Bir Regresyon Seansı: Uzaylı Urg, Lord Sullevan, Vasily

Uzaylı Urg

UZAYLI URG – LORD SULLEVAN, VASİLY

Pavel Gyngazov

Bir Regresyon Seansı. Regresyon ile geçmişe götürülen bir insanın seanstaki deneyimleri.

– İçinde eşmerkezli bazı hareketlerin olduğu siyah ve gri arka plan görüyorum.

– Bu eşmerkezli harekette merkez varsa, bana onu anlat.

– Bu merkezden uzaya geçtim.

– Korkmuyor musun? Uzaydaki tutumun nedir?

– Şüphe… Yalnız ilerliyorum, arkamda bir şey beni takip ediyor. Beni alarmda tutuyor!

– Uzay, dediğin gibi… Yıldızlar mı yoksa sadece karanlık mı?

– Yıldızlar…

– Bu uzayda hareket eden bedeni hisset.

– Beni takip eden yılan gibi bir beden! O kıpırdıyor ve hareket ediyor!

– Şu anda içinde olduğun sahnede bedenini hisset, tehlike hissettiğin beden. Bir şekilde bu tehlikeden kaçmaya çalışıyor musun?

– Serbest kalmaya çalışıyorum, silkinip kurtulmaya çalışıyorum, ama beni kancayla tutuyorlar ve gitmeme izin vermiyorlar. Serbest kalamıyorum ve kaçamıyorum! Bedenim bir ayının bedenine benziyor.

– Kancanın bedeninin neresinde olduğunu hissedebiliyor musun?

– Omurgamda. Beni bu şekilde tutuyorlar.

– Ne kadar zamandır bu durumdasın?

– Hissettiğim kadarıyla, çocukluğumdan beri… Omuzlarım, kollarım göğsüm ve karnım titriyor.

– Bu duyguyu alalım ve ilk kez gerçekleştiği sahneye geri gidelim.

– Bir yerlere gitmekte olan bir uzay gemisindeymişim gibi hissediyorum… Önümde transparan bir duvar veya tam duvar ekran görüyorum.

– Bu, seansa başladığımız bölüm mü?

– Hayır, değil.

– Şeklini tanımla. Orada başka birileri var mı?

– Henüz kimseyi göremiyorum, ama ekipte olduğumu biliyorum…

– İçsel durumun nedir? Endişeli misin? Kancalanmış olmakla ilgili herhangi bir duygun var mı?

– Evet. Kancayla tutuluyorum..

– Gemide rolün ve görevlerin nedir?

– Bilmiyorum. Şimdi bir boşluğa yuvarlandığımın hoş olmayan duygusuna sahibim, tutunmaya çalışıyorum, ama beni aşağıya doğru emiyor, orada yılansı bir düğüm var…. Ve ben insan değilim!

– Herhangi bir fiziksel bedenin var mı?

– Orada bir yılan gibiyim ve beni aşağıya doğru emen şey yılansı düğüm. Oradan kaçmak istiyorum… Direnmeye devam ediyorum, ama bununla ilgili bir şey yapamıyorum! … Çok korkutucu….

– Buna son ver! O kadar paniklemediğin ve korkmadığın zaman periyodunu aradığımız yaşamda geriye gidelim. Bu uzay gemisine nasıl geldin? Hangi gezegendensin?

– Genç iken ekibe kabul edildim.

– Etrafında hangi yaratıklar var? Yılanlar mı?

– Hayır, yılanlar değil.

– Bedenini tanımla. Yaşını.

– Gencim.

– İnsan ölçeğine göre kaç yaşındasın? Genç misin?

– İnsan ölçeğine göre çok yaşlıyım. Biz daha uzun yaşıyoruz.

– Hangi gezegen? Orada ne yapıyorsun? Dış uzaya çıkmana neden olan ne?

– Göç etmek için bir gezegen arıyoruz. Gezegenimiz kara bulutlarla çevrili kasvetli renklerde… Arkası çıplak küçük bir kafam var, başın tepesinden gagaya benzer uzun bir burun çıkıyor. Bedenim bir insan bedeninden daha küçük.

– Kendini tanımla veya eğer etrafında senin gibi yaratıklar varsa onları tanımla.

