ÖNSEZİLERİN BİLİMİ

intuition-brain

Larry Dossey

Önsezilerin Bilimi

Temmuz 2009

RM: Zihin/Beden Tıbbı üzerine bir Tıp Doktoru ve yazar olarak uzun ve saygın kariyeri boyunca, Dr. Larry Dossey önsezi ile ilgisi çekilerek yönlendirildi. Önseziye çoğunlukla hastalık veya hastanede yatma deneyiminin eşlik ettiği görülüyor. Tıp okulunu bitirdiği zaman kendi deneyimi başladı ve bu onu önsezinin bilimsel incelenmesine sevk etti, bunun doruk noktası onun yeni kitabı Önsezilerin Gücü oldu. 1950’lerdeki, günün haber başlıklarını oluşturan bir olay gibi, tamamıyla açıklanamaz olaylara değiniyor.

RM: Sizi Tıp yaşamından bir çok insanın şu anda tamamen gizemli olarak algıladığı bu aleme götüren bir çeşit tezahür oldu mu?

LD: Evet. Beni önseziler alanına çeken çok önemli olay tıp mesleğini icra ettiğim ilk yılda gerçekleşti. Bu şeylerden birini yaşadım. Bu, çalışma arkadaşlarımdan birinin dört yaşındaki oğlu ile ilgili gördüğüm önsezili bir rüya şeklini aldı. Bu rüyada bu küçük dört yaşındaki oğlan bir muayene masasında yatmaktaydı; başında EEG – beyin dalgası grafiği – almaya çalışan bir teknisyen vardı ve annesi, çılgına dönen bu çocuğu rahatlatmaya çalışarak yanı başında duruyordu.

Oğlan tekme atmaya, çığlık atmaya, ağlamaya başladı ve kimse onunla başa çıkamıyordu. Sonunda, bunalan teknisyen vazgeçti – bunun hepsi rüyadaydı – ve ellerini kaldırdı ve “gidiyorum!” deyip çekip gitti. Ve uyandım. Bu, rüyanın kapsamıydı. Ve neden rüyada bunun gibi garip bir şey gördüğümü anlayamadım. Bu çocuğu çok az tanıyorduk; eşim ve ben tüm yaşamı boyunca onu yalnızca üç veya dört kez görmüştük. Ama, o zaman bunun yaşamımda gördüğüm en canlı rüya olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. O kadar canlıydı ki, neredeyse eşimi uyandırıp ona anlatacaktım, ama garip içeriğinden dolayı bunu yapmamaya karar verdim. Sadece işe gittim ve o sabah hastanede işlerimi yaptım ve tüm sabah boyunca hastaları gördüm. Ama, öğle yemeğinde bu çocuğun babası ile, çalışma arkadaşım ile yemekteydim ve onun eşi kollarında bu küçük oğlanı taşıyarak öğle yemeği yediğimiz yere yürümekteydi. Saçları ıslaktı ve gerçekten alt üst olmuştu ve ağlıyordu ve eşi kocasına benim rüyamı anlatmaya başladı – EEG laboratuarından henüz nasıl çıktıklarını;  her şeyin ters gittiğini; teknisyenin çıkıp gittiğini. Ve böylece, tüm bu şeyleri gerçekleşmeden uzun süre önce ayrıntıları ile rüyamda görmüştüm ve bu beni rahatsız etti. Çok sinir bozucuydu, çünkü…

RM: Bu bazı büyük soruları getiriyor.

LD: Tam olarak. Benim için en büyük soru, dünyanın bu şekilde işlemediğini bilmemdi, doğru mu?

RM: Bundan emindiniz. (birlikte gülerler).

LD: Bunu biliyordum. Ama, biliyorsunuz psikologların konuştukları Bilişsel Uyumsuzluk denilen bir hal vardır. Bu, deneyimlerinizin inançlarınıza aykırı olduğu yerdir ve bulunduğum yer bu. Bununla ne yapacağımı bilemedim. Eşi, küçük oğlanı taşıyarak gittikten sonra, çalışma arkadaşımın ofisine, babanın ofisine gittim ve ona rüyamı anlattım ve o bununla ilgili konuşmadı. Bu durum sinirini bozmuştu.

RM: O da bir Tıp Doktoru muydu?

LD: Bir Tıp Doktoruydu ve bundan bir daha asla bahsetmedi. Bunu tartışmayı reddetti. Bu onu rahatsız etmişti. Böylece, biliyorsunuz, ikimiz de kolejde, üniversitede tıp okulunda aynı eğitimleri aldık; birlikte tıp okulunda sınıf arkadaşı idik. Bu nedenle, birbirimizi çok iyi tanıyorduk. Ama, bu onu da benim kadar çıldırtıyordu.

RM: Öyleyse, realiteye potansiyel olarak farklı perspektifte bakmak için zihninizi açmanızı sağlayan ne oldu?

LD: Pekala, bunlardan saklanamadım. Biliyorsunuz, reddetmeye çalıştım. Yadsımada gerçekten iyiyimdir.

