TAM HATIRLAMA: İndigo Çocuk Matias De Stefano

athsrtjtj

İndigo Çocuk Matias De Stefano

[2012’den önce yapılmış bir videonun yazıya dökülmüş hali]

Anlatıcı: Evren nasıl işliyor? İyi ve kötü var mı? İnsanlığın tüm tarihini gerçekten biliyor muyuz? İnsan Varlığı nasıl ortaya çıktı? Tanrı var mı? Ruh nedir? 2012’de ne olacak? İndigo çocuklar kim? Atlantis var oldu mu? Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Tüm bunların anlamı ne?

Tüm bu soruların, olan biten her şeyin bir açıklaması olduğunu hayal edin? Hem fiziksel hem de ruhsal olanı açıklayabilen bilimi ve imanı birleştiren bir açıklama. Birinin Evrene gebe kalındığını hatırlamaya başladığını ve o kişinin yaşamını ve doğmadan önceki diğer yaşamlarını hatırladığını hayal edin. İnsanları, varlıkları, misyonları ve amaçları hatırlıyor ve Evren olarak bildiğimiz, düşündüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin yapısını hatırlıyor.

Bu, varoluşumuzun, nasıl yapıldığımızın, hayatta görmezden geldiğimiz şeylerin büyük önemini anladığımızı düşündüğümüz şeylerin gerçeklerinin ve yapılarının temel kavramlarının bir özetidir.

Birinci Bölüm: Hatırlayan Biri

İsmim Matias De Stefano, 22 yaşındayım ve Venado, Tuerto, Arjantin’denim ve amacım hatırlamak.

3 yaşımdan beri, insanları organize etmeme yardımcı olmak için doğduğumdan önceki şeyleri hatırlamaya başladım. Bizler beynimizin bizi Kozmik hafızanın tümüyle birleştiren bölümünü aktive ettiğimiz zaman hatırlayabiliriz. Herkes bunu yapabilir, ama bazılarımız bunda uzmanlaşmıştır. Gezegenin ve insanlığın süreçlerini anlamak için, insanlığın bildiği şeyden önce gerçekleşmiş olan tarihi olayları ve tüm Evrensel hafızayı hatırlamamıza izin veriliyor.

Başlangıçta anılar hafif idi, arkadaşlarımı eğlendirmek için onlara hikayeler anlatırdım. Ama sonra, hatırlama süreci şiddetlenmeye başladı, çünkü o kadar çok başağrılarım olmaya başladı ki ağrının gitmesi için kafamı vuruyordum. İmge ardına imge ortaya çıkıyordu, duygusal anılar ve acı gibi. Bu bilgileri yazıyordum ve imgeleri çiziyordum, görebildiğim birçok Varlık bunu yapmamı söylüyordu. 

Bunlar hepimiz ile birlikte olan varlıklar, ama bazılarımızın onları görme kapasitesi var ve onlar bu bilgileri organize etmeme, nasıl kullanacağımı bilmeme yardımcı oldular. Gerçekte, bunu her zaman normal olarak gördüm. 14 yaşıma kadar garip bir şey olarak görmedim, 14 yaşımda insanların geri kalanının kavramadığı ve gerçekte bilmediği şeylerin bilincinde olduğumu kavradım.

Bu  bilgileri paylaştığım tek insan annem idi. Olan biten her şeyi biliyordu, anlattığım hiç bir şeyi anlamıyordu, çünkü ailemde hiç kimse bu tür şeyleri anlamıyor. Annem beni anlayışla karşılıyordu, bunun başıma geldiğini kabul ediyordu ve hatırlamaktan sıkıntı çekmek zorunda olmamam için en önemli destek idi. 

Aslında, başlangıçta amaç çok net değildi. Hatırlayabildiğim tüm bu şeylerden dolayı şizofren olup olmadığımdan bile şüpheleniyordum, çünkü bazen bir anlam ifade etmiyordu. Çok fazla anı vardı ve bunların ne için olduğunu anlamıyordum, bildiğim şey bunun beni çaresizliğe sürüklemesiydi ve gelecek yaşamımda gerçekleşecek olan bir şey ile çok fazla ilgisi vardı. Daha sonra, zihnimde bilgiler kendini organize etmeye başladığı zaman, bunun diğer insanların kendi bilgilerini organize etmelerine yardımcı olmamı sağlayacağını kavramaya başladım… Kozmik bilgi, yerküresel bilgi, ruhsal bilgi… her şey birbirine uydu ve hatırlayabildiğim basit şeyler vasıtasıyla çok fazla şeyler açıklanabildi.

Anlatıcı: Matias’ın hatırlayabildiği bir çok diğer şeyler arasında insanların bir zamanlar bu konular hakkında konuştuğu yakın ve tanıdık bir şekilde kozmolojik tarihi açıklamak ve anlamak için, hatırlamasına izin verilmiş olan bir dil olan Sayonic var.

Bunun orijinleri MÖ 9000’e gider ve şu andaki Mısır sahilinde yaşamış olan rahipler tarafından, farklı dillerden, inançlardan ve kültürlerden gelen insanların birbirlerini anlayabilmeleri amacıyla organize edildi.

Misyonum

Anılarımla söyleyeceğim şey, insanlar için mesaj aslında bir mesaj değil. Onlara söyleyebileceğim tek şey rahatlamaları, çünkü doğru yoldayız. Olası en iyi şekilde insanlara söyleyebileceğim şey, bildiklerini organize etmeleri. Şu anda insanlığın çaresizlik içinde yaşamasına neden olan mitleri yok ederek tarihi olayları daha net açıklamak.  

Hatırlayabilmemin nedeni, doğmadan önceki pozisyonumdan dolayıdır. Aslında, şu anda doğan çocukların çoğu hatırlayabiliyor, ama şeylerin çoğunu hatırlayamıyorlar… şeylerin genel bilgisini. Önceki yaşamlarını, nereden geldiklerini, hangi güneşten geldiklerini vs hatırlayabiliyorlar. Ama ben şeylerin, tarihin, kozmolojinin genel bilgilerini hatırlayabiliyordum, çünkü dünyada Merkezi Akaşik Kayıtlar olarak bilinen şeyde çalışıyordum, ki ben buna çocukken Thamthiorgah diyordum.