– Etrafta bana benzeyen birileri var! Giysi giymiyoruz. Dört kolumuz var, her iki yanda ikişer tane kol. Ama bunlar insan koluna benzemiyor, bunlar parçalara ayrılmış… İnsan kolundan daha kuvvetli… Kolun biri daha aşağıda. Şimdi uzay gemimizin kontrol panelinde oturuyorum ve dört kolumla tuşlara basıyorum. Çok kullanışlı!

– Ellerinde kaç parmak var?

– Her birinde üç tane, toplam on iki tane.

– Dünya ölçeğine göre geçmiş mi, şimdi mi yoksa gelecek mi?

– Uzun zaman öncesi, Dünya henüz mevcut değildi… Çok uzaklara uçuyoruz…

– Kontrol panosunda hangi komutu girdin? Sayınız çok mu?

– İniş bölümü olarak çok fazlayız, bu geminin kontrolünden sorumluyuz.

– Cinsel niteliğin var mı?

– Hayır.

– Nasıl çoğalıyorsunuz?

– Yaratım ve çocuk doğumu özel programlarımız var. Ama bir çocuk doğduğu zaman, programı aktive eden ölüyor.

– Bu programı aktive ettiren nedir?

– En iyi zaman gelir. Eğer istersek, evlatlar yaratırız ve ölürüz, eğer istemezsek daha uzun yaşarız.. Bir komut girdiğim şu anda bir nedenle endişeli hissediyorum…

– Bu sahneyi bir kenara bırakalım; buna daha sonra geri döneceğiz. Şimdi gezegenine geri dön, dört kolun ve kafanın tepesinden gaga gibi bir burnun çıktığını söylediğin ana dön.

– Bacaklar kollara benziyor, ama biraz daha uzun… Uçabiliyoruz, sırtta bir tür cihaz var… Uçuyoruz…

– Bir adın var mı?

– Urg.

– Bu ismi kullanırsak onu algılayabilir misin, Urg?

– Evet, bu OK.

– Bazı felaketlerden bahsettin. Bunları ayrıntılarıyla anlat.

– Savaş vardı, burada her şey harabe. Ama biz kaçmayı başardık… Gezegenler arası bir uzay gemisinde bu gezegeni terk etmeyi başardık. Bu uzay gemisi bu tür uçuşlar için adapte edilmişti… bizi takip ettiler, ama bağlantıyı kesebildik. Uzayın bu bölümünü bilmiyoruz… Endişe… Bir nedenle endişeliyim…

– Nedir o? Ayrıntılarıyla anlat.

– Kuvvetli endişe. Gemimize yakın biri var. Bu “biri” gölge içinde, onu fark edemiyoruz, onu göremiyoruz… İrademizi kontrol altında tutuyorlar… Rotamızı değiştirtiyorlar… Çok kötü hissediyorum… Mücadele etmeye çalışıyorum, ama arkadaşlarım etrafta yatıyorlar, çok kötü hissediyorlar. Ekranda yabancıları görebiliyorum… Yuvarlak kafaları var, uzay giysileri giyiyorlar. Psikolojimi baskılıyorlar. Beni buradan uzağa götürüyorlar.

– Seni nereye götürüyorlar? Kaçmayı başarabildin mi?

– 45 derece açısı olan bir merdivene benziyor. Göğsüm çok kötü ağrıyor. Beni başka bir gemiye alıyorlar. Kendi gemimde hiyerarşide 2 nci sıradaydım. Burası yüksek duvarları olan bir anfitiyatro. Ortadayım, aşağıda… Beni inceliyorlar.

– Uzay giysisi giyiyorlar mı? Neye benziyorlar?

– Uzay giysileri yok. İnsanlara benziyorlar, ama kafalarının ilginç bir şekli var, kafalarının arkası arkaya doğru uzamış. Gözleri kocaman, gözleri çekik, şakaklara doğru uzuyor.

– Senin tenin ne renk, onların ki ne renk?

– Benimki sarımsı gri, onlarınki yeşilimsi.

– Şu anda ne hissediyorsun? Saldırganlık? Daha kötü mü oluyorsun?

– Hayır, şimdi daha iyi hissediyorum. Bir şey oldu…. Havada süzülüyorum..

– Urg, gezegeninde olduğu gibi mi havada süzülüyorsun, yoksa bedeninden mi ayrıldın?

– Bedenimden ayrıldım, o anfitiyatroda. Bedenim orada onu görebiliyorum.