RM: Hepimiz öyle değil miyiz. (birlikte gülerler)

LD: Yadsımada belgelendirilmiş sertifikam var. Kısmen ilgilendiğimde, önsezilerini bana anlatan hastaların ağızlarından dökülen sözler, genellikle garip fikirler ifade etmekteler. Bir örnek olarak, bir sabah benim hastam olan bu sevgili bayan ve parlak bir avukat gelip kapımı çaldılar, her şeyi yarıda kestiler ve bayan şöyle dedi, “Geçen gece bir kabus gördüm ve Yumurtalık Kanserinden öleceğimi biliyorum”. Rüyasında sol yumurtalığında üç küçük beyaz leke gördüğünü ve bunların Yumurtalık Kanseri olduğuna ikna olduğunu söyledi. Muayenesi normaldi. Sonogram yaptık ve gerçekten sol yumurtalığında rüyasında görmüş olduğu üç leke vardı, ama söylemek beni mutlu ediyor, teşhisi yanlış yapmıştı. Bunlar iyi huylu yumurtalık kistleri idi.

RM: Oh, evet.

LD: Kanserli lezyonlar değil. Ama, rüyasında ona kamera benzeri bir imge geldi ve o doğru şeyi yaptı, bunu kontrol ettirdi.

Hemşireler kendi önsezilerini bana anlatmaya başladılar. Amerikan Hemşireler Birliği tarafından yayınlanan bir hemşirelik dergisinde bunun son zamanlarda yayınlanan dramatik bir örneği var ve söylemeliyim ki profesyonel bir grup olarak, hemşirelerin önseziye yatkınlıkta zirveye yakın sınıflandırılması gerektiğini düşünüyorum.

RM: Bu konuda haklı olduğunuzu düşünüyorum.

LD: Çok fazla görüyorlar. Bir hemşire şöyle bir rüya görmüştü – eğitimini henüz tamamlamış olan genç bir hemşire idi – bir gece rüyasında telefonun çaldığını ve yanıtladığını ve telefonda birilerinin aşağıya inip lobideki küçük oğlanın içeri alınmasına yardım etmeni istiyorum dediğini gördü. Oğlan gerçekten hasta ve onu tanıyacaksın, çünkü üzerinde mavi, pembe ve beyaz pijama var. Böylece, bunu yaptı. Aşağıya indi ve oğlan sanki onu tanıyormuş gibi onun kollarına koştu. Küçük üç yaşında idi. Ve hemşire onun kabul edilmesine yardımcı oldu, ama ne yazık ki rüyada oğlan 24 saat içinde öldü. O zaman, hemşire bunun hayatında gördüğü en canlı rüya olduğunu kaydetmişti.

RM: Bunun, bu deneyimlerin ayırıcı özelliği olduğu görünüyor.

LD:  Bu hangisinin ciddiye alınacağı ile ilgili bir kuraldır.

RM: Evet.

LD: Eğer bunlar gerçekten gerçek olandan daha gerçek hissettiriyorsa, bunlara dikkat edin. Böylece, hemşire ertesi gün işe gider ve bu onu o kadar etkilemiştir ki rüyasını yönetici hemşireye anlatır. Yönetici hemşireye rüyasını anlatmaktayken, telefon çalar ve birisi bu küçük oğlanın kabul edilmesini sağlamak için aşağıya lobiye inmesini söyler. Aşağıya iner; o mavi, pembe ve beyaz pijamadır ve her şey rüyadaki gibi tekrarlanır. Ve rüyada olduğu gibi, ne yazık ki, 24 saat içinde bu küçük oğlan vefat eder.

Bu nedenle, bu önsezilerden kaçamam. Biliyorsunuz bunlar bana sadece benim deneyimimden gelmeye devam etmiyor, hastamın deneyiminden ve hemşirelerin deneyiminden de aralıksız olarak geliyor.

RM: Hastanede tüm bunlarla ilgili politik olarak neler oldu? Yalnız mı bırakıldınız, ciddiye mi alındınız, yoksa…

LD: Pekala, bu şeyleri tartışarak etrafta dolaşmıyordum. Bunları deneyimleyen insanları dinliyordum, ama biliyorsunuz bu şeyler hakkında açıkça konuşmanın Tıptaki kariyerinizde ilerlemek için tam olarak en iyi yol olmadığını erken öğrendim.

RM: Evet, dürüst olmak gerekirse. (birlikte gülerler)

LD: Bu nedenle, aslında, bu şeyleri toplamaya başladım. Ve yıllardır epey bir koleksiyonum oldu. Ve sonra gerçekten beni önseziler hakkında bir kitaba ismimi koymaya istekli olmaya iten şey, muhtemelen birçok insanın ön sezi duyusuna sahip olduğunu merak uyandırarak gösteren son zamanlardaki bilim idi. Bunlar şimdi tüm dünyada tekrarlanmakta olan bilgisayara dayalı deneylerdir; bunlardan düzinelerce vardır ve bunun onu belirgin hale getirdiğini düşünüyorum. Sadece insanların anekdotları ve hikayelerine sahip olmaya alışık olduğumuzu, ama şimdi bunun gerçek olduğunu gösteren katı bilimsel incelemeler kadar insanların deneyimlerine de sahip olduğumuzu kastediyorum. Bu woo-woo saçmalığı değildir. Bir zamanlar bu şekilde adlandırılmış olabilir, ama şimdi bunun ötesindeyiz.