Anlatıcı: Sayonic dilinde Thamthiorgah herkesin Merkezi Akaşik Kayıtlar adını verdiği yerdir. Matias bu bilgi kayıtlarına “Tanrının Omuriliği” diyor. Akaşa Sanskritçe bir sözcük, bir Varlığın tüm olaylarının, durumlarının, duygularının ve eylemlerinin kaydedildiği bir dosya olarak işleyen Kozmik Plana değinmek için kullanılan bir sözcüktür. Gezegenin tüm tarihi burada kaydedilir, her birimizin kişisel geçmişi burada kaydedilir. Bu dosyalarda, yaşamımızın amacı ve karma veya öğrenme deneyimlerimize göre kaderimizin programı kaydedilir.

Benim işim çok fazla bilgi ile çalışmaktı, bu nedenle çok fazla hatırlamak beni etkilemedi. Genç iken hatırlamaya başlayan bir çok insan sonunda otistik, şizofrenik olabilir veya hatta 13 yaşından önce ölebilir. Ama bu bilgilerle nasıl çalışılacağını bildiğim için, daha fazlasını hatırlamama izin verdiler ve 13 ile 17 yaşlarım arasında çok fazla sıkıntı çeksem de bunu kontrol ve organize edebildim.

Anılarım

Başlangıçta hatırlayabildiğim şeyler önceki yaşamlarım idi, ama kısa sürede hatırladıklarım genişlemeye başladı. Ve organize ettiğim ve bahsettiğim şeylerden bazıları ruhların başlangıcına, yıldızlardan gelen farklı insanlıklara kadar geri gidiyor, farklı dünyalarda doğan ruhların dalgaları, reenkarnasyonun nasıl işlediği, Kozmosun Yasaları. Ayrıca insanlığın tarihi hakkında, özellikle bilinmeyen tarih.

Atlantis, Lemurya hakkında geçmiş, insanlığın yaratılmasını etkileyen ırklar hakkında, neden Çağların tarihi süreçlerinin hepsini etkiledikleri hakkında. Bu periyotta doğan yeni ruhlar hakkında.

Tüm bu bilgiler insanlar tarafından kendi durumlarını organize etmek, içinde yaşadıkları durumu karşılaştırmak için kullanılabilir; bu kadim tarihi, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi ve neden burada olduğumuzu anlamak içindir.

Durumu anlamak onların kendi misyonlarını, kendi evrim yollarını bulmalarına, kendi misyonlarıyla neden burada olduklarını, kendi evrim yollarını anlamalarına, neden burada olduklarını ve tüm bu süreçte senaryolarının ne olduğunu bilmelerine yardımcı olur.

İkinci Bölüm: Başka Bir Evrene Gebe Kalınması

Yaşamın nasıl başladığını anlamak için yaşam iki periyoda bölünebilir. Eterik planda veya fiziksel şekilde açıklanabilir. Elbette, Eterik başladığı zaman, Fiziksel mevcut değildi ve yaşam başka bir şekilde yorumlanıyordu. Öz olarak yorumlanıyordu. Öz Spiritüel seviyede işler.

Ruhlar burada Kaynak olarak bilinen şeyden doğar. Her şeyin geldiği yer, Spiritüel seviye çok süptil bir seviyedir, enerjisel titreşimi bile yoktur. Bu, onun enerjisel veya eterik yoğunluğu olmadığı anlamına gelir. O yalnızca saf ışıktır. Bu saf ışık kendisini Evrende genişletir ve kendisini yoğunlaştırdığı zaman, moleküller haline, yoğunlaştırılmış enerji haline gelir. Kendisini yoğunlaştırdığı zaman, madde oluşmaya başlar. Bu madde, Kaos olarak bilinen şeyi üreten Kozmik duvarlarda yoğunlukların kaosu gerçekleşmeye başladığından kendisini oluşturur.

Anlatıcı: Ruhlar 2 ana fonsiyon ile doğar:

1. Yoğunlaşmış olan her şeyi saf ışığa geri döndürmek… ve

2. Daha önce bilinen şeyleri anlamak ve bunların her birinin yeni bir Tanrı olmalarını sağlamak için Kozmosun deneyimlerinin hepsini bütünleştirmek.

O genişler ve büzülür ve bu genişleme ve büzülmede, spiritüel öz maddeyi kendi Kaynağına geri getirmek için maddeyi tekrar süptil hale getirmelidir. Bu süptil süreç reenkarnasyon dediğimiz şeydir.

Reenkarnasyon süreci Ruhun madde içinde olmasını ve maddeyi saf ışığa geri getirmeyi sağlamak içindir. Bu, maddenin saf olmadığı ve Ruhların kaynağa geri dönmek zorunda oldukları fikrini kırmak zorunda olduğumuz anlamına gelir.

Madde de saftır ve Ruhlar olarak biz, maddenin tekrar ışık olabilmesi için doğarız. Bu sürece ““DHUATER TUMTI KEI DHU URNUS ATERTI” denir, “Gökyüzünü Dünyaya getir ve Işığı Gökyüzüne Geri ver” anlamına gelir. Bu cümle yaşamakta olduğumuz her şeyi kapsar. Reenkarnasyon süreci evrimleşmemizi talep eder, çünkü tüm bu süreç her şeyin bütünleştirilmesine ulaşır.

Bu nedenle tüm Ruhlar Evrende gerçekleşen her şeyin başka bir Evren olabilmesi için olduğunu anlamalılar.

Tüm Ruhlar enkarne olmak zorundadır. Bunu nasıl yaparlar? Can (soul) olarak bilinen başka bir yoğun enerji vasıtasıyla.

Anlatıcı: Can (soul) Ruhun (Spirit) sahip olduğu en yakın yoğun araçtır. Bu farklı enerjilerden oluşur, yoğun olmasının nedeni budur, çünkü saf ışık değildir. Onun bedeni Çakralar olarak bilinir. Bunlar Ruhun maksimum yoğunluğa (maddeye) bağlanmasını sağlayan enerjisel bezlerdir. 