– Seni esir tutan yaratıklar şu anda ne yapıyorlar?

– Sanırım üzerimde bazı deneyler yapıyorlar… Bedenimden ayırdılar ve Ruhumun veya bilincimin başka bir bedene, yabancı bir bedene girmesini istiyorlar. Onu tanımıyorum. Direnmiyorum, iradem etkisizleştirildi.

– Seni hangi bedene sokmak istiyorlar?

– Bu ilginç bir duygu. Görünüşe göre, Dünyadayım. Etraftaki her şey daha çok ilginç. Uzun saçlı ve kocaman sakallı bir adamım. Elimde bir baston ile amaçsızca dolaşıyorum. Bazı yüksek eski binalar sarmaşıkla kaplanmış.

– Üzerinde ne var?

– İyi giyimliyim. Bir yelek var. Çocuklar evden dışarı koşturuyorlar. Bana doğru koşuyorlar, bana “Büyükbaba” diye sesleniyorlar. İkisi bana ulaştı, onları görmekten hoşnutum! Bu benim malikanem.

– Dünyada bir yer mi?

– Avrupa… Hayır, değil. Avrupa değil! Ben bir İngilizim, ama burası Hindistan. Diğer tarafta bir Budist tapınağı var. 19 ncu yüzyıl…

– Bir adın var mı?

– Garip bir isim – Lord Sullevan. Torunlarımı görmekten çok mutlu oldum!

– Bu mutluluk duygusunu hatırla. Ve şimdi Urg’un bedenine geri dön!

– Soğukta dışarıda kalmış gibi hissediyorum.. Beni alıyorlar ve anfitiyatrodaki bedenimi manipüle etmek için bazı ışınlar kullanıyorlar. İrademi etkisiz kıldılar, Ruhumu çıkarmaya çalışıyorlar. Yapabildiğim kadar direnmeyi sürdürüyorum, ama başarısız oluyorum.. Ruhumu bedenimden çıkarıyorlar. Beni yerleştirmek istedikleri şey kölelik!

– Çok acı verici, nahoş ve korkutucu… Bir boşluğa çekiliyorum….Ruhum üzerinde deneyler yapıyorlar. Ruhumu bedenimden çıkardılar. Başka bir bedene yerleştirmek istiyorlar. Direnemiyorum, iradem etkisizleştirildi! Yılanlar… her tarafta yılanlar var… Eğer oraya gidersem, onlar gibi olacağım!

– Eğer hatırlarsan, seansımıza takip edilme duygusu ve omurganda kanca olduğu ile başlamıştık. Bu duygu yine seni dolduruyor mu?

– Buna benziyor. İrademi baskılayan bir tür bağ.

– Neden buna ihtiyaçları var?

– Benim gidebildiğim yerlere gidemiyorlar. Kendilerinin gidemedikleri o yerleri keşfetmek için gözlerimi ve duygularımı kullanıyorlar.

– Senden hangi bilgileri elde ediyorlar?

– Sullevan’ın bedenindeyim. Burada Hindistan’da yüksek bir sosyal mevkim var.

– Öyleyse, Urg’un bedeninden çıkan Ruhun bir amaçla Sullevan’ın bedenine gönderildi, öyle değil mi? Neden buna ihtiyaçları var?

– Evet, öyle. Burada Hindistan’da yüksek sosyal pozisyonumun ve otoritemin keyfini yaşıyorum. Beni buraya gönderenlerin savaşa ihtiyaçları yok, fark edilmeden kontrol etmek ve yönetmek istiyorlar.

– Şu anda Urg olduğunu hatırlıyor musun, yoksa hatırlamıyor musun?

– Şu anda hem Urg hem de Sullevan olduğumu hissediyorum, ama Urg Sullevan’in içinde bir koza. Sullevan’ın bedeninde kalbim ağrıyor.

– Bu kalp ağrısı V.A.’nın hayatında da var mı?

– Hayır, yok. Hiç bu tür ağrım olmadı.

– Torunlarının sana doğru koştuklarını hatırlıyor musun? Sana ne anlatıyorlar?

– “Büyükbaba, bizimle gel!” Masa meyve ile dolu, bir kadın oturuyor.. O benim eşim. Uzun yalnız yürüyüşlerimi eleştiriyor. Bu tür yürüyüşler iyi değil ve sadece ağrı getiriyormuş! Hayatımın ikinci yarısında bu tür yürüyüşler yapmak hoşuma gidiyor.