RM: Evet ötesindeyiz, ama nüfusun en azından %99’unun bunun ötesinde olduğumuzu hala bilmediği görülüyor.

Demek istiyorum ki, bunlar gibi konferansların bu bilgiyi ilerletmeye yardım etmek için olduğunu ve tam şimdi yapmakta olduğumuzun bilgiyi geliştirmek olduğunu biliyorum. Ama, hala buna içsel bir direnç olduğu görülüyor. Siz bu dünyanın içinde olduğunuz için, sizin deneyiminizde bu direncin kaynağı olarak neyi görüyorsunuz? 

LD: Bilgi eksikliği.

RM: Mmmhmm.

LD: Örneğin, çoğu insan bu deneyleri asla işitmedi.

RM: Bunların birkaçından söz edebilir misiniz?

LD: Evet, edebilirim. Ama, bunu yapmadan önce bu şeylerle halka gitmek hakkında sosyal bir stigma bulunduğunu düşündüğümü ekleyeyim. “Altıncı hissiniz” veya “gaipten haber vermeniz” hakkında konuşmanız eskiden tehlikeliydi. Ortaçağ zamanlarında “gaipten haber verme” yeteneğine, geleceği görme yeteneğine sahip olan kadınların, özellikle kadınların çoğu zaman cadı olarak yakıldığını biliyorsunuz. Binlerce kadın hayatlarını kaybetti. Henüz bu stigmanın altından tam olarak çıktığımızı sanmıyorum. Bununla ilgili uzama var. Ve bu nedenle, insanlar eğer önsezileri hakkında konuşurlarsa ve bunlar gerçekleşmezse onlara tuhaf bir şekilde bakılabilir. Onlar aptal gibi görünebilir.

RM: Görünebilirler, evet ve bu son zamanlarda birkaç vakada çok açık bir şekilde gerçekleşti. Ama çeşitli kuruluşlar tarafından sürdürülüyormuş gibi görünüyor – elbette yüksek eğitim alanı ve ayrıca medya tarafından. Ben de onlardan biriydim ve örneğin eğer haberlerde bunun hakkında haber sunacaksanız, bu doğada olan şeylerde her zaman dahil olan kıkırdama faktörü vardır. Ve açıkçası bunun artık görmezden gelinemeyeceğinin karşı konulamaz boyutta kanıtı olacak, sizin özellikle değer verdiğiniz deneylerden birinin fikrini bize verebilir.

LD: OK, elbette. Noetic Bilimler Enstitüsü’nden Dr. Dean Radin İçe Doğuş Deneyleri adını verdiği deney tipinde öncü oldu. Deneyler sırasında neyin gerçekleşeceğini tanımlayan içe doğuş – önce gelen duygu. Bir bilgisayarın önünde oturursunuz ve bedeninizdeki belirli şeyleri ölçen teller takılır. Bu kalp atış hızınız olabilir; derinizin elektrik iletkenliği olabilir; gözbebeğinizin çapı olabilir, ki bunu sıkça ölçerler. Bu şeyler strese tepki ile değişir. Şimdi, bilgisayar – siz ekrana bakıyorsunuz – bilgisayar size bir imge gösterecek. Bu iki tür imgeden biri olacak ve bilgisayar hangisi olduğunu gelişigüzel seçecek. Bu ya bir doğa manzarası gibi sakin, huzurlu bir imge olacaktır ya da bir otopsiden alınan bir sahne gibi, gerçekten korkunç bir imge olacaktır, gerçekten dehşet verici ve duygusal olarak yüreği buran bir şey.

RM: Bu bedende stres yaratacaktır.

LD: Bedende stres yaratacaktır. Hangi imgenin çıkıvereceğini bilmiyorsunuz. Böylece, orada oturursunuz; olan şey eğer çıkıp gelecek olan imge bu duygusal olarak bunaltıcı türde ise, bedeniniz imgenin gösterildiği andan önce çok abartılı olan bir stres yanıtıyla tepki vermeye başlar. Ve soru şudur, dünyada bedeniniz bilgisayarın size daha sonra göstereceği şeyi zamanından önce nasıl biliyor? Hiç kimse bunu bilmiyor; bilgisayar gelişigüzel bir seçim yapıyor. İmge size gösterilmeden önce, hiç kimse bunu bilmiyor; bilgisayar karar vermedi, ama bedeniniz biliyor ve bedeniniz tepki veriyor. Bu, bilinçdışı olan içsel beden duyusunun bulunduğunun ilgi uyandıran kanıtıdır. Bedeninizin ne yaptığını bilmiyorsunuz, ama bedeniniz zekice tepki veriyor.