Ruh Tanrı olarak bildiğimizin hücrelerinde yaratılır ve bunlar madde seviyesi ile titreşme yeteneği olan Eterik birikimlerdir. Bu, saf ışığın evrimleşmesi ve Tanrı adını verdiğimiz Varlığın içindeki tüm varoluşu anlaması için… başka bir Tanrı olabilmesi için maddeye girmesini sağlar. Ve bu deneyim vasıtası ile, tüm veçhelerinde, tüm boyutlarında Evrende var olan her şeyi yaşama deneyimi ile mümkündür.

Bu anda, 3 ncü boyuttan geçiyoruz, bu nedenle 3 ncü boyutta yaşamanın deneyimini bütünleştiriyoruz. Madde ve maddenin ayrışması vasıtasıyla olan Evrende yaratılmakta olan organizasyon sayesinde bu deneyime sahibiz. Maddenin bozunumu Evrendeki deneyimi sağlayan şeydir ve buna zamanın bozunumu adını veriyoruz.

Zaman maddeyi bozmak için var olan özdür, zaman sadece fiziksel dünyada var olur. Bu deneyim her Ruhun ve Canın bir bütün olarak öğrenmeye gereksinim duyduğu şeye bağlı olarak yıllarca veya binlerce yıl sürebilir.

Evrim

Anlatıcı: Evrimin Ruhta bulunabilecek ve Ruhsal Varlıklar tarafından fiziksel dünyalarda uygulanabilecek geniş bir tarihi vardır. Bugün olduğumuz şey olmak için çeşitli adımlar vardır.

Farklı türde enkarnasyonlar vardır. En iyi insanı biliriz. Ama aslında, enerjisel seviyede farklı enkarnasyonlar başlar.

Önce Ruh enerjiyi pratik etmeli ve Can olarak bilinen şeyde enkarne olmalıdır. Önce kendisini Ruhun özelliklerine adapte eder ve Can Varlığı olan şeyi nasıl manipüle edeceğini öğrenir.

Bundan sonra, molekül ve gaz seviyesinde enkarnasyonları uygulamaya başlar.

Anlatıcı: Ruhlar olarak, öncelikle enkarne olmak için en az yoğun olanı uygulamalıyız ve bu Can’a adapte olmaktır. Şeylerin yoğunlaşması, yoğun dünyaların içindeki fiziksel şeylerin akışkanlığını anlamamızı sağlar.

Maksimum yoğunluk maddenin nasıl hissettirdiğini anlamamızı ve fiziksel dünyada sınırlarımızı fark etmemizi sağlar. Bitkiler ilahi ışığa kanal olmayı ve dünyaya nasıl topraklanıldığını anlamamızı sağlar. Bunun gerçekleşmesi için, uzun bir süre fotosentez işlemini uygulamalı ve bunu günden güne bütünleştirmeliyiz.

Hayvanlar olmak hareketi ve bedenimizi kontrol etmeyi, karar vermeyi, içgüdüyü, Varlıkların geri kalanı ile etkileşimi ve iletişimi öğrenmemizi sağlar.

Akıl sahibi hayvanlar olmak ruhsallığı, dinlenme vasıtası ile meditasyonu, kültürü ve aile duygusunu uygulamamızı sağlar.

İnsan Varlığı: Bundan sonra yaklaşık 70 yaşam ile, daha önce öğrenmiş olduğumuz şeyi göz önüne alarak Dünya ve Gökyüzü arasında birleşmeyi öğrenme anıdır. Bu, son fiziksel seviyedir.

7 nci boyuttan Melekler & Varlıklar:

Bu seviyede, evrim değişir. Burada fiziksel dünyalara hizmette çalışırlar, fiziksel yoğunluktan geçenlere rehberlik yapmak için deneyimlerini kullanırlar.

7 nci boyuttan sonra başka türde evrim başlar, daha eterik olan bir evrim. Bu, fiziksel seviyeden daha önce geçmiş olan Varlıkların eterik seviyelerde enkarne olmaya başlamaları anlamına gelir, çünkü onlar maddeyi aydınlatabiliyorlar ve maddede yükselebiliyorlar.

Maddede yükselindiği zaman, yeni bir evrim süreci başlar, çünkü bedeni zaten ışık olmuştur. Şimdi, onların süreçleri daha aşağıdakilere yardım etmektir; İsa, Buddha, Muhammed ve diğerleri olarak bildiklerimize benzer şekilde maddenin aydınlatılması sürecini anlamalarına yardım etmektir.

Ama onların evrimi 15 nci boyuta ulaşıncaya kadar devem eder, burada o özün bütünleştirilmesini anlamak için farklı boyutlardaki tüm özü bütünleştirirler.

Tüm bu süreç bizi saf ışığın mükemmel Eterik seviyesine götürür. Bu süreci sözcüklerle tanımlamak  zordur, çünkü bizim evrim seviyemize veya boyutsal seviyemize karşılık gelmez. Bununla ilgili söyleyebileceğim tek şey bunun var olduğu, ama bunun hakkında endişelenmemizdir.

BOYUTLAR

Bildiğimiz birinci boyut başlangıç noktasıdır. Bunlar gökyüzünde gördüğümüz, Prana adını verdiğimiz küçük noktaların tümüdür. Bunlar her şeye şekil veren ve yaratan ışık noktalarıdır.

2 nci boyut o ışık noktalarının izdüşümüdür. Örneğin, 2 nci boyutta bizim için görülebilir olan şey gölgelerdir.

Gölgeler kendilerini yanlara çoğalttıktan sonra derinliği olan 3 ncü boyut titreşimini yaratırlar ve bu, bugün içinde yaşadığımız plandır. Bu özellikle geometriye dayanır.

2 nci boyut matematik seviyesinde nümerolojide çizgiler olarak anlaşılabilir ve 3 ncü boyut geometri olarak anlaşılabilir.

4 ncü boyut kutsal geometridir. Bu, geometrinin titreşim seviyesinde uygulanması anlamına gelir. Bu, maddenin zaman veya uzay olmadığını anlamaya başladığı andır. Var olan tek şey burada ve şimdidir.

5 nci boyut kutsal geometriden daha ileri gider, çünkü kutsal geometrinin özünü anlar. Bu, her geometrik bloğun Varlığın başka bir formunu tamamladığını anlamak anlamına gelir. Bu, her birimizin bir diğerini oluşturduğu anlamına gelir.