– Neden?

– Onlar bir programı aktive ettiler ve insanlara ve ülkeye karşı bir şeyler yaptırıyorlar. Ama bu insanları ve bu ülkeyi çok seviyorum!

– Bunu nasıl yapabiliyorlar?

– Ruhlar üzerinde deneyler yapıyorlar, benim durumumda olduğu gibi.

– Tüm ülkede mi?

– Evet, tüm ülkede. kalbim yine ağrıyor…

– Geri dön! Bedeninde ortaya çıktığında Sullevan kaç yaşındaydı? Onunla birlikte mi doğdun?

– Bu bedende doğmadım. Lord otuz yedi yaşında iken bu bedene yerleştirildim.

– Otuz yedi yaşındayken Sullevan’a ne oldu?

– Görünüyor ki, ona çok fazla para verdiler ve o bu yerleşim için razı oldu. Çok ağır borçları vardı. Ailesini geçindiremiyordu. Bir adam ona geldi… Adam bir harmani içinde geldi, yüzü görünmüyordu. Bir çıkış yolu sundu.. Sullevan bu teklifi kabul etmek istemedi… düşünmek için biraz zaman istedi. Alacaklılar evinde, eşyaları alıyorlar. Çıkmaz içindeydi, harmanili adamı çağırdı ve başka bir ruhun yerleştirilmesine rıza gösterdi…

– Şeytanla anlaşma mı?

– O böyle düşünmüyor.

– Anlaşmanın fikri nedir?

– Harmanili adam aileyi ve malikaneyi kurtaracak, ama Urg’un ruhu Sullevan’ın bedenine yerleştirilecek.

– Bu yerleştirmeyle ilgili Urg, Sullevan’a karşı saldırgan mı?

– Hayır, değil. Onun iradesi etkisiz kılındı… Urg’un daha fazla yetenekleri var. Hiç kimse Sullevan’ın özel yeteneklerinden şüphelenmiyor, ama şimdi Sullevan insanları “tarayabiliyor”, onların beyinlerinden bir şeyler alıyor.

– Ne alıyor?

– Ruhları köleleştiren uygarlıkta var olmayan bir şey – buna çok ihtiyaçları var ve Dünyadaki insanlar buna sahipler…. İnsanlar Sullevan’a güveniyorlar ve hiç şüphelenmeden ona sırlarını açıyorlar. Ve Sullevan onları taramak zorunda ve bu insanlardan sevgi almak zorunda, evrensel her şeyi kucaklayan sevgi. O uygarlık bu duyguyu hissedemiyor, yaratım için buna ihtiyaçları var. Bir insan varlığı bu duyguyu üretiyor ve onlar o insandan bunu hazır yapılmış alıyorlar. Bu duygunun sadece küçük bir parçası insana kalıyor… daha fazla üretmesi için.

– Bu ineği sağmaya benzemiyor mu?

– Evet öyle. Ama bu uygarlık sevginin şifresini çözmeye çalışıyor.

– Bu prosedürden sonra insanlara ne oluyor? Bunu fark ediyorlar mı?

– Üşüyorlar.

– Ve Sullevan’ın kalp ağrılarına bu duygu kaybı mı neden oluyor?

– Muhtemelen… Duygular bastırılıyor, sadece rasyonel. Bazı dünya dışı resimler.

– Bunu tanımla.

– Alçak tavanlı odalar – yirmi metre genişliğinde ve bir metre yüksekliğinde. Koyu çanak görünümlü siyah yaratıklar orada hareket ediyorlar. Bir geçite akan akışta akıyorlar… Burada görünmezim, beni hissetmiyorlar, onların akışlarına dahilim.

– Orada ne hissediyorsun? Urg musun?

– Evet. Benim için ilginç. Bununla ilgili bazı sırlar var. Bunu bilmek istiyorum ve akışla birlikte ilerliyorum.

– Pekala, bu anı hatırla. Ve şimdi Lord Sullevan’ın bedenine geri dön ve insanlardan sevgi enerjisini nerede ve nasıl aldığını anlat.

– İnsanların beni çok sevmelerini sağlıyorum. O anda tamamen güvende hissediyorlar, gevşemiş oluyorlar, bu enerjiyi üretmekten sorumlu beyin bölümünü taramamı kolaylaştırıyor. Tarıyorum, buluyorum ve onlardan alıyorum…

– Nereye alıyorsun?