RM: Evet! Ve eğer özellikle hassas iseniz bununla görüntüleri de getirmeye başlarsınız, bu konuşmakta olduğumuz gerçek önsezi, öyle değil mi? Yıllar önce, yirmi sene kadar önce bu konuda o SRI ile birlikteyken Russell Targ ile bir hikaye yaptım ve yapmakta oldukları deneyler Rusya dışında idi. Ve tekrar, o aynı şeydi; her bir vakada geleceği büyük doğruluk ile görüyordu – kadın. Böylece, yıllarca bunlar Askeri Endüstri Kompleksinde de oynandı.

LD: Evet.

RM: Öyleyse, bilincimiz ile ilgili mekansız olan bir şey olduğu duygusunu elde ediyoruz; devam etmekte olan bu mu?

LD: Evet, bu tamamıyla doğru. Size insanların geleceği hissedebileceğini merak uyandırıcı şekilde gösteren deney türünden bir başka örnek vereyim. Princeton Üniversitesi’nde, Princeton Mühendislik Anormallikleri Araştırma Laboratuarında, Uzaktan Görü deneyleri adı verilen 300 den fazla deney yaptılar. Bilgisayar birisinin gittiği bir yeri seçecek. Bu kişi “gönderici”dir. Gönderici etrafa bakar, zihninde nelerin olup bittiğini, neye benzediğini kaydeder ve sonra bu bilgiyi uzak mesafede olan birine zihinsel olarak iletmeye çalışır, bu diğer kişi Dünya’nın diğer tarafında olabilir. Sonra o kişi gelen şeyi kaydeder. Sonra bilgisayar eşleşme olup olmadığını görür. Bu vakaların çoğunluğunda, gönderilen ve alınan şey arasında bir eşleşme vardır ve ayrıca vakaların çoğunda gönderici yaklaşık bir hafta öncesinden kendisine gönderileni alıyor ki bu, bilgisayarın hangi bilginin gideceğine karar vermesinden bir hafta önceye denk düşüyor.

RM: Bu Uzay ve Zaman hakkında bazı soruları getiriyor.

LD: Evet, böyle diyebilirsiniz.

RM: Peki, bu zamanda bunun hakkında bilimsel incelemeye girmenizi beklemiyorum, çünkü kesinlikle herkesin kitabın bir kopyasını almasını son derece teşvik edeceğim. Yapmanızı istediğim şey kitapta verdiğiniz gerçekten ilgi uyandıran örneklerden bazılarına girmenizdir.

LD: Mmmhmm.

RM: Çünkü bir süre önce Midwest’teki kilise vakasında sözünü ettiğinizi işittiğim bilinçdışı bilginin sağduyusu var. Ve bazı diğer örnekler gibi buna da girebiliriz. Belki bize gerçekten ilgi çekici bulduğunuz iki veya üç örnek verirsiniz, buna son zamanlardaki bu Fransız uçağı ile ilgili olan da dahil.

LD: Elbette. En beğendiğim örnek – en beğendiğim örneklerden biri rüyasında bebeğinin odasındaki avizenin tavandan düştüğünü, bebeği ezdiğini ve bebek karyolasını kırıp döktüğünü gören Washington Eyaletindeki genç bir anne ile ilgili olandır. O zaman rüyasında bu gerçekleştiğinde saatin sabah 4:35 olduğunu görmüştü. Böylece, uyanır; dehşete kapılır; korkar; kocasına rüyasını anlatır; kocası etkilenmez. “Bu sadece rüya”. Tekrar uykuya dalamaz. Bebeği alır, kendi yanlarına getirir ve iki saat kadar sonra o ve kocası yüksek bir çarpma sesiyle uyanırlar. Kadın içeri gider, gerçekten, avize bebek karyolasının üzerine düşmüştür. Bebeği öldürecek ya da yaralayacaktı; bebek karyolasını harap etmiştir. Bebeğin odasındaki saate bakar ve 4:35 olduğunu görür. Böylece, bunu kamera gibi dakikası dakikasına ayrıntılarıyla tutturdu.

RM: Evet,

LD: Bu kalıbı önsezilerde tekrar tekrar görürsünüz, annenin önseziye sahip olduğu ve çocuğunun hayatını kurtarmak için müdahale ettiği anne/çocuk bağlamı.

RM: Ve bunun türler olarak hayatta kalmamızla ilgisi var. Bu, kötücül ve alay konusu olmak yerine, insanlığın çok fazla saygı duyulan içsel yeteneği olmalı.

LD: Durumun bu olduğuna kesin olarak inanıyorum. Biliyorsunuz, bu alanda ciddi çalışmalar yapan birçok insan, bu önsezi duyusunun hayatta kalmamıza yardımcı olmak için, tehlikelerden ya kaçınabilmek ya da etkili bir şekilde baş edebilmek için tehlikeler gerçekleşmeden önce onları sezinlemek için, evrimsel tarihimizde muhtemelen çok erken ortaya çıktığını düşünüyor.

RM: Mmmhmm.

LD: Bu nedenle, şimdiye dek birçoğumuzun önsezilere sahip olmak üzere fiziksel bağlantılı olmamız için, bunun genetik yapımıza içselleşmiş olabileceğini düşünmenin biyolojik anlamı olduğunu düşünüyorum.

