BİR DEĞİŞİMİN ORTASINDA

Universal-Torus-Lightbody

Peggy Phoenix Dubro & David P. Lapierre
(Elegant Empowerment ; Evolution Of consciousness)

Biz, uzay olarak tanımladığımız ve zaman olarak bildiğimiz eşsiz koordinatları işgal ediyoruz. Balina gibi, insanlık kendini bulmak için 21 nci yüzyılda “kırdı”. Bu takvimsel bir olaydan daha fazlasıydı. Çoğu kez 20 nci yüzyılın tarihsel dünya olayları, bu gezegeni ve onun sakinlerini açıkça farklı zaman çizgisi deneyimine yerleştirme olasılığı taşıdı.

Deneyimimizin şimdiki zaman çizgisi insanlık için bir zaferi işaret ediyor. Kollektif olarak büyük vaatler sunan bir yolu deneyimlemeyi seçtik. Yakın geleceğe bakarken, yolumuz üzerinde insanlık için dikkate değer bir şey bulunmakta. Önümüzdeki değişimi ima ediyoruz.

YOLALTINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Etrafımızda, anlayışımızın/algımızın ötesindeki seviyelerde değişiklikler yol altındadır. Bu, aşağıdaki ifade ile yansıtılıyor :

“Jeomanyetik değişiklikler, aşırı güneş aktivitesi ve uzay – zaman sürekliliğindeki uzay kayması nedeni ile Dünya’nın ve elektronik olmayan skalar – takyonik olan Güneş’in doğal nabız atışında bir değişiklik vardır. Şimdi tamamen eminiz ki, bu kozmik değişiklikler bilincin, insan türünün ve Dünya Ana’nın tekamülü için ileri derecede üstün dünya dışı * zeka tarafından yönetiliyor. Evrenin asli sabitlerinin değiştiğinden önceki raporlarda bahsettik ve uzay – zaman yapısı/dokusu muazzam bir kasırga hareketine veya “çarpıklığa/eğriliğe” maruz kalmakta, bu fiziksel kuantum – bağlantılı kozmik değişimleri yaratan etkin mekanizmadır. Kısaca ve basit terimlerle, bunun önce insan zihnine, psişesine ve ince/esiri bedenlere ve sonra fiziksel bedene, özellikle beyin, merkezi sinir sistemi ve DNA-RNA kompleksine olağanüstü etkisi vardır… olaylar hızlandırılıyor ve duygular hemen hemen yüz kat büyütülüyor” — Chicago Research Group&Associates, Ancient Wisdom&Modern Physics, Leading Edge International Research Group, 1999.

[“Dünya dışı’nın bir isim olarak değil, bir sıfat veya tanımlayıcı sözcük olarak kullanıldığına dikkat edin. Sözlüklerde bu, “Dünya’nın dışından kaynaklanan, Dünya’nın dışında yerleşik ve Dünya dışında meydana gelen” anlamına geliyor. Yazar , Dünya planının ötesindeki bir zekanın varlığına inanmakta. (örneğin; spiritüel bir zeka, Tüm Var Olan, Yaratıcı vs.)]

Bu ifade ‘Ancient Wisdom&Modern Physics’in 1999 baskısında yayınlandı. Yukarıda konuşulan lisan “Uzay Yolu” dizisinde, Atılgan yıldız gemisinin köprüsünde bir gözlemci olsaydınız duymayı umacağınız sözlere benziyor. Ancak, bu ifadenin yazarı bilim – kurgu romanı sunmuyor. Bu gezegende, belki sadece birkaç bilimsel zihin tüm bu bilimsel terminolojinin ne anlama geldiğini gerçekten anlıyor. Kalan diğerleri için – insan organizmamızın üzerindeki etkileri oldukça açık olarak hecelenmiş!

