SEVGİNİN MUCİZESİ

1146718_491190364303743_1961435850_n

Mirzakarim Norbekov

Bir gün gazetede çalisan bir arkadasim telefon etti ve,

“Hadi denize gidelim. Zamanin var mi?” diye sordu.

“Var” dedim.

“Bir grup psikolog gidiyor, gazeteci olarak onlara katilacagim. Istersen seni de listeye dahil edeyim, nasilsa psikologsun. Düsünebiliyor musun ? Devletin parasiyla Kirim’da otuz bes gün. Deniz, sarap, kebaplar, tatil terapisi…”

Kabul ettim. Beles kimin hosuna gitmez, söyler misiniz lütfen?

Gittim ve kendimi okul öncesi dönemdeki özürlü, öksüz ve seker hastasi çocuklarin dinlenme ve bakimevinde buldum.

Ilk gün öyle bir sok geçirdim ki.. Deniz nerdeee? Tatil terapisi nerdeee?

Niçin buraya geldigimizi kendime sormaya basladim. Psikologlarin burada ne isi vardi?

Meger kiyida, birbirinin esi üç adet dinlenme ve bakimevi varmis.

Hepsi ilaçlari ayni eczaneden, erzaklari da ayni depodan aliyormus. Hava, deniz hepsi için ayniymis!

Niçin yalnizca bir dinlenme ve bakimevindeki çocuklarin seker hastaligi iyilesiyor da, diger ikisinde iyilesmiyordu?

Nedeni ortaya çikarmak üzere komisyon ardina komisyon gönderilmis, ama her seyi kontrol edip hiçbir sey bulamamislar. Sonunda, “Sadece psikologlar bu dinlenme ve bakimevindeki çocuklarin iyilesme nedenlerini ortaya çikarabilir’ denilmis. “Beles” olarak bu psikologlar grubuna katildigim için basimi derde sokmustum.

Moskovali psikologlar iki hafta çalistilar, bir seyler yazdilar, dinlendiler ve gittiler. Ben ise orada üç ay saplanip kaldim, çünkü gerçegi, kazarak bile olsa bulmam gerekiyordu.

Ayrica, dört bes yasindaki çocuklar beni babalari sanarak kulaklarima ve boynuma atiliyordu. Belki de bunun için onlardan üçünü evlat edindim.

Çocuklarin iyilesmesinin gerçek nedenlerini bulmam gerekiyordu. Buldum.

Yaklasik bir, bir buçuk ay süren gözlemlerim sonucunda bu çocuklarin oyunlarinin digerlerine göre farkli oldugunu gördüm.

Çocuklarin algilayisinda, samimiyetinde ve hayal gücünde bir sir gizlidir.

Onlar nasil iyilesiyor? Çocuklarin hayal gücü nasil çalisiyor? Çocuklar hastaligi nasil karsiliyor?

Hiç!

Kisa bir sürede, asagi yukari on gün içinde hastaliga kisa pantalonlari gibi alisiyor ve her seye uyum sagliyorlar.

Yaradilistan itibaren degismeyen bir çekim gücü ile çocuklarin ana baba sevgisine ve korumasina duyduklari içgüdüsel ihtiyaç, yokluguna alisamadiklari yegane seydir. Doga Ana öyle düzenlemis ki, çocuklar daima yetiskinlerin yaninda olmali.

Çocuklarin nasil bir özelligi vardir? Onlar, özellikle küçük çocuklar, daima ilgiye, sevgiye, oksanmaya açtir. Ne kadar severseniz sevin, çocuga az gelir. Iki dakika sonra yine sevilmeye gereksinim duyar.

Farz edin baba eve dönmüs, TV’yi açmis, çocuk babasina yaklasiyor. Baba:

“Ee, nasilsin bakalim? Isler nasil gidiyor? Günün nasil geçti? Gel buraya babana bir öpücük ver. Mucuk! Hadi simdi annenin yanina git, babacigini rahatsiz etme. Anneannene git!” diyor.

Bitti! Çocuk büyük bir gereksinim duydugu seyi alamadi. Annesi ense köküne bir saplak indiriyor: “Sicak firina sokulma, yanarsin”.

Anneanne ise sevmek, oksamak yerine oturdugu yerden terbiye ediyor:

“Iyi kizlar söyle olmali. Iyi oglan çocuklari böyle davranmaz.”