6 ncı boyut bütünsel seviyede şeylerin varoluşunun bütünlüğünün yansımasıdır. Bu nasıl anlaşılır? 6 ncı boyut her şeyin mümkün olduğu yerdir. Bu, örneğin otistiklerin zihinlerinin içinde yaşadıkları sonraki seviyedir. Kişinin kendi gerçekliğini yarattığı, kişinin kendi geometrisini yaratabildiği seviyedir.

7 nci boyut, saf ışıkta bu geometrinin bütünleştirilmesidir. Varlıkların yüzlerini kaybettiği, bir rehber oldukları ve mesih seviyesine gittikleri seviyedir. Mesih titreşim seviyesi 10 ncu boyuta kadar gider. Bu planlarda, Kozmik Babalarımız veya Pleiadesliler yaşar. Bunlar bir boyuttan diğerine kolaylıkla gidebilen varlıklardır. O boyutlarda, 3 ncü boyut – 9 ncu boyut arasında görülebilir olabilirler.

Boyutların geri kalanını insan zihninin anlaması zordur. Örneğin, 11 nci boyut her şeyin plasentalar gibi etrafta hareket ettiği yerdir. Tüm titreşimler her şeyi oluşturan enerjilerin dalgası gibi hareket eder.

Anlatıcı: Evrende, başmelekler, seraflar, rehberler ve yüksek boyutlardan bir çok diğer Varlıklar süptil bir şekilde politikacıların işlevini gerçekleştirirler. İnsanların düzenini, dünyaların düzenini kontrol ederler, ekonomiyi yönlendirmek, serbestçe öğrenmelerini sağlamak için onların sosyal esenliklerini kontrol ederler.

Bu hiyerarşilerin ötesinde, bunun onların daha üstün olmaları anlamına gelmesi gerekmez. Yüksek boyutlarda olmak daha üstün veya başkalarının üzerinde olmak anlamına gelmez. Farklı türde titreşim, farklı titreşim seviyeleri anlamına gelir. 3 ncü boyuttan şeyleri öğrenmeye gereksinim duyan 15 nci boyuttan bir çok Varlık vardır. Bu, onların henüz bütünleşmemiş olduğu anlamına gelir. Bu onların daha üstün oldukları anlamına gelmez, sadece farklı oldukları anlamına gelir.

Evrende, boyutsal bir hiyerarşi vardır, ama bu sadece evrensel işlevin kalıplarını organize etmek içindir. Aslında, bunların hepsi aynı seviyede var olur. Bu, burada ellerimin olduğu yerde tüm boyutların aynı anda gerçekleşmekte olduğu anlamına  gelir. Ama bilincim sadece 3 ncü boyutu görmeme izin veriyor.

İYİ VE KÖTÜ

Anlatıcı: Gökyüzünde, ekonomi enerjidir ve basittir. Bu, enerji ve bilginin akışkanlığı olarak anlaşılır. Bu özlerin, Karmik anlaşmaların değiş tokuşu, tarihlerin ödünç alınması ve enerjinin değiş tokuşudur. Aslında kötü olmayan, kötü olarak bildiğimiz şey Verme ve Alma arasındaki dengeyi sürdürmek için örneğin 18 nci boyut gibi yüksek boyutlara bile erişebilir.

Her enerjisel sistem tek bir boş yer bırakmayarak işler. Eğer biri verirse, anında almalıdır ve bu şimdi insanlık tarafından negatif ve karanlık bir şey olarak görülmektedir. Bu bizi sonraki temaya götürür:

İYİ VE KÖTÜ

Ruhların ortalarda dolanabilmeleri ve gereksinimlerini değiş tokuş ederek hayatta kalabilmeleri için, Işık Varlıklar fiziksel dünyalarda ekonomiyi oluşturdular. Bu kötü anlamına gelmiyor, sadece evrimleşmenin başka bir yolu.

Işık özgürlük, kendini kontrol, özgür irade ve destek vasıtası ile evrimleşir ve sürece çok fazla zaman sağlar. Diğer taraftan, “kötü” veya karanlığın bitiş tarihleri oluşturması evrimleşmenin başka bir yoludur.

Hızlı bitiş tarihleri: Bunu bir yılda öğrenmek zorundasın. Eğer öğrenmezsen, kötü bir şey olacak. Bu, sadece evrimleşmek için başka bir süreçtir ve insanlar şeyleri ahlaklılık vasıtası ile anladıkları için, bu Dünyada çok anlaşılabilir bir seviye değildir, ama daha hızlı evrimleşmenin bir başka yoludur ve bir çok insan bunu seçmeye karar verir. 

Üçüncü Bölüm: BİLİNMEYEN TARİH

YARADILIŞ

Bu bütün evrim süreci içinde, 3 ncü boyutun içindeki tarihi süreci bulabiliriz. Bu süreç 6000 milyon yıl önce başlar, ama insanlar için, daha yakındır… yaklaşık 30 milyon yıl önce.  

İnsanlığın yaradılış süreci öncelikle genetik bilgiyi ve evrimi değiştiren varlıklar tarafından genetikler vasıtasıyla programlandı. Bunlar Ebedi Varlıklar veya Doğa Ruhları adını verdiğimiz Varlıklardır. (Elohim).

Bu Varlıklar Tanrı’dan yayılan tüm formları fiziksel dünyalarda yansıtırlar.

Bu gezegende orijinal olarak bu gezegenden olmayan, bu gezegende mutasyonlar olan veya tarihi ilaveler olan bitkiler, hayvanlar ve ayrıca insanlar gibi birçok ırklar vardır. Tüm bu Varlıklar evrimsel gereksinim nedeniyle buraya getirildiler.

Bu gezegende İnsanın tarihi MÖ 24,000 civarında, Adem & Havva olarak bilinen insanlığın 1 nci prototipleri yaratıldığı zaman başlar; aslında Havva 1 nci kadın değildi, 1 nci kadın Lilith idi. Ama zaten Dünyada önceden insanlar vardı. Onlar aslında ilk insanlar değildi. Onlar bildiğimiz, bize en çok benzer olan insanların 1 nci prototipi idi. Hızlı bir şekilde yaratıldılar, çünkü insan ırkının olduğu şey olması için yardımcı olan diğer gezegenlerden kültürel ekleme vardı.