– İnsanlar bu enerjiyi görmüyor, ama ben görebiliyorum, bu enerjinin belirli bir kısmını çekiyorum… Mühürlüyorum ve gönderiyorum.

– Rengi nedir?

– Zümrüt – altın. Bunu yapmak istemiyorum, benim tabiatıma aykırı! Beni esir tutmak için kullandıkları irade baskılamasının azaldığı görülüyor… Buna karşı çıkabiliyorum… Bu berbat işten özgürleşmeye çalışırken, kalbim ağrımaya başlıyor. Güçsüz ve zayıf hissediyorum, ama süreç başladı.

– Bu süreç nasıl gelişiyor? Başarılı olabiliyor musun?

– Gölgeli bir oda… bizden dört kişi var. Ben ve üç adam… Konuşuyoruz… Bana benziyorlar!

– Onlar o köleler arasında mı?

– Evet. Biz birlikteyiz, birbirimizi bulduk. Bu programdan ayrılmaya çalışıyoruz.

– Ama psişeniz sizi ele geçirenler o yaratıklar tarafından kontrol ediliyor.

– Evet, öyle. Ama uzun zamandır bu işteyiz, bana güveniyorlar ve kısmen kontrolü kaldırdılar…. şimdi bunu bir dereceye kadar kullanabiliyorum. Diğer üçü aynı durumda. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Kalbim ağrıyor!

– Kalbindeki bu ağrılar, onlar nedir?

– Kalbimde… ağrı var… Kalbimde bir cihaz var… Urg’un bedeninde iken bunu kalbime yerleştirdiler.

– Urg’un Ruhu bu adil olmayan oyunu terk ettiği zaman Lord Sullevan’ın bedenine zarar gelmemesi için bir şeyler yapabilir misin?

– Urg bunu zorlayamaz, aksi taktirde Sullevan hemen ölür!

– Pekala, her ikiniz de Evrende sevgi otlakçılığı yapan uygarlık tarafından kancalandınız, öyle değil mi?

– Evet… Kalbim ağrıyor. İçinde küçük bir üçlü çatal var. Dışarı çıkarılamıyor. Urg olarak ben bunu anlıyorum ve görüyorum, ama bununla ilgili hiç bir şey yapamıyorum.

– Diğer üç kişiden ne haber? Birlikte bir şeyler yapabilir misiniz?

– Adamın biri bana benziyor, diğer ikisi farklı. Dünyasal fiziksel bedenler uzay giysileri gibi. Bu tür uzay giysilerinde gerçekte kimin yaşadığını görebiliyoruz.

– Öyleyse Urg, serbest kalma kararını verdin, ama bunu yapmanı engelleyen tek şey Lord Sullevan’ın olası ölümü. Böyle mi?

– “Üçlü çatal” ile çalışma şeklimizde bir şeyleri geliştirmemiz lazım.

– Devam et. Sullevan ölmeden onun bedeninden ayrılmanın yolunu bulmayı başardın mı?

– Bir şey oldu…

– Ne oldu? Bir bak. Lord hayatta mı?

– Evet, hayatta ve onu terk ettim!

– Bunu yapmayı nasıl başardın?

– Kalbim daha iyi hissediyor.

– Lord Sullevan’ın içinde yerleştirilmiş bir nesne olan kalbindeki ağrılar tarafından kontrol edildiğini anlattın. Eğer insanlardan gerekli olan enerjiyi almazsan, onun ölümüne neden olursun. Ve bunun olmasına izin veremezsin! Bu problemi çözmeyi nasıl başardın?

– Şimdi bir resim görüyorum, arkadaşlarım ben içindeyken Sullevan’ın bedenine bir şeyler yapıyorlar. Uzanıyorum… Dişimi sıkmamı (cesaretle göğüs germemi) istiyorlar. Cihazdan bazı ışınların çıktığını görüyorum; bu ışınlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Işınlardan biri deaktive edilmek zorunda… Bir şeyi tartışıyorlar.

– Hangi ışının deaktive edileceğini biliyorlar mı?

– Hayır, bilmiyorlar. Bu sezgiyle… Oh!

– Ne?

– Yaptılar. Kalp artık ağrımıyor.