Çocuk hastalaninca birdenbire bir mucize gerçeklesiyor. Babasi TV’yi unuttu bile, çocugun istedigini yapmaya hazir.

Kafasini sicak firina sokmasina izin vermeyen, her firsatta poposuna tokadi basan annecigi çocgunu etrafinda dört dönüyor, ona bakiyor, meraklaniyor.

Anneanne ise masallar anlatiyor, sarkilar söylüyor. Dede de bir yerlerden oflayip puflayip gelmis ve herkes çocugun basucunda.

Çocuk kaydediyor: Sevgiye açligi ve susuzlugu hastalik vasitasiyla doyuruluyor!

Bakimevindeki yavrulara sormustum:

“Lütfen söyler misin sevgili yavrum, sen basin oksanmak istediginde ve iyi bir sey duymak istediginde ne yapiyorsun?”

Üç çocuktan ikisi söyle cevap veriyordu:

“Basim ya da karnim agriyor diyorum.”

Öyle oluyor ki çocuk kendini yalanla ifade ediyor. Ayni kanida misiniz? Ama…

Çocuk kendini yalanla gösteremez, bu yüzden de düsünceleri aniden vücudunda somutlasiyor ve gerçekten agrilar duymaya basliyor.

Anne babasiyla yasayan çocuklar hastaligi oksama, merak, ilgi ve sevgi kaynagi olarak algiliyormus meger. Oksuz çocuklarin da sevgiye, koruma altinda olmaya, dogustan gelen devasa genetik bir ihtiyaci vardir.

Bu yavrular, dinlenme ve bakimevinin çalisanlarina soruyormus:

“Niçin onun ana babasi var da benim yok?”

Bakicilar, “Senin anne baban zaten yok” diyemiyor ve söyle cevap veriyorlarmis:

“Senin de var”

“Benimkiler nerede? Neden gelmiyor, beni almiyorlar o zaman?”

“Anneannem ne zaman gelecek? Ya dedem?”

“Sen simdi hastasin, iyilestigin zaman gelir, seni alirlar.” diye karsilik veriyorlarmis.

Bu yalanin çocuklarin iyilesmesine yardim edecegini orada çalisanlar bile bilmiyormus!

Onlarin bildigi, hastaligin tedavisi olmadigiydi.

Ve çocuklar sevgiye kavusabilmek için içgüdüsel olarak yol aramaya baslamislar.

Bu büyük içsel çagri her türlü korkunç hastaligi yok etmeye muktedirmis.

Iki üç yasindaki bebek sormaya baslar:

“Hastalik nedir? Iyilesmek ne demek?”

Ona, “Senin kaninda fazla seker var, anliyor musun? Sen seker yeme!” derler.

Çocuklar, hemen kendilerini sevgi, sefkat, koruma ve huzur kaynagindan ayiran hastalik adindaki “Ocü”nün ne oldugunu anlamaya çalisir.

Orada üç yasindaki, civciv gibi bir kizla ahbap olmustum.

“Hastaliginin ne oldugunu anlatir misin, lütfen?” dedim.

Anlatti: “Içimde pek çok küp seker birbiri ardindan yürüyor. Bunun için de annemle babam bana gelmiyor.”

“Anneni ve babani çok özledigin zaman onlarin çabuk gelmesi için ne yapiyorsun?”

Serce parmagimi avucuna alarak beni avluya götürdü.

Orda yaklasik yetmis tane rengarenk plastik küvet vardi. Sabahleyin bu dinlenme ve bakimevinin çalisani küvetlere hortumla deniz suyu dolduruyor, günes suyu isitiyor, ögle vakti çocuklar kurbaga gibi suda debeleniyordu.

Kiz, küvetlerden birine girip bir seyler söylenerek sallanmaya basladi. Güçlükle anladim. Meger durmadan “Ben sekerim, ben sekerim, ben sekerim…” dermis.

Sordum: “Niçin ‘ben sekerim’ diyorsun?”

O kocaman açilmis gözlerini hatirliyorum, bir aptala bakar gibi bakiyordu. Nasil oluyor da bu yetiskin insan en anlamli seyi anlamazdi! Seker, suyun içinde erir, kaybolur!

Çocuklarin hayal gücü sonuna kadar çalisiyor, hepsi kendine has bir sekilde oynuyor, oyun da onlari iyilestiriyordu.

Bunu bakicilara anlattigimda hep bir agizdan