şöyle:

“Ziyaretçiler, ülkenin her vatandaşı için besin karışımı hazırlama teknolojilerini paylaşmayı, reşit olmuş her insanın yerleşebileceği yapıları hızla inşa etmeyi teklif edecek. Hani senin de gördüğün yapılardan, ama daha az fonksiyonları olacak. Ülkeye kendi mini fabrikalarının örneklerini gösterecekler. fabrikalarını halihazırdaki Dünya fabrikalarına entegre edecekler, ama beş yıl içerisinde tüm Dünya teknolojisi ıskartaya çıkarılıp daha rasyonel bir teknoloji ile değiştirilecek. İsteyen herkese iç sağlanacak. Dahası, teknolojik aletlerin bakımı için, her Dünyalından minimum işgücü talep edilecek.

“Ziyaretçilerle anlaşma imzalayan bir ülkeye, diğer ülkelerin saldırılarına karşı tam bir korunma sağlanacak. Yeni sosyal yapıya uygun, teknolojik yaşam tarzında suç ortadan kalkacak. Sana verilecek daire, sadece senin sesini tanıyıp senin komutlarına uyacak. Her sabah yemekten önce, dairendeki bilgisayar gözlerini, nefesini ve diğer bölgelerini gözden geçirip fiziksel durumunu saptayacak, sonra da uygun besin karışımını hazırlayacak.

“Dairelerdeki her bilgisayarın ana bilgisayarla bağlantısı olacak. Böylece her bireyin yeri, fiziksel ve psikolojik durumu tam olarak saptanabilecek. İşlenecek her suç, ana bilgisayardaki özel programlar sayesinde kolayca aydınlatılacak, dahası suça iten sosyal nedenler de kalmayacak.

“Ziyaretçiler ise bunların karşılığında yönetimlerden, kendi uygarlıklarının temsilcilerini yerleştirebilecek, ikamet edilmeyen yerler – özellikle ormanlar – istemeye hazırlanıyor; ayrıca isteyen arazi sahipleriyle de, yüksek teknik donanımlı daireler ve ömür boyu bakım karşılığında ayrı anlaşmalar yapabilme hakkı.

“Yönetimler de, kontrolün yine tamamen kendilerinde kalacağını düşünerek bunları kabul edecek. Bazı dini mezheplerse, uzaylılar Dünya’da bulunan hiç bir dini reddetmedikleri için, ziyaretçilerin Tanrı’nın elçileri olduğuna dair vaazlar verecek. Uzaylıların Tanrısal mükemmelliğine inanmayan dini liderler, nüfusun çoğu onlarla anlaşma imzaladığı için karşı koyamayacak. Sonuçta diğer ülkeler de uzaylılarla anlaşma yapmanın yollarını arayacak. Uzaylıların Dünya’ya inişinden dokuz yıl sonra ise, Dünya’nın tüm kıtalarında tüm ülkelerinde büyük bir hızla yeni bir yaşam tarzı kurulmuş olacak, tüm iletişim kanallarıyla sürekli, yeni teknolojik gelişmelerin ve sosyal yapının propagandası yapılacak. Nüfusun büyük çoğunluğu, Kozmik Akıl’ın temsilcilerini, kendilerinden zekaca çok üstün tanrısal kardeşleri sayarak göklere çıkaracak.”

“Eh boşuna çıkarmazlar” diye araya girdim, “Dünya’da savaşların, suçun olmamasında bir kötülük yok. Herkesin bir dairesi, yiyeceği ve işi olmasında da.”

“Anlamıyor musun, insanlar uzaylıların şartlarını kabul ettiklerinde manevi, Tanrısal “benliğinden” de vazgeçmiş olacak. Bu da intihardır. Geriye sadece maddi beden kalır. Sonra da her insan, gittikçe biyolojik bir robota benzer. Ondan sonra doğacak çocuklar da birer biyolojik robot olur.”

“Nedenmiş?”

“Tüm insanlar her gün, görünüşte kendilerine hizmet eden makinelere hizmet etmek zorunda kalacak. İnsanlar, yapay teknolojik mükemmellik uğruna, kendilerinin ve çocuklarının özgürlüklerini teslim alan bir tuzağa düşecek. Çok geçmeden de pek çok insan, hata yaptığını sezip intihar ederek, kendi yaşamına son vermeye başlayacak.”

“Tuhaf. Neleri eksik kalacak ki?”

“Sadece tanrısal birlikte yaratmayla elde edilebilen özgürlükleri, yaratıcılıkları, ve duyguları.”

“Ya farklı ülkelerin parlamenterleri, yöneticileri uzaylılarla anlaşma yapmayı reddederse ne olacak? İnsanları yok etmeye mi başlayacaklar?”