– Hangi renkteki ışını deaktive ettiler?

– Sarı – kahverengi – yeşil. Bir flaş ile gitti. Üçlü çatalı çıkarıyorlar.

– Sullevan’ın bedeninde misin?

– Ben Urg’um. Enerjine formuna yakınım..

– Sullevan’a ne oldu? Yaşayacak mı?

– Daha genç hissediyor! Bedenini sattığı zaman periyoduna geri döndü..

– Bunu bir daha yapacak mı?

– Hayır, yapmayacak. Bir yolunu buldu ve iflastan kurtuluşu daha uyumlu! Ailesi mutlu!

– İçinde başka bir ruhun yaşadığını biliyor muydu?

– Hayır, bilmiyordu. Bir zombi gibi davranıyordu.

– Sana, Urg’un Ruhuna ne oldu? Seni köleleştiren uygarlık senin üzerindeki gücünü kaybetti mi? Onların zihinsel boyunduruğundan özgürleşmeyi başardın mı?

– Evet, başardım. Bundan sonra çok sakin hissediyorum. Şimdi özgürüm! Yapmaktan hoşlandığım bir şeyler bulmak istiyorum!

– Bedenin yoksa yapacak işi nasıl bulabilirsin? Lord Sullevan’ın bedeninden ayrıldıktan sonra şu anda hangi formdasın?

– İstediğim herhangi birine yerleşebilirim…

– Ama bu yine saldırganlık, tüm bedenlerin zaten kendi ruhları var! Zaten bir ruhu varsa hangi bedeni işgal edebilirsin? Bu problemi çözmeyi nasıl başaracaksın?

– Hamile kalma anında bedene bağlanmalıyım. Bu tür deneyimlerim oldu, bunu bir çok kez yaptım. Sadece yetişkin bir bedene yerleştirilmem isteğim dışında oldu… Bu çok zalim bir baskılama periyodu idi, şimdi baskılama yok ve özgür bir hayat yaşayabilirim.

– Ama hem spermin hem de yumurtalığın hamile kalınmadan önce kendi Ruhu var. Ruhu rahatsız etmeden bir embriyoya nasıl bağlanabilirsin?

– Bir bedene ihtiyacım var.. Bazı insanlar (veya yaratıklar) şimdi bana yardım ediyorlar, yeni bir beden bulmama yardım edecekler… Şimdi onlarla birlikteyim… Bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorum…

– Bu fiziksel plan mı?

– Hayır, sıcak hoş bir ışıkla parlıyorlar. Onlar farklı; daha önce bu tür yaratıklar görmemiştim. Bu uygarlığı tanımıyorum.

– Onlara neden güveniyorsun? Sadece parıldadıkları için mi?

– Onlarla birlikte olduğum zaman, kalbim rahat hissediyor!

– Sana hangi bilgileri veriyorlar?

– Bazı seçenekler sunuyorlar.

– Hangi seçenekler?

– Seçeneklerden biri suda yaşamak… Beden ilginç.. Kocaman, ortasında kalınlaşma olan bir yılan gibi. Yaklaşık 15 metre uzunluğunda. Sadece derin suda yaşayabilirim.

– Onun bir zekası var mı?

– Evet, var!

– Onun ruhunun bedeninden çıkmasını nasıl sağlayacaksın?

– Bu tür bir şey yapmaya ihtiyacım yok. Bu yaratıklar bu dünyada yaşamam için bu bedeni bana verebilirler.

– Onun ruhu şu anda nerede?

– Umm… Yanıtı alıyorum: “ölü deposunda”, beden ölü deposuna konuyor.

– Ne söylediğinin farkında mısın?

– Kesinlikle.

– Bu bedeni seçiyor musun?

– Hayır. Bir şey önerdiler ve dünyanın üzerinde uçuyorum, şehirlerin üzerinde, kendi başıma uçuyorum! Ne kadar güzel! Dünyanın bu bölümünde denetim, gözetim için bir bölgem var… beden yerküreye ait değil, sadece enerji. Bunu almıyorum. Bana üçüncü bir beden öneriyorlar, küçük bir kızın bedeni.. Ne anlamsız… Bana uyuyor! Bu beden de ölü deposunda.

– İçinde nasıl hissediyorsun?

– Çok iyi, bana uygun, içinde rahat, sıcacık hissediyorum.