RM: Şimdi, bazı başka daha rastgele, daha az seçkin türde çalışmalar yapıldı. Dean Radin’in çalışmasının akademik çevrelerde inanılmaz çok saygı duyulduğunu biliyorum, ama diğer türde çalışmalardan konuşuyoruz ve sözünü ettiklerinizden biri tren kazaları ile ilgiliydi, ulaşımın büyük ölçüde trenler ile yapıldığı zamanlarda. Bundan söz edebilir misiniz?

LD: Evet, tamam. 50’lerde William Cox isimli bir araştırmacı gazetede tren kazalarını okumaktan bir fikir edindi, kazanın olduğu gün trene binen çok az insan olduğu görülüyordu. Böylece, tüm ülkede 28 büyük tren kazasına baktı ve kazanın olduğu gündeki boş yerlerin oranını, 7,14,24 ve 28 gün önceki boş yer oranı ile karşılaştırdı…

RM: Haftanın aynı günüydü, bu nedenle bir çeşit kontrol vardı.

LD: Bu tam olarak doğru, evet. Ve böylece, tüm ay için verileri aldı, bunu kaza günü ile karşılaştırdı ve her vakada – 28 tren kazasında, bunun istisnası yoktu – istatiksel olarak kaza gününde trene diğer günlerden daha az insan binmişti. Bu şüpheli görünüyor, sanki insanlar onlara kaza gününde seyahat etmemelerini söyleyen bir tür hisse sahip.

RM: 9/11.

LD: 9/11 çoğu insan için şok edicidir. Birçok Amerikalı o dört adet ölüme mahkum uçağa olanlar hakkında bazı yanlış imgelere sahip. Birçok insanın bu uçakların insanla dolu, yolcu ile dolu olduğunu sandığını görüyorum.

RM: Hollywood bunu bu şekilde gösterdi.

LD: Evet. Bu doğru. Uçaklar çarptılar, biliyorsunuz, insanla yüklü olan dört uçak orada ölümle buluştu. Bu şekilde gerçekleşmedi. O uçaklar %80 boştu.

RM: Bugüne dek bunu bilmiyordum.

LD: Çok az insan biliyor ve birçok insan bunu duymaktan şok oluyor. Çok fazla uçak yolculuğu yaparım ve %20 dolu olan uçaklara binmedim.

RM: Bu normal değil.

LD: Normal değil ve bunlar çok yoğun güzergahlar, yoğun varış yerleri.

RM: Evet.

LD: Böylece, birçok insanın o gün uçmamak için bazı türde nedenler bulduğu ortaya çıktı.

RM: Aslında, diğer görüşme yaptığımız kişilerden biri olan Jean Houston o insanlardan biriydi; bu doğru değil mi? 

LD: Sadece birkaç hafta önce onunla bu konuda konuşma fırsatım oldu. Jean ile ilgili 9/11 hakkında dolaşan bazı eğlenceli hikayeler işitmiştim ve ona bunu sordum ve 9/11’de derin bir halsizlik hissiyle uyandığını söyledi. Ve o sağlıklı bir kadın; hiç bu şekilde hissetmemişti ve o gün seyahat etmemesi gerektiğini herhangi bir sorunun ötesinde biliyordu. 9/11 idi ve Birleşmiş Milletler’e konuşma yapmak için New York’a uçması bekleniyordu. B.M.’i arar ve “gelemeyeceğini” söyler.

RM: Bu çok sık gerçekleşmez.

LD: Hayır,  B.M.’i reddedemezsiniz. Bu nedenle B.M.’deki insanlar ona “Burası B.M.; iptal edemezsiniz” der. O, “Bunu yapamam. Gelemem” der. Böylece, İkiz Kulelere uçan o uçaklardan birinde olan uçuşunu iptal eder ve böyle yaptığı için, Jean Houston bugün hala hayatta.

RM: Şükürler olsun, hepimiz için.  

LD: Kesinlikle.

RM – Yani – Demek istiyorum ki, yine, onun rüya görmediğinden bahsediyorsunuz; bu bir tür halsizlik hissiydi; çok bilinçdışı idi ama uçmamasını bilmesine yetecek kadar derin rahatsız edici bir duyguydu.

LD: Mmmhmm.

RM: Benzer bir şey gerçekleşti, bu sabah anlattığınız hikayelerden biri – Bunu seviyorum – Beatrice, Nebraska’da olan.

LD: Oh, Beatrice, Nebraska.

RM: Saf olasılık nedeniyle bu epeyce şaşırtıcı. Diyemezsiniz – evet, şüpheciler bunu diyebilir, çünkü siz dilediğinizi söyleyebilirsiniz, ama saygıyla değil.