“O zaman, bütün insanları tuzağa çekecek başka yollar arayacak uzaylı aklı. İnsanlığı yok etmelerinin bir manası yok onlar açısından. Sonuçta asıl amaçları, Dünya’daki tüm varlıkların arasındaki ilişkiye ve yeniden üretmenin hangi güçle yapıldığına vakıf olmak. İnsan olmadan da böyle bir şey mümkün değil. Dünyevi yaratıklar arasındaki uyumun en önemli halkası insandır. Güneş ışıklarında da, pek çok insanın tekrar tekrar ürettiği duygu ve enerjinin bir kısmı vardır. İnsanların bugünkü bilinç seviyesi ziyaretçileri korkunç bulmaz. Hatta şimdi bile pek çok Dünyalı, ziyaretçilere yardım etmeye çalışıyor.”

“Nasıl yani? Kimmiş o ziyaretçilere yardım etmeye çalışanlar? Yani insanlar arasında haniler mi var? Onlara mı çalışıyorlar?”

“Çalışıyorlar ama bu insanlar hain değil. Bile isteye suç ortaklığı yapmıyorlar, bir kötü niyet ya da kast yok. Başlıca neden, kendilerine ve Tanrı’nın yarattıklarının mükemmelliğine olan inançsızlıkları”.

“Ne bağlantısı var şimdi bunun?”

“Gayet basit. Mükemmel bir yaratık olmadığını düşünen insan, birden diğer gezegenlerde kendisinden zekaca çok üstün bir ırk olduğunu da düşünmeye başlar ve böylece, kendi düşüncesiyle onları beslemiş olur. Böylelikle kendi tanrısal gücünü küçültür ve gücü, tanrısal olmayan varlıklara verir. Onlar ise, insan düşünce ve duygularını tek bir bileşimde toplamayı çoktan keşfetmişlerdir ve bu buluşlarıyla da gurur duyarlar. Bak, şu uzaylı grubunun karşısındaki kabı gördün mü, işte onun içinde ışıldayan sıvı, ara sıra da gaz ve katı hallerine dönen bir madde var. O kabın içindekinden daha güçlü bir silahları yok. Sonradan kabın içindekini daha küçük, bir sürü yassı kaba aktaracaklar. Kapların bir tarafı, özel bir yansıtıcı olacak. Bu madalyon benzeri küçük kapları hepsi boyunlarına takacak. Şurada oturan uzaylıların hepsi benzer bir madalyon takıyor şu anda. Bu madalyonlardan yansıtılan ışın, bir insana doğrultulduğunda korku, saygı ya da hayranlık duyguları uyandırabilir. Ayrıca insanın sadece iradesini değil, bilincini ve bedenini de felç edebilir. Bu ışın pek çok insanın düşüncelerini içeriyor. Evren’de insandan daha güçlü birilerinin olduğunu düşünen insanların düşüncelerini. İnsandan, Tanrı’nın yarattığı insandan… İşte bu düşünceler yoğunlaştırıldığında, bizzat insanın kendisine karşı döndürülebilir.”

“Yani bizden zekaca daha üstün olduklarını düşündüğümüzde kendi kendimize onları güçlendirmiş oluyoruz, öyle mi?”

“Evet öyle. Bizden zeki olduklarını düşünmek, Tanrı’dan zeki olduklarını düşünmektir.”

“Tanrı’nın ne ilgisi var bununla?”

“Bizi O yarattı. Evren’de daha kusursuz Dünyalar olduğunu düşünürsek, kendimizi de kusurlu saymış oluruz, Tanrı’nın kusurlu yaratıkları yani.”

“Vay canına; peki uzaylılar kendi gezegenlerinde bu enerjiden epeyce biriktirdi mi?”

“Şu karşında gördüğün kapta, Dünyalıların dörtte üçünün akıllarını ve duygularını ele geçirmeye yetecek kadar enerji var. Bu kadarını da yeterli görüyorlar zaten. Ondan sonra tüm Dünya uygarlığı onlara itaat edecek. Güçleri de artacak.”

“Ee, artık hiç bir şey yapılamaz mı?”

“Yapılabilir, riske girip hiç beklemedikleri bir şey yapabiliriz. Zaten tüm insan duyguları bileşimi, hatta tek bir insanınki bile daha güçlüdür daima. Sonra düşünceyi, duyguları olmayanların anlayamayacağı kadar hızlandırabiliriz. Kaptaki enerji de, ondan daha parlak, daha kendinden emin ve daha kusursuz bir başka enerjiyle nötralize edilebilir.”

“Ya sen Anastasya, kaptaki tüm enerjiyi nötralize edebilir misin?”

“Deneyebilirim, ama bedenimi de buraya getirmem gerekir bunun için”

“Neden?”

“Duygu birleşimim, bedenim olmadan tamamlanmaz çünkü. Madde, insani planlardan bir tanesidir. İnsan, bedeniyle birlikte tüm Evrensel unsurlardan güçlü olur.”

“Getir o zaman bedenini, o kabı yok etmek gerek.”

“”Şimdi deneyeceğim, bir şey kırmaya da gerek yok.”