İÇSEL DENGE GEREKSİNİMİ

Stanford Üniversitesi’ndeki fizikçi Prof. William A. Tiller, Ph.D., bilinç yükseltici kitabında “Science and Human Transformation – Subtle Energies, Intentionality and Consciousness ; (Bilim ve İnsanın Dönüşümü – Süptil Enerjiler, Niyet ve Bilinç)” bizim kişisel enerji sistemlerimizi etkileyen değişim parametrelerinin etkisi altında olabileceğimizi düşünmeye davet ediyor:

“Kozmosun spiritüel veya zihinsel seviyesindeki bazı enerji durumları yoluyla, tüm insan topluluğunun çakralarının daha hızlı dönmesini zorlayan bir model geliştiğini farz edelim. Eğer böyle kozmik bir durum gelişseydi, insanlar daha da hızlı dönen çakralara sahip olurdu, bedenlerindeki enerjisel düzensizlikler artardı ve bunlar kendini önce yükselmiş gerilim ve sonra bedende sinirsel boşalımlar ve diğer ince boşalımlar olarak meydana çıkarırdı. (Voltaj bozulması olayına çok benzer şekilde).

Prof. Tiller, “eğer insanlar kendi içsel yönetimini ve enerji dengeleme tekniklerini öğrenmezlerse…” böyle bir durum gerçekleştiğinde/gerçekleşmiş olsaydı, insan organizması tarafından bazıları içsel dengeye çok etki eden bir çok değişik fenomenin deneyimlenebileceğini açıklıyor.

Daha sonraki bir bölümde Prof. Tiller yuvamız olan gezegenin vekilharçlığı ile ilgili meseleleri ortaya koyuyor. Bu bölümde insanların deneyimlediği ilişkilerden söz ediyor ve bu ilişkileri üç kategoriye ayırıyor :

İnsanın Kozmos ile ilişkisi; insanın kendi yerel kimliği ile ilişkisi; insanın toplumla ilişkisi.

İlişkilerimizin tüm seviyelerde dönüşümü için gereksinim üzerine meseleleri ortaya koyarken, Prof. Tiller bizi aşağıdaki kavrayışa götürüyor :

“Bireylerde ve toplumlarda istenen dönüşümleri hızlandırmanın bir yolu insan enerji alanlarının birbirlerini etkilemelerinden geçer.”

Onun bu açıklaması mümkün ve yararlıdır, çünkü hepimiz kozmostan gelen bir enerji kaynağından enerji çekiyoruz ve bu enerji ile nıhai olarak ve eşsiz bir şekilde enerji alanlarımızda modeller inşa ediyoruz.

Kozmik enerjiyi, kim & ne olduğumuzun bir enerji imzası olan modellere dönüştüren içsel bir mekanizmaya sahibiz. Genişleyen bilinçle modellerimizin niteliği geliştikçe, bunun etrafımızdakilere pozitif bir etkisi olur.
İçimizdeki değişimin etkilerini hissettikçe ve içsel mekanizmamızı ve devremizi ayarlamak ve uyumlamak için çalıştıkça, Prof. Tiller bize umut artırıcı cesaret veriyor. Bireysel bilincimizi artırdıkça, yaydığımız spektrumumuzu genişletiriz ve bu yolla her birimiz kitlelerin dönüşümünde bazı etkiler yapabiliriz – bizim kişisel radyasyon/ışınım alanlarımız vasıtası ile.

ÇOK DERİN DÖNÜŞÜM

Dönüşümün yolu DNA ile ilgili olan, hücresel seviyede değişimlerin vaadini içerir. Bu tanıklık İNDİGO ÇOCUKLARIMIZ hakkında tartışılmıştır. DNA’mızın dışsal enerji kaynakları tarafından etkilendiğini biliyoruz. Bu fikir, Col. Philip J. Corso tarafından araştırıcı Dr. Coislero Flesch ile 1940 larda yaptığı tartışmalardan sonra, aşağıdaki beyan ile yansıtılıyor;

“Onun her bir hücre içinde lif olarak adlandırdığı süpernatürel teori şaşırtıcı idi. Lif, dünyayı dış uzaydan sürekli olarak bombardıman eden elektromanyetik radyasyonun kozmik eylemi veya formu ile aktive ediliyordu ve beyindeki elektriksel aktivitenin sabit bir tazelenmesine/canlanmasına neden olan rezonansa giriyordu.” (Corso, Philip., J.Col., The Day After Roswell, Pocket Boks, NY 1997)

Bu ifadeden dış faktörlerin DNA mızı etkilediği fikrinin yeni bir fikir olmadığını anlıyoruz.