LD: Evet, bu insan gruplarının bilinçdışı bir seviyede bir sezgiyi veya bir önseziyi paylaşabildiği, Kollektif Bilinçdışının ifadesi olduğunu düşündüğüm şeyin harika bir örneğidir. Farkındalık seviyemizin altında işleyen Kollektif Bilinçdışı hakkında konuşan büyük İsviçreli Psikolog Jung’u biliyorsunuz, bu vasıtayla insanlar Uzay ve Zaman boyunca bilinçdışı seviyede bilgi paylaşabilir. Bu, o örneklerden birine benziyor. Bu küçük kasabadaki insanlar onu “Be-atrice” şeklinde telaffuz ediyor.

RM: Be-atrice. Özür dilerim. Be-atrice.

LD: Beatrice’teki gazete editörü ile konuştum ve telaffuzumu düzeltmemi söyledi.

RM: Üzgünüm. Beatrice’de dinliyor olabilecek herkesten özür diliyorum. Üzgünüm.

LD: Pekala, hürmet etmeliyiz ve bunu doğru söylemeliyiz. Bu olay Westside Baptist Kilisesi’nde gerçekleşti. Ve kilisenin 15 koro üyesi vardı. Her Çarşamba akşamı saat 7:20’de toplanırlar ve 7:25’te koro çalışmasına başlarlardı, ama Çarşamba akşamı olan 1 Mart 1950’de, kilise tarihinde ilk kez önceden haber vermeden kimse gelmemişti. Hiç kimse orada değildi. 15 insanın hepsi de gelmemişti.

RM: Ve çeşitli nedenlerden dolayı.

LD: Evet. Ama, saat 7:25’te kilise havaya uçtu. Bu kesinlikle büyük bir patlamaydı! Pencereleri kasabaya savurdu ve eğer kilisenin içinde birileri olsaydı, kesinlikle ölürlerdi. Ama, hiç kimse yaralanmadı çünkü hiç kimse orada değildi. Şimdi, bu Life Dergisinde yayınlandı.

Amerika yaklaşık bir hafta buna konsantre oldu ve muhabirler neden oraya gitmedikleri ile ilgili bu 15 koro üyesi ile röportaj yapmak için oraya üşüştü. Onların çok sıradan, önemsiz nedenleri vardı. Bir kadın ütü yapıyordu ve kendinden geçtiğini ve ütü yapmaya aşık olduğunu söyledi, bu nedenle kendini koparamamıştı…

RM: Tam orada mekansız bir olay olduğunu biliyorsunuz (birlikte gülerler). 

LD: Tam oradakinin tuhaf bir olay olduğunu düşünüyorum. Bir kaç genç lise öğrencisi kız ev ödevlerini yapıyordu; ev ödevleri ile kendilerinden geçmişlerdi.

RM: Genç kızlar bunu yapmaya eğilimli.

LD: Bunu bilmiyoruz, evet. Bazı adamlar çok uzayan bir spor yayınını dinliyorlardı ve birkaç insan arabalarının o akşam çalışmadığını gördü. Demek istediğim sadece onları topluyorsunuz. Hiç kimse kilisenin havaya uçacağı ile ilgili ipucuna sahip değildi, ama hepsi uzak kaldıkları için hiç kimse zarar görmedi.

Olasılık uzmanları ve istatistik uzmanları bağlantı kurdular ve bunun gerçekleşmesinin milyonda bir olduğunu hesapladılar; bazı insanlar milyarda bir olasılık olduğunu söylediler. Bu nedenle, eğer bunun sadece şansa bağlı olarak gerçekleştiğini söylerseniz, olasılıklar gerçekten size karşıdır.

RM: Evet, tamamıyla.

LD: Bir açıklama olarak milyon veya milyarda bir şans.

RM: Böylece, anlamaya başladığımız zaman bu şimdi bizi nereye götürüyor – demek istiyorum ki elbette önceden belirlenmiş nedir sorularını ortaya çıkarıyor? Zaman/Uzay sürekliliği ve bunun ne tür bir döngü olduğu sorularını ortaya çıkarıyor. Nerede – en  yüksek seviyeye gidiyor, bu sizi nereye götürdü?

LD: Evet, bilincin Zamana nasıl uyduğu ile ilgili sağduyu fikirlerimi yeniden düşünmem için beni cesaretlendirdi. Biliyorsunuz, ben üniversitede ve Tıp Okulunda iken, sağduyuya göre gerçeklik modellerimizi oluşturuyoruz. Zaman lineerdir; geçmişten şimdiye ve geleceğe akar. Modern Fizikte bu fikir tamamen terk edildi. Fizikçiler şimdi önseziye sıcak bakan çeşitli modeller kurguladılar. Tekniğe girmeden bir ikisinden bahsedeceğim. Fizikçiler kapalı Zaman/Hayat döngülerinden söz ediyorlar, bu döngülerde Zaman gelecekten şimdiki ana bilgi getirerek, kendisini gelecekten şimdiki zamana geri bükebilir, böylece bunu bir önsezi olarak deneyimleyebilirsiniz.

RM: Evet.

LD: Onlar her şeyin eşzamanlı olarak var olduğu Blok Evren’den söz ediyorlar; gerçekleşmiş olan tüm olaylar gerçekleşiyor veya gerçekleşecek olanlar zaten planlanmış. Böylece, eğer durum bu ise, bu Zamanın önseziye sıcak bakan modelidir.