– Ve şimdi, kızın bedenindeyken, bu ışık enerji varlıklarını ve onların uygarlıklarını anlatabilir misin? Dünyada ne yapıyorlar?

– Onlar dünyamızın yaratıcıları!

– Farklı bir uygarlık mı?

– Evet.

– Onlar nerden? Bununla ilgili ne biliyorsun?

– Onların dünyaları çok gelişmiş, hepsi ışık renklerinde.

– Orada bunun içinde misin?

– Evet. Ne kadar olağandışı bir şehir… Mimarisini tanımlayamam. Bir çok kule var. Işıktan elbiseler giyiyorlar, yürümüyorlar, hiç bir cihaz olmadan dünyada uçuyorlar!

– Bir sorum var. Neden onlar Urg’un ruhuna yapılan şeye karşı durmadılar?

– Bir anlaşma vardı, bu anlaşmaya göre müdahale edemiyorlardı. Dünyamız (Urg’un dünyası) onlara bir borcun karşılığı olarak verildi.

– Ne borcu olduğunu biliyor musun?

– Beni ele geçiren “kara” uygarlığın etki küresinde, Işıklar çok daha keyifli bir şey yaptılar… bu onların otoritesi aşıyor… Ama bu uygarlıkların üzerinde olan başka biri daha var. Ve her şeyi dengelemek için o Urg’un dünyasını “Karalara” vermeye karar verdi. Böylece gezegende karanlık ve savaş başladı ve kaçmaya karar verdik.

– Hangi resmin şekillendiğini anlıyor musun?

– Anlıyorum….

– Kara uygarlık seni neden dünyaya gönderdi? Sadece buradaki insanlar sevgi ürettikleri için mi?

– Bir insan varlığının yapısı içinde, sevgi üretmesine yardımcı olan bir şey var. O uygarlık çok endüstriyel, ama sevgiyi nasıl üreteceklerini bilmiyorlar! Işıkların gerisinde kalıyorlar, çünkü Işıkların sevgi üretme yeteneği var. Bu nedenle bu sırrı bilmeye çalışıyorlar!

– Bu savaşı Dünyada gerçekleştiriyorlar mı? Senin Sullevan’ın bedeninde olman gibi, insanlardan sevgi enerjisini alıp götüren kimseler var mı?

– Evet, var.

– V.A. (şimdiki yaşamındaki adı) senin durumunda olduğu gibi, diğer ruhların yerleştirildiği insanları görebiliyor musun? Yoksa bunu bilmemek daha iyi mi?

– Canlı bir resim. Geniş bir sokak, insan kalabalığı yürüyor. Bunların arasında bu tür insanlar var, geri planda karanlık noktaları var. Henüz yüzleri göremiyorum…

– Ama Sullevan’ın bedenindeki Urg iken, bir insanın hayatta kalması ve hatta daha fazla enerji üretmesi için biraz enerji bırakıyordun. Bu prensipler şu anda geçerli mi?

– Hayır, değil! Şimdi bu enerjiyi daha büyük hacimlerde alıp götürüyorlar, insanlara hiç önem vermiyorlar. Dahası, enerjinin bir kısmını kendileri için çalıyorlar! Bazı karanlık insanların yüzlerini görüyorum – onlar kibirli, sinsi, bundan zevk alıyorlar. Gerçekte ihtiyaçları olduğundan fazlasını alıyorlar. Bir tür tersine çevrilmez içsel çöküntüden sıkıntı çekiyorlar.

– Daha önce neden Işıkların Siyahları yenemediğini sormuştum?

– İki gücün dengesi gelişimin, ilerlemenin anahtar faktörüdür.

– Ve Işıklar da insanlarda yaşayabilir mi? Daha sonra senin gibiler tarafından kullanılmak üzere ölü deposuna konulan kızın bedenine yerleşmiş olan Urg’a başka bir soru. Ölü deposundan bedenleri kim çıkarıyor ve bunları nerede tutuyorlar?

– Yeraltında… Çok büyük bir mağara, bir oda var…

– Oraya bir giriş var mı?

– Hayır yok. Sadece yeraltında bir boşluk.

– Eğer bu bilgi sana geliyorsa, bu demek oluyor ki bizim gelişim aşamamızda oraya erişilebilir, öyle değil mi? Orda ne olduğunu anlatabilir misin?