Onlar neden bunu yaptılar? Bu gelişigüzel bir olay değildi. Bu, aynı zamanda dünya dışı olan, 9 ncu boyuttan Varlıklar ile temas içinde olan Melek Seviyesinden gelen İlahi Plandır ve onlar Melek Planlarını ruhsal dünyaya bağlı olan Varlıklar vasıtası ile fiziksel dünyalara geçirdiler. Ve Kozmolojinin gereksinimlerine uygun olarak Planı izlediler.

Dünya Gezegeni gezegen için pozitif olmayan, ünlü Reptilianlar gibi diğer ırkların istilası ile önemli değişimlerden geçecekti. Bu Reptilianlar Dünyanın evrimi için negatif idi, bu nedenle Melek seviyesindeki Varlıklar ile yakın ilişkiye sahip Varlıklar olan Galaktik Federasyonlar insanlık üzerine yansıtma yaptılar, yeni bir insanlık geliştirdiler, bugün olduğumuz insan prototipi olarak bildiğimiz şeyi yarattılar.

Bu insan prototipi dünya dışı varlıklar vasıtasıyla, Dünyada eterik yayınımlardan gelen Melek fikrinin kopyasıdır. Tarihimizin başladığı yer burasıdır.

İNSANLIĞIN TARİHİ

Anlatıcı:Problem şu ki, geçmiş ve zaman daireseldir. Bu, olayların kendilerini farklı şekilde ama aynı kalıplar ile tekrarladığı anlamına gelir. Tarih günümüze kadar nelerin olduğunu bilmek için bir liste olarak düşünülmemelidir, bize kendilerini tekrarlayabilen hataları gösteren karmaşık kamufle edilmiş bir düzen olarak anlaşılmalıdır.

Gerçekte, tarih okullarda öğretildiği gibi değildir. İnsanlık tarihi bu şekilde gerçekleşti, çünkü bu şekilde olmalıydı ve yaratılmakta olan tüm problemler insanlığın değişimini ve insanlıktaki bilincin evrimini sağlamak için gerçekleşti. İnsanlığın yaklaşık 2,160 yıl süren Burçlar ile yönetilmesinin nedeni budur.

ÇAĞLAR

Anlatıcı: Dünya güneşin etrafında yaklaşık 365 gün süren bir süreçte döner, ama aynı zamanda Güneşimiz her 26,000 yılda Syria adı verilen daha büyük bir güneşin etrafında döner. Dünyadaki bir yıl gibi, Güneş yılının mevsimleri, ekinoksları, gündönümleri ve çağları vardır. Bunun Dünyadaki tarihi olaylar üzerinde etkisi vardır.

İçinden geçtiğimiz Güneş yılı MÖ yaklaşık 21,210 yılında Oğlak Çağı ile başladı.

Yaratılan 1 nci prototip Lemuryalılar olarak bildiklerimiz idi. Onlar tüm Pasifik’e aitti. Lemurya’yı yaratan ırktır.

Bir çok tarihi problemden sonra, Atlantik’te Atlantis gelişmeye başladı. Bu ülke kendisini tüm Atlantik Okyanusunda genişletti ve gezegenin sıcak kısmında gezegeni organize etmeye ve onu Kozmik Plan yönünde tutmaya yardımcı olan uygarlıklar ve koloniler yarattı.

MÖ 13,000 den 6,000’e kadar devam eden tüm bu uygarlıklar yerküresel denge ve insan bilgisi sistemini uygulamaya çalıştılar. Piramitlerin ve eski tapınakların inşa planı bu şekilde başladı, bunlardan geriye sadece bir kaç tanesi kaldı.

Daha sonra insanlık o kadar da yıldızsal olmayan başka türde bir evrimden geçmek zorunda kaldı. Boğa burcu, MÖ 3000 den bu yana hatırlamamıza izin verilmeyen tarihin başlamasının nedeni budur.

İnsanlığın tarihi bir çok öğretmen için “Uygarlığın” başlangıcı. Bu, insanların toplumda ruhsallığı uygulamaya başladığı Mısır’da başladı. Bildiğimiz tarihin Boğa, Koç ve Balık burçlarında ve şu anda içinden geçtiğimiz çağda geçtiği net olunca, tarihin kendisini Kozmostan gezegenlere, bizim durumumuzda Dünyaya akan enerjilere göre geliştirdiğini anlayabiliriz.

Yıldızlardan gelen bu enerjisel baskı Dünyada gerçekleşen olayları yönlendirir, çünkü her şey birbirine bağlıdır.

Anlatıcı: Kozmik ortamların enerjisi, Ruhun tek bir niyetle Fiziksel bedene bağlanması için, ruhun enerjisini biçimlendirebilen faktörlerdir: bu spesifik anda misyonunu öğrenmek ve gerçekleştirmek.  Kozmik Düzenin attığımız adımları, tarihimizi, haritamızı ve rotamızı, hislerimizi, ilişkilerimizi, yeteneklerimizi ve doğmadan önce yapmayı kabul ettiğimiz şeyi öğrenmemizi ve gerçekleştirmemizi sağlayan gerekli mekanizmaları yaratmak için bir çok diğer veçheleri belirlemesinin nedeni budur.

2012 olarak bildiğimiz güneşin şafağına ulaştığımızda, dünyaların titreşiminin de değişmesi için döngüdeki Çağların niyeti değişir.

Bu ne anlama geliyor? Bu baharın başlamasına benzer. “Bilinen” tarih ile çalışılmış olan her şey tamamıyla bilinmeyen türde bir tarihe açılmaya başlar. Dünya korkunç bir değişimden geçeceği için değil, güneşten gelen titreşim ve enerjide artış olduğu için. Ve bu, Dünyanın kendi enerjisel titreşimini dönüştürmesini sağlıyor.

İndigo

Dünyanın enerji seviyesi değiştiği zaman, farklı bir şekilde titreşir. Farklı bir şekilde titreştiği zaman, renk değiştirir. Bir gezegenin titreşim seviyesi ısı yayınımından dolayı farklı bir renk yaratır. Ve tüm Ruhlar o renge adapte olmak zorundadır. Ve bugün Dünyada titreşen renk İndigo olarak bilinen renktir. 