RM: Evet.

LD: Hiç kimse bu modellerden hangisinin veya çok sayıda olan diğer modellerin hangisinin en sonunda üste çıkacağını ve kabul edileceğini bilmiyor, ama şüphe gölgesinin ötesinde bildiğimiz şey, Zamanın bir nehir gibi akmadığıdır.

RM: Doğru.

LD: Bu önsezilere olanak sağlamaz. Modern Fizikte önsezileri engelleyen hiçbir şey yoktur.

RM: Ve biz konuşurken, bu örneklerle bile, bu olayların bazılarının değiştirilmeye çok berrak şekilde açık olduğu görülüyor.

LD: Evet. Olası gelecek fikrini severim. Bu, birçok Fizikçinin ilerlettiği bir fikirdir. Başka deyişle, bir önsezide gördüğünüz şey taşa yazılı değildir. Değiştirilebilir; kenarları belirsizdir; sabit değildir, ama olasıdır. Geleceğin oynayacağı en olası veya en muhtemel şekli görebilirsiniz, ama şimdiki zamandaki niyetleriniz onu bir yöne veya başka yöne değiştirebilir, çünkü o sabit değildir, sadece olasıdır. Bu nedenle, olası gelecek ile ilgili bu fikir çok çekici bulduğum bir fikirdir.

RM: Önceden belirlenmiş olmaktan daha ziyade.

LD: Tam olarak.

RM: Ve bu rahatlatıcı.

LD: Evet öyle. Biliyorsunuz son zamanlarda önseziler hakkında konuştuğum Kitap turunda idim ve bir kitapçıda konuşma yaptığım zaman daima birileri gelip “Pekala, bundan hoşlanmıyorum, çünkü eğer önseziyi görürsen, bu sanki siz ona neden oluyorsunuz gibi” der, biliyorsunuz. Ve bunu garip bulurum, garip bir düşünce, ama birçok insan bu yoruma öfkeleniyor.

RM: Bu doğru.

LD: Avize ile ilgili olan bu genç annenin, onu rüyada bir önsezi olarak gördüğü için avizenin düşmesine neden olduğunu söylemenin zor olduğunu görüyorum.

RM: Ama bir taraftan bilim düşüncenin ve niyetin gücünü göstererek ortaya çıktığından ve sonra Zaman ve Uzayın düz bir süreklilik olmadığını gösteren diğer bilime sahip olduğunuzdan, birçok çelişkili inanca sahip olduğunuz yer burası değil mi? Ve farklı sektörlerden yükselen bu bilginin birleşmesinin bu tür duyguyu yarattığı yeri görebiliyorsunuz.

LD: Evet, bu doğru. Eğer bir şeyi görüyorsanız, onu yaratıyorsunuz kavramına kültürün neredeyse fazla tutkun olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz, Sır, niyetin gücü ve buna benzer şeylerle şu anda etrafta yaygın olan bir sürü şey var. Aslında, vizyonlarımızın gerçekliği etkilemeye yardımcı olmasının büyük bilgelik olduğunu düşünüyorum, ama bunun aşırılıklara götürülebileceğini düşünüyorum. Bu kitabı araştırdığım zaman, bir gün Google’da “9/11 rüyaları”nı aramaya karar verdiğimi ve 13,900,000 sonuç çıktığını hatırlıyorum. Şimdi, birçok insan 9/11’in önsezisine sahipti. Onlar önsezilere sahip olmaya çalışmıyorlardı, demek istiyorum; genel olarak konuşursak, bunlar sadece rüyalarında gerçekleşti. Ve bu 14,000,000 insanın hepsine gidip, “Bak, çok teşekkürler. 9/11’e sen neden oldun” demenin gerçekten zor olduğunu görüyorum.”

RM: Tam olarak.

LD: Sanıyorum ki, eğer insanlara 9/11’e veya o 3000 ölüme onların neden olduklarını söylerseniz, bunun tarifsiz bir şekilde saldırı olduğunu düşünürler. Bu elçiyi vurmaya benzer.

RM: Doğru.

LD: İnsanların bunu taşıdıkları yerin bu olduğunu düşünüyorum, bunu görüyorsunuz; ona siz neden oluyorsunuz fikri saçma aşırılık. Ben kendim oraya gidemem.

RM: Hayır. Söylediğiniz şeyi tamamıyla anlıyorum ve bunun ondan çok daha karmaşık bir ağ olduğunu düşünüyorum. Ve elbette gerçekliğinizi yaratmak için niyeti kullanmak için söylenecek çok şey var.

LD: Kesinlikle.

RM: Ama, bu bölgelere girdiğimiz zaman bunun biraz bulanık olmaya ve karışmaya başladığını düşünüyorum. Ve kollektif bir olay hakkında konuşmakta olduğunuz yerde sözünü ettiğiniz şeyi deneyimledim. Bir kez – peki, birkaç kez – ama, özellikle biri, Vandenberg’te Uzay gemisinin havaya uçtuğu gün, uyanmadan hemen önceki sabahın erken saatlerindeydi.