– Farklı yaşlarda bedenler var.

– Neden tüm bu bedenler Ruhları tarafından terk edilmiş?

– Bedenler öldüler, ama biraz enerji tutmayı başardılar. Bundan dolayı böyle bir şansları var.

– OK, bunun içinde kaybolacağız. Neden buradalar? Neden insanlar tarafından gömülmemişler?

– Bu küresel bir deney. Ruh, başka bir ruh için bir kabuk bırakarak gidiyor.. Hepsi bu, bilgiyi kapattılar, hepsi ortadan kayboldu..

– Işık uygarlığının bu tür bedenleri olduğu anlamına mı geliyor?

– Hayır, onların her ikisi de bedenlere sahip, sadece farklı yerlerde.

– Sullevan’ın bedeni ölü deposundan mıydı?

– Hayır, değildi. O bundan önce yaşıyordu! Ruhun yerleştirilmesi için anlaşma imzaladılar.

– Işıkların neden bu tür bedenlere ihtiyaçları var?

– Yeni bedenler algılanabilecek yeni yetenekler sağlar. Bu nedenle beden varlığın amacına ve ruhun isteğine uygun seçilmelidir.

– Kızın bedenine yerleştirildin. Bundan bahset.

– Kız yaklaşık üç yaşında. Hindistan’da değil. Anne babam var, onlar zengin..

– Bu ne zamandı?

– Yaklaşık otuz yıl önce?

– Otuz yıl olarak hangi başlama noktasını aldın?

– Modern hayatımı.

– Bu, Ruhunun şu anda iki farklı bedende olduğu anlamına mı geliyor?

– Bilmiyorum.

– Bunu öğren lütfen!

– Bana, Urg’a hem kızın bedeninde hem de V.A.’nın bedeninde iki yaşam seçeneği verildiği söylendi.

– Urg neden V.A.’nın bedenini seçti? Bedeninde hangi deneyim ve duygular ile çalışılıyor, V.A.?

– Bedenimde “terkedilme” deneyimi ile çalışmalıyım. Bu cezalandırma… Ama neredeyse bu problemi çözüyorum.

– Bu şekilde cezalandırıldığın enkarnasyonu bul. Nesin? Hangi bedene sahipsin?

– Kalbim yine ağrıyor. O enkarnasyonda bana çok fazla güvenen birini aldattım. Bu Orta Çağda, ben Vasily’im. Beni çok seven kadına ihanet ettim. Çok daha genç ve güzel olan bir kadın buldum… Kadınlara karşı çok vefasızım. Onların saflığını kullanıyorum ve onları terk ediyorum. Kadınlara verdiğim sözleri tutmuyorum. Hayatımın en güzel devresinde, aldattığım bir kadının erkek kardeşleri tarafından kalbimden bıçaklandım. Henüz kendi ailem yok.

– Henüz terk ettiğin bedene bak. Bana bunu anlat.

– Bir tarla. Göğsümde bir bıçakla sırt üstü yatıyorum… Yakınımda, aldattığım kadınlardan birinin erkek kardeşleri var. Hala hayattayım… Kalbimde kuvvetli bir ağrı hissediyorum. Bir kadın tarafından kurtarıldım… Kalbim yine ağrıyor.

– Şu anda kaç yaşındasın?

– Yetmişten fazla, saçlarım kırlaşmış.

– Bir ailen var mı?

– Eşim yakınımda, benden daha genç. Yetişkin bir oğlum var.

– Vasily’nin bedeninde ölüm anına git.

– Ölüyorum… Her yer aydınlık, gündüz… Yatıyorum ve ölüyorum. Zamanım geldi…

– Terk ettiğin bedeninden bahset.

– Hala kuvvetli, iyi bakılmış. Yüzüm kırışmış. Beden için acıma hissetmiyorum… Kendimi yukarıdan görüyorum.

– Şeklin ve rengin nedir?

– Renk açık sarı, genç bir adamım… İniyorum (alçalıyorum) … bedene ne olacağı ile hiç ilgilenmiyorum.

– İnerken şeklin nasıl değişiyor?

– Bir buluta dönüşüyorum… Işık var, parlak ve sıcak bir ortam. Her zaman beni sevgiyle bekliyorlar! Onunla birleşiyorum, … çok garip, ama kimliği kaybetmiyorum!

(ÇEVİRİ: Saffet Güler)