Bugün, insanlar İndigo çocuklar hakkında çok konuşuyor. Bu, indigo giysisi veya bir tür indigo spiritüel seviyesi ile gelen Ruhlar grubu değildir. Onlar sadece bu periyot sırasında Dünyada çalışmak için gelen yeni ruhlardır ve Dünyada doğabilmek için, Dünyanın titreşimi içinde çalışabilmek için bu indigo renge gereksinim duyarlar. İndigoda titreşen gerçekte Dünyadır.

Bu indigo renk ne anlama geliyor? İndigo vizyonların gözü olarak bildiğimiz 3 ncü gözün rengidir.

Anlatıcı: Bu renk dönüşümdür ve Ruhlar bunların her birine en iyi adapte olacak şekilde yaratmak için geldiler. Eğer onların durumu saldırgan veya çok pasif ise, saldırganlık vasıtasıyla ve aile seviyesinde fikirleri kırarak değişim yaratırlar. Bunu cinsellik, politika, sanat, ilgisizlik ve grupçuluk ile yaparlar. Ama onlar her şeyi değiştirir, çünkü bu onların misyonudur: gerekli olan durumu yaratmak için şeyleri değiştirmek.

Onlar ayrıca olan şeyin vizyonunu dönüştürür, vizyonu dönüştürür, fikirler yaratır. Bu seviyelerde çalışırlar: yaratıcılık ve idealizm, ama bu yaratıcılığı ve idealizmi değiştirerek, çünkü bunlar dönüşür. Dünya gezegeninde doğan her şey dönüşmeye başlar.

Bu dönüşüm farklı şekillerde gerçekleşir… saldırganlık, topluluklar arasında çatışmalar, tekmeleme veya dinginlik vasıtasıyla dönüşüm. Eylem ve eylemsizlik, her ikisi de onların evreni için çok yararlıdır. Bu titreşim gezegene yeni gelen her şeyin, onunla titreşmesini sağlar.

1980’de perdeler değişmeye başladığı zaman, Dünyaya gelen her ruh varlığı indigo oluyor. Bu 80’lerden itibaren doğan her ağacın, taşın, hayvanın ve insanın zaten indigo olduğu anlamına geliyor. Bu özel bir grup değildir. Özel olarak görülen “grup”, ruh Dünyaya geldiğinde sahip olduğu titreşim seviyesine bağlıdır, ama bu indigo olduğu için değil, her birinin o seviyede sahip olduğu uzmanlığından dolayı, her bir insanı farklı kılan budur. İndigoların bazılarının savaşçı, diğerlerinin yaratıcı, bazılarının tamamıyla barışçıl ve diğerlerinin her şeye ilgisiz olmasının nedeni budur.

Örneğin, sadece indigo oldukları için Tanrıya inanmaları veya Evrenden söz etmeleri gerekmez. İndigo dönüştüren bir titreşimdir, bir indigo Tanrıya inanmadan bunu ekonomide veya siyasette yapabilir.

Anlatıcı: Bunun spiritüellik ile ilgisi yoktur; titreşim ile ilgisi vardır. Ruhların sınıflandırılmasının titreşim ile ilgisi vardır. Onların hepsi bu dünyada ulaşmak zorunda oldukları şeyi kabul ettiler, ama misyonlarına ulaşmalarının bağlı olduğu tek şey, yetişkinlerin onların esenlikleri ve eğitimleri hakkında endişelenmeyi bırakmalarıdır. Onlara yardımcı olabilmelerinin en iyi yolu, onları unutup kendilerini dinlemeye başlamalarıdır.

İndigo ile karşılaştırıldığında Kristal, Mesih seviyelerinden gelen bir varlıktır… onlar koşulsuz sevgi misyonunu gerçekleştirmek için gelen yüz binlerce minik Mesihtir. Ve onlar 2000 den bu yana gelmeye başlayan nesillerdir.

Daha fazla ruhsallık uygulayan ruhlar Kristal çocuklardır; onlar ayrıca bu Çağa Avatarlar grubu olarak geldiler.

Onlar uyum vasıtasıyla ruhsallığı çalışmak için buraya gelen ruh grubudur. Bu, ruhsallığın Tanrı veya Melekler ile ilişkili olmak zorunda olmadığı, toplumların uyumu ve kişinin kendi içinde uyumu ile ilişkili olduğu anlamına gelir.

Dördüncü Bölüm: YENİ ZAMAN

Anlatıcı: Tarihte ne kadar değişimden geçerse geçsin, eğitim dünyada nasıl öğrenileceğini öğretmenin özüne sahip oldu, FİZİKSEL EĞİTİM: fiziksel dünyaya adapte olma, FİZİK VE KİMYA: şeylerin oluşumunu öğrenmek, EKONOMİ VE DOĞAL BİLİMLER: hayatta kalmak için kaynakları yönetmek, MATEMATİK VE TEKNOLOJİ; Tanrının bedeninin mantığı ile ilgili, DİLLER: Varlıklar arasındaki iletişim ile ilgili, PSİKOLOJİ VE ETİKLER: Varlıklar arasındaki ilişki ile ilgili. 

Eğitim dünyaya adapte olmamıza, dünyada nasıl yaşanacağını bilinçli olarak öğrenmemize, kendimiz ve bütün olarak geri kalan hakkında öğrenmemize yardımcı olmalıydı.

Toplumun şu anda sahip olduğu problem, “bu indigo çocuklar ile ne yapmalıyım?”dır. Onları okula mı kapatmalıyız, dünyayı yok etmelerine izin mi vermeliyiz? Yetişkinler indigo çocuklar ile ne yapmalı ve indigo çocuklar yetişkinler ile ne yapmalı?