REALİTE NEDİR?

Farkındalığın genişlemesi realite algımızı sorgulama ile yapılacak her şeye sahiptir. Dünyasal meseleleri anlamamız için, tarih bilgisine ve etrafımızdaki gerçek olayların bilgisine gereksinimimiz var.

İnsan evrimi “yeni” boyutların varlığının ve enerji dinamiklerimizdeki ayarlanabilir devrelerin keşfedilmesi ile karakterize edilir. Bu boyutlar yaradılışın elementleri olarak mevcuttur ve kendi çok – boyutlu konfigürasyonumuz içinden ulaşılabilirdir. Farkındalığın genişlemesi içsel mimari dinamiklerimizi sürekli olarak değiştirebileceğimizi kavramayı kuşatır. Böyle yaparken, bu yaradılışın daha büyük bir parçasını kuşatmak için açısal görüşümüzü genişletiriz.

İnsan enerji alanı bizlerin realite algımızın dışında mevcuttur. Bilinçte büyüdükçe, realite kavramımızın Homo Sapien’lerin şimdiki algısının ötesinde genişleyeceğini umabiliriz. Bu metinde, insandan – insana etkileşimle başka bir bireyin enerji alanlarını etkileyebileceğimiz kavramını sunuyoruz. Bu fikir, bilimsel düşüncenin dışından olan bir fikir değildir. Bunu T.E. Bearden’in sözleriyle okuyucuya sunuyoruz ;

“’Aura’yı iyileştirme’ veya aurik bedenler kadim fikri için, sağlam bir skalar elektromanyetik temel – baştanbaşa bilimsel bir temel – mevcuttur.”

Buradaki “aurik bedenler” terimi, tüm “ince” enerji bedeni kavramlarına genel bir referans olarak kullanılmıştır. T.E. Bearden beyni şöyle görür ;

“Superluminal (süperışığa ait) çoklukların skalar interferometer (girişim aracı) detektörü. Bu, uzaktan görüş, durugörü, duruişiti, telepati, önceden tahmin, geçmiş tahmin, psikokinezi vs. yi mümkün kılar – doğrusu, klasik parapsikolojinin tüm fenomenleri skalar elektromanyetik teori ile direkt olarak açıklanabilir.”

Şimdi paranormal olarak gördüğümüz şeyler, beyinlerimizin hiperfonksiyonlarından yararlanmayı ve geliştirmeyi öğrendikçe ve varlığımızın tüm seviyelerinde hücresel dönüşüme uğradıkça bir gün, insanlar için normal olabilir.

BİLİNÇ & NİYET

T.E. Bearden ve diğer ilerici bilimsel düşünürler, biz yeni teori ve yeni fizik çağına doğru giderken, zihin ve niyetin realitemizde kasti sebep ifade eden rol oynadığını anlatıyor. Realite paradigmamız içinde, niyeti gerçek bir güç olarak kabul ediyoruz. Bu gücü karakterize etmek için tek yolumuz metafiziksel varlıklar olarak (fiziğin ötesinde), böyle bir gücün ortodoks fiziğin nosyonunun ötesinde olmasıdır.

Görülemeyen boyutlar içinde, görülemeyen organizasyonal modeller üzerine kurulmuş bir realitenin içeriği içinde, niyet bu ilksel modelleri değiştirmek, seçmek, şekillendirmek, uyarlamak ve organize etmek için hizmet gören güçtür. Bu etkilerden herhangi biri meydana geldiğinde, materyal dünyayı şekillendiren bilgisel alanlar değişir. Bu değişim fiziksel değişimi gerçekleştirir.