LD: Uzay mekiği, evet.

RM: Ve birçok insan onun havaya uçtuğunu rüyasında gördü, öyle görülüyor ki böyle aşırı vakalar yaşandığında, belki hava
dalgalarına çarpmak zorunda olan olaylar, gerçekleştiğinde yani olduğunda siz o anda büyük çaplı bir enerji alıyorsunuz ve bu da size olay sizin realitenizde henüz yaşanmadan önce – ki aslında gerçekleşip de henüz  realiteye inmemişken – onu gelecekte olacak durum olarak söyleyebiliyorsunuz. Ama tekrar, kesinlikle haklısınız ve bana göre rüya zamanında olmasa bile bu deneyimler hakkında nasıl hissettiğimizin duygusu gerçekten önemli – birilerinin bir şeyler söylediği bir deneyime nasıl sahip olduğunuzu biliyorsunuz. Hadi bunu yapmaya gidelim ve o zaten önceden gerçekleşmiş gibi derin bir rahatlama vardır, bunlar gerçekten daha yakın dikkat göstermemiz gereken söylediğiniz türde şeyler midir?

LD: Evet, böyle olduğunu düşünüyorum. Henüz üç hafta önce Air France Flight 447 ile ilgili gerçekleşen bir örneği vereyim. Bu uçak Rio’dan Amsterdam’a dönüş yolculuğunda Atlantik’te düştüğü zaman 228 insanı ölüme götürdü. Ertesi gün Hollanda televizyonunda ortaya çıkan insanlardan biri ismi Stephen Van Oss olan bir adamdı. Stephen’in bu uçuş için rezervasyonu vardı, ama arkadaşlarından biri uçak Amsterdam’dan ayrılmadan önce onu aradı ve eğer bu uçuşla giderse, asla canlı olarak geri dönemeyeceğini söyledi. O (arkadaşı) Stephen’in uçuşuyla ilgili bir rüya görmüştü ve tüm bu yolculukta ciddi şekilde yanlış bir şeyin olduğunu söylemişti. Bu nedenle, Stephen iyi arkadaşının tavsiyesine uydu ve iptal etti ve bundan dolayı yaşamını kurtardı.

RM: Mmmhmm. Ve bu, yaşamda gerçekten bu şekilde işliyor.

LD: Göründüğü şekil bu.

RM: Eğer bilinçaltınız, her ne olursa, bunu size ulaştıramıyorsa, arkadaşınıza ulaştırabilir. 

LD: Evet, bunu da seviyorum ve ben…

RM: Hepimizin bu bilinçdışında, sözüm ona görünmeyen dünyada olabileceğimiz ve hala birbirimize yardım edebilmemiz güzel değil mi? Mekanizmalar orada.

LD: Evet, bu doğru. Evren o mekanizmayı sağladı; o orada ve onu çok rahatlatıcı buluyorum, çünkü bunun hepsini kendi başına yapmak zorunda değilsin, biliyorsun. Burada hepimizin çağırabileceği müttefikler var.

RM: Kesinlikle, bu doğru. Bundaki güzellik bu. Evet, bununla ilgili son düşünceler var mı, çünkü kitaptaki her şeye girmeyeceğiz, evet, zamanımız yok? Önseziye ilgi duyan herkes onun bir kopyasını alabilir.

LD: Pekala, evet, sadece yüzeyi eşeledik ve gerçekten bunun İnsan Irkına muazzam bir armağan olduğunu düşündüğümü vurgulayacağım. Bu sadece tartıştığımız gibi hayatlar kurtarmak, kendimiz, çocuklarımız, sevdiklerimiz için pratik amaçlar için kullanılmaz, ayrıca bazı daha büyük dersler vardır. Benim için daha büyük ders, bilincimizin Zamansız olan veçhesinin bulunmasıdır; bilincimiz yalnızca Zamanın içinde değildir. Eğer böyle ise, bu Ruh, bilincimizin ölümsüz, zamansız, ebedi veçhesi fikrine bir ok gibi doğrultulur. Bu mesajın düşünebildiğim önsezilerden gelen en büyük armağan olduğunu düşünüyorum.

RM: Buna katılıyorum. Hem bu konuyu, mesaj için zamanın uygun olduğunu düşündüğüm şu anda yayınladığınız için, hem de araştırma için vakit ayırdığınız için ve de bu konuyu araştırma cesaretini gösterdiğiniz için size teşekkür ediyorum.

LD: Haklı olmanı umuyorum. Buna kendim inanıyorum.

RM: Evet. Çok teşekkürler, Larry.

LD: Teşekkürler.

RM: Konuyu daha fazla araştırmak için ve yeni çalışmasının, Önsezilerin Gücü’nün bir kopyasını almak için Larry’nin websitesini ziyaret edebilirsiniz, www.doseydosey.com. Bir sonrakinde görüşmek üzere, CMN’yi izlediğiniz için teşekkürler.

 (Çeviri: Saffet Güler)

Ruh ve Madde Dergisi

 © Conscious Media Network. All Rights Reserved.