İndigo çocuklar yapabildikleri her şeyi dönüştürmek için geldiler, başlangıçta bunu eylemsizlik olduğunu düşündüğümüz şeyle yapacaklardı. Eylemsizliğin yaptığı şey sosyal akışı durdurmak, hareketi durdurmaktır; bu indigo devrimi olarak beklenilebilecek şeyin karşı – eylemidir. Yeni bir şey yaratmaya zorunlu olma fikri bir indigonun ilk tepkisi değildir. İlk tepki oturmak ve sistemi teşvik eden hiç bir şeyi yapmamaktır. Bu nedenle indigo çocuk için bir eğitim veya topluluk yaratmak çok zordur. Bu zorluk, yetişkinlerin en azından sonraki yirmi yılda karşılaşacakları bir şeydir.

İnsanlar denedikleri herhangi türde eğitim sisteminin bir şekilde başarısız olacağını görmeye başladığı zaman – çünkü indigo gezegende kalmaya gelmedi – indigo titreşimi bundan sonra neyin kalacağının durumunu değiştirir. 

Bu nedenle yapılması gereken şey, onların değişim yaratıcılıklarını olası en iyi şekillerde ifade etmelerine izin vermektir. Bu onların nesli, onların yaratımı ve Dünya gezegenindeki işleri için tamamen esnek olmalıdır.

Anlatıcı: Bunun gerçekleşmesi için, ezberlemeye, rekabete, otorite suistimaline, yaratıcılık ve hayal gücü eksikliğine dayanan alışık olduğumuz eğitim sistemlerini yıkmak gereklidir. Yeni sistem duygulara, deneyler ve entegrasyonu teşvik eden keşif ile öğrenmeye dayalı olmalıdır.

İndigo titreşimine en iyi adapte olabilen şey budur, çünkü bu direkt olarak insanın öğrenmesini yöneten bir sisteme sahip değildir. Bu, her tür sistemi, kadim, modern, hatta gelecekteki sistemi kabul eden geniş bir sistemdir. Öğrenme vizyonunun sadece eğitimden daha ileri uzanmasına izin verir. İnsan doğduktan ölünceye kadar İnsan Varlığının bütünlenmesine doğru gider.

Bu her pedagojik sistemin birleşmesine ve dikkate alınmasına izin verir, yeni bir okul yaratmak değildir, yeni bir öğrenme şekli yaratmaktır. Bu aslında indigoların ve kristallerin buraya gelmelerinin nedenidir: öğrenmek ve öğrenmeye yardım etmek. Başka bir şey değil.

Öğrenme pratik ve deneyim ile gerçekleşir, teori ile değil. Teori sadece önemli olan şeyin bir parçasını anlamak için faydalıdır. İnsanın indigo bir çocuk ile çalışabileceği bazı araçlar: indigoların misyonlarını gerçekleştirebilmeleri için rehberlik yardımı yapmaları, örneğin, evde, okulda veya toplumda yapmaları gereken şeyler okulun içinde, evde ve toplumda uygulanabilir olmalı. Bedendeki her kemiği, hücredeki her elementi veya karmaşık matematiği öğrenmek gibi faydasız şeyler öğretmemeliler.

Bizler 3 ncü boyutun içinde 4 ncü ve 5 nci boyutları geliştirmeye çalışmak için,  6 ncı – 13 ncü boyutlardan gelen Varlıklarız (indigo/kristal). Eğer biz 5 nci boyutu geliştirirken, 2 nci boyutun matematiğini öğretmek için bizi sınıfa kapatırlarsa, bu biraz zor olur. Öğretilmesi gereken her şey günlük yaşamda uygulanabilir olmalıdır, çünkü bu gerçekte işimizin olduğu, hepimizin çalışması gereken yerdir.

Şimdi dünya 4 ncü boyutun içinde görülebilir, o tüm yönlere doğru geniş ve daireseldir. Bilgi vermek için kara tahta kullanmak pozitif bir şey değildir, ama duvarları kullanmak için bir alettir, şimdi tüm çocuklar duvarlara yazıyor. En az kullandıkları şey sınıfın kara tahtası.

Ayrıca, onlara doğadan, karanlıktan, yıldırımdan, rüzgardan korkmamaları öğretilmelidir.. bu onların şeylerin kutupluluğunda değil, şeylerin bütünlüğünde ilerlemelerine çok fazla yardımcı olur.

Ama bunu yönetecek en önemli şey ebeveynler ve öğretmenlerdir. Onlar vizyonlarını ilk değiştirmeleri gerekenlerdir ve sosyallik hakkındaki kavramlarını ilk yıkmak zorunda olanlardır. Bu, ebeveynlerin ebeveyn olmayı bırakmaları anlamına gelir. Ebeveynler gerçekte rehberler olmaya başlamalılar. Hayatın rehberleri, neyin yapılması gerektiğini, neyin yapılmamasını gerektiğini bize söyleyenler değil. Yapılacak en iyi şey hakkında bize tavsiye vermeliler, bir rehber veya yoldaş olmalılar.

Aynı şey öğretmen için de geçerlidir, neyi öğrenmek zorunda olduğunuzu söyleyen kişi olmamalılar. Öğretmen öğrenci ile birlikte öğrenen biri olmalıdır. Öğrenmek için bir tartışmaya girebileceğiniz biri olmalıdır ve bir şeyi ne kadar çok bildiklerini düşünmeleri önemli değildir, her zaman anlayacak yeni bir şeyler vardır. Ve bu birlikte öğrenilmelidir.

2012

2012 insanların çok fazla konuştukları bir yıl, özellikle ekinoks. Bu, Güneşin kendi Baharına girmesidir. Dünya güney yarıkürede Bahara 21 Eylülde girer. 21 Aralık 2012’de, Bahara giren Güneştir. [Bu röportaj 2012 den önce yapılmış].

2012’yi “bir gecede” değişim olarak düşünmemeliyiz. Bu yalnızca bir çok şeyin gerçekleşebileceği bir ekinokstur. Bir çok kahin ve insan bundan bahsetmekte, ama bu gerçekliği yaşamak her birimize bağlıdır.

Kıyametin yaşanacağını iddia edenler bunu görecektir. Bunu yaşayıp hissedecektir.

Bilinçlerinde, kalplerinde dengeli olanlar kıyameti yaşamayacaklar, dünya dışı varlıklar onları gezegenden alıp götüreceği için değil, onlar bunu yıkıcı bir şey olarak değil, değişim olasılığı olarak görecekleri için.