Parçacık fiziğinde, bir “gözlemci”nin bir deneyin sonucunu nasıl etkilediği görüşünün ötesinde bizim kavrayışımız genişledikçe, realitemizi birlikte yaratma alanına gireriz. Realitemizi birlikte yaratma aşağıdaki gibi açıklanıyor ;

“Devri/dönüşlü Tai Chi’nin çarkları bilinçsiz manyetizmden dolayı çalışır. Bu, bilinçli olasılıkların ve realitelerin manyetizmini çöktürmeye yardım eder.”

Stephen Petersen, bilincin “hayatın mavi kopyası” ile birbirini nasıl etkilediğini açıklıyor ;

“(Mavi kopya)…hayat alanı için bir geometri yaratır. Bu, beden boyunca alan kaynaklarının akışını hareket ettiren gücü nakleder. Bu matris ayrıca, bilinçte veya beyinde bedendeki özel yerlerle ilgili ölçü açıları vasıtasıyla (Tai Chi’nin) programlanabilir.”

Matris, mavikopya, kafes, model – bunların hepsi geometrik şekillere referanstır. Geometri tüm hayat formlarının gelişiminin temelidir,

“Gerçekte, tüm hayat formları, bu geometrik modellerdir, ancak bu göze görünür değildir.”

Bu, fizikçi ve ‘Hayat Çiçeği’nin kurucusu olan Drunvalo Melchizedek tarafından iyi açıklanmıştır. Göze görünmeyen şey “saklı düzen” tarafından yönetilir. Bu, bizim realitemizin, nasıl bize hemen görünmeyen organize edici bir potansiyel ve zekanın “yayılan/meydana konan” bir tezahürü olduğunu açıklamak için fizikçi David Bohm’un kullandığı bir terimdir.

“Bohm’a göre, uzay – zamanda olan şey ancak uzay – zamanın ötesindeki lokal olmayan bir realitede olan şey tarafından belirlenebilir.”
ÇOK BOYUTLU BİR REALİTEDE HOLOGRAFİK BAĞLANTILILIK

Kuantum fiziği alanında sayısız makale yazmış bir fizikçi olan David Bohm bizi maddenin, bilincin ve hem görünen hem de görünmeyen evrenlerin her yönüne ‘holografik’ olarak bağlar. Hepimiz çok büyük bir “holohareketin”in parçasıyız. Diğerlerinden ayrı olmak gerçekten bir illüzyondur. Bohm’a göre biz esasında ayrı olduğumuz illüzyonunu taşımamıza rağmen, hepimiz “bölünmez olarak” birbirimize bağlıyız. Bu bağlılık görünür evrenimizin yapısının kompleks, ama ince/zarif görülmeyen cephesinin çok geniş alanına birleştirir. Bu evrenin geri planı baştanbaşa sonsuz boyutlarda dönen bir ağ/doku içindedir. Bu ağ/doku, tüm varoluşun yaşam gücü ile kalp gibi atan, hiç sonu olmayan bir zincir gibi çok boyutlu olan bu yapıyı birleştirir. Bu, Brian Green tarafından, ‘The Elegant Universe’den alınan ifadesiyle tanımlanmıştır ;

“Evrenimizin yapısı, zengin bir şekilde birbirine geçmiş çok boyutlu bir labirenttir, bu labirentin içinde evrenin iplikleri sonsuz bir şekilde bükülür ve kozmosun yasalarını ritmik olarak vurarak titreşir.”

ÇOK DERİN BAĞLANTI

Farkındalığımızı artırdıkça, sadece kişisel enerji alanlarımızın varlığını ve paranormal yeteneklerimizi değil ayrıca varlığımızın çok boyutlu yönlerini ve doğasını bir gün tam olarak fark edeceğiz. Ayrıca biz, Evren ile ve birbirimizle bağlantımızı ve insandan – insana bağlantımızın çok derin doğasını anlayacağız.

(Çeviri; Saffet Güler)