Birden tam karşımda Anastasya’nın bedeni beliriverdi. Ormandaki gibi üzerinde hırkasıyla eteği vardı. Çıplak ayaklarıyla yere bastı ve hiç acele etmeden, içinde parlak sıvının durduğu kabın karşısında oturan uzaylılara doğru yürümeye başladı. Ötekiler onu görmüştü. Duygusuz uzaylıların yüzünde hiç bir ifade yoktu. Fakat bir anlığına sandalyelerinden kıpırdayamadılar. Bir saniye sonra hepsi hareketlendi. Komut almış gibi hepsi ayağa fırlayıp boyunlarındaki madalyonları tuttu. Tüm madalyonlar bir anda parladı. Sonra hepsinden Anastasya’ya yönelen ışınlar çıkmaya başladı.

Anastasya durdu, bir an sendeleyip geriye doğru bir adım attı, sonra yine durdu ve hafifçe gülümseyip çıplak ayağını sağlamca yere bastı, kendinden emin bir tavırla ilerlemeye başladı.

Uzaylıların madalyonlarından çıkan ışınlar gittikçe daha çok parlıyor, Anastasya’nın üzerine odaklanıyordu. Bir an sonra, üzerindeki tüm giysiler kül haline gelecekmiş gibiydi. Fakat ilerlemeye devam etti Anastasya. Birden elini öne doğru uzattı ve bir kaç ışın avucundan yansıyarak sönüverdi; sonra diğerleri de sönmeye başladı.

Uzaylılar az önceki gibi hareketsiz kamıştı yine. Anastasya kaba yaklaştı, avuçlarını kaba yaslayıp hafifçe sıvazladı ve bir şeyler mırıldandı. Kabın içindeki sıvı birden çalkalandı, sonra parlaklığı giderek azaldı ve çok geçmeden, hafifçe mavimtrak bir renge büründü. Dünyadaki herhangi bir sudan farkı kalmamıştı.

Anastasya duvara yaslı duran bizim buzdolaplarına benzeyen bir makineye yaklaştı sonra. Avuçlarını bu kez makineye bastırıp bir şeyler mırıldandı ve makineden renkli, kare şeklinde küçük tabletler dökülmeye başladı; Anastasya bunları hırkasının eteğiyle yakaladı.

Anastasya hiç kıpırdamadan duran uzaylıların yanına gidip en uçtakine makineden aldığı tabletlerden birini uzattı. Uzaylı da elini uzatacakmış gibi kıpırdandıysa da hemen durdu ve biraz önce karşılarında duran – herhalde liderleriydi – uzaylıya dikti bakışlarını. Anastasya yarım dakika kadar elini uzatmış halde karşısında durdu uzaylının. Sonra liderlerine yaklaştı ve tableti ona uzattı. Liderleri bir an duraksadıktan sonra tableti alıp ağzına attı. Anastasya hepsini tek tek dolaşıp tabletleri uzattı, uzaylılar da uysalca alıp yediler ya da yuttular. Sonra Anastasya bana doğru yürüdü, yolun yarısında birden durup uzaylı grubuna döndü ve onlara el salladı. Birkaç uzaylı da yerlerinden kalkıp ona el salladı. Anastasya yanımca varınca bitkin bir sesle şöyle dedi:

“Dönmemiz gerek. Az önce düşünce hızlandırıcı tabletler yuttular. Bırakalım da olup bitenleri anlamaya çalışsınlar.”

Sonra her şey bir anda sona erdi. Kendimi derin bir uykundan uyanmış gibi, otların üzerinde buluverdim. Kısa bir zaman geçmiş gibi geliyordu, ama rahat, derin bir uyku çekmiş gibi dinçti bedenim. Diğer gezegende şahit olduğum tüm sahneler olanca ayrıntısıyla aklımdaydı. Neydi bu? Bir rüya mı? Hipnoz mu? Yoksa ikisi birden mi, bilmiyorum. Yanımda oturan Anastasya’ya sordum:

“Neydi bu, rüya mı? Hipnoz mu? Her şeyi hatırlıyorum ve şu anda kafamın içinde tam bir kaos hakim.”

Şöyle yanıtladı Anastasya:

“Başka bir gezegenin görüntüsü aklında hangi güçle belirirse belirsin, istediğin gibi değerlendirebilirsin. Bu soru huzurunu kaçırıyorsa, bir rüya gördüm diyebilirsin. Zaten pek anlamlı da değil olup bitenler. Asıl anlamlı olacak şey, görüntülerden çıkarılacak sonuçlar ve duygular. Seni biraz yalnız bırakayım da bunlar üzerine biraz düşün istersen.”

Daha birkaç adım uzaklaşmış olan Anastasya birden dönüp yanıma geldi ve hırkasının cebinden bir şeyler çıkarıp bana uzattı. Avucunda, diğer gezegende gördüğüme benzeyen tuhaf bir tablet vardı.

“Al şunu ve hiç çekinmeden yut. Gittiğimiz gezegenden, ama Dünya bitkilerinden yapılıyor. On beş dakikalığına düşünceleri hızlandıracak, sen de her şeyi çabucak anlayacaksın.”

Tableti aldım ve yuttum.

ÇINLAYAN SEDİR – 4 ncü KİTAP

Vladimir Megre

Kuraldışı Yayınları