Bu yalnızca bir değişimdir. Kıyamet sözcüğünün anlamı bile şudur: sonrasında gelen bir şey. Bu bir değişimdir. İnsanların söyledikleri doğal felaketlerden korkmayın, çünkü bunlar zaten başladı.

Bu çok büyük bir değişimi içeriyor, çünkü elektromanyetik değişim ile birlikte titreşim değişiyor. Beynimiz, bedenlerimiz, Dünya gezegeni, bilgisayar, video gibi kullandığımız tüm sistemler elektromanyetik olarak çalışır. Ayrıca, Güneş elektromanyetizm ile çalışır, bu nedenle Güneşin ışığı Güneşin şafağı sırasında değişebilir.

Neden? İnsan gece uyanıp şafağı gördüğü zaman, bir esinti hissedebilir ve kuşlar şarkı söylemeye başlar. Bu tamamen farklı bir atmosferdir. Sıcaklık düşer ve sonra aniden yükselir.

Ne oluyor? Şafak sırasında, herkes değişimden, yenilenmeden geçer. Güneş aynı süreçten geçecek, o aynı esinti başlayacak, ama  güneşin yarattığı ateşten dolayı o esinti elektromanyetik.

Olan biten tüm bu şeyler insanlığın hatası değil, bu sadece bir döngü, hepimizin doğmayı ve deneyimlemeyi ve bu değişimi anlamayan herkese yardım etmeyi seçtiğimiz Dünyanın doğal bir sürecidir.

ERTESİ GÜN

2012 den sonra ve sonraki 50 yıl, dünyada şeyleri yaratma niyetinin değişmesi, ekonomide, siyasette ve toplumda önemli değişikliklerin gerçekleşmesi bekleniyor.  

Ekonomi ve besin stoğundaki değişimler nedeniyle çok fazla göç olacak. İnsanlar yeni şehirlere taşınmak zorunda kalacak. Kutuplar eriyecek, okyanusların su seviyesi yükselecek. Sadece sahiller değil, içerdeki göllerin de su seviyesi yükselecek.

Siyasi olarak, siyaseti yönetmek zorunda olacağımız sosyal bir felaket olabilir. Ve belki siyasi iklim değişimleri toplumun kendisini en azından 30 yıl yeniden yapılandırmasına izin vermeyecek.

Sonraki 50 yıl, geçiş süreci olacak.

Bir değişim olacak, her insan görmek istediği şeyi görecek. Ama toplumun çok fazla değişeceği faktörlerini göz önüne almalıyız, Evren söylediği için veya bir Melek gelip bunun bu şekilde olacağını söylediği için değil, belki besin ve su kıtlığı olacağı ve bu değişimi sağlayacağı için. Bu geçiş sırasında değişimi sağlayacak olan faktörler çok insani olacak.

Tünelin sonunda ışığı göremezseniz, umutsuzluğa kapılmayın, çünkü hepimiz bu geçişi yaşamak için buraya geldik ve bu geçişi deneyimlemek için gelmeye karar verdik. Işık çocuklarımız ve torunlarımız için, yetişkin nesli için değil.

Daha sonra, olaylar kendilerini organize etmeye başlayacak ve kristal, altın ve platin çocuklar 2040 – 2050’den itibaren yeni yapıyı organize etmeye başlayacaklar ve bunu 2080 – 2090 için yerleştirmiş olacaklar ve bunlar, Kova adını verdiğimiz yeni Çağda tam olarak olacağımız yıllardır.  

Kova çağı titreşimsel olarak zaten başladı, ama jeolojik ve astrolojik olarak henüz başlamadı. Balık Çağından Kova Çağına ani bir değişimi beklememeliyiz.

Gelecek için göz önünde bulundurmamız gereken başka bir şey, hiç kimse gruplar oluşturmak istemeyecek, her şey çok bireysel olacak. Gelecekte yeni bir topluluk yaratmak istiyorsanız hayal kırıklığına uğramayın, çünkü herkes kendi yoluna gidecek. Kova Çağı bu şekilde işler. Evrim içseldir ve artık dışsal değil.

Sonraki 100 yılda, geçiş süreci her insan için içsel ve bireysel süreci talep edecek. İnsanın dışarıda göreceği şey, içindeki şeyin yansıması olacak.

Anlatıcı: İncil’de, Luke 22:10’da, İsa havarilerine şöyle söyler, “Şehre girerken, elinde bir su kavanozu olan bir adam sizi karşılayacak. Girdiği eve kadar onu takip edin…” Bu pasaj balık tutan insanlar Çağı (Balık Çağı) ile, su taşıyan Çağı (Kova Çağı) arasındaki geçişi net bir şekilde öngörür.

Balık Çağı kendisini yolu bilen ve anlayan bir insan tarafından rehberlik edilen gruplara sahip olma ihtiyacı ile karakterize etti. Bugün, geçiş sırasında bir çok insan bir Mesihin, onlara rehberlik yapacak birinin gelmesini bekliyor.

Ama Kova Çağı sırasında, kişi kendi kendine rehberlik yapar. Her insan tüm yanıtlarını kendi içinde bulacak.

Takip edecek üstatlar yok. Hiç kimse size nereye gideceğinizi söylememeli. Şimdi kendimize rehberlik yapmalıyız, ama nasıl? Bunu yapmayı gösterecek en iyi “öğretmenler” kim?

Hiç konuşmamış olan üstatlar var ve onların en iyi üstatlar olmalarının nedeni budur: AĞAÇLAR. Ağaçlar bu gezegende yaşamanın en iyi yolunu bize gösterebilecek olanlardır, toprağa derin kökleri var, Güneşten Dünyaya gelen tüm ışığı almak için sağlanmgövdeleri var… ve tüm Varlıkların yaşayabilmeleri için etraflarındaki her şey için oksijen sağlarlar. 

Gözlerinizi kapatmadan ve bir ağaca bakıp sadece meditasyon yaparak, neden söz ettiğimi anlayacaksınız. Onlar ışığı demirlemek için ilk gelenlerdi ve o ışık bilinçli olarak gezegene geri gelmelidir.

AĞAÇLAR gibi olun ve Gökyüzünü Dünyaya geri getirin.

(Çeviri: Saffet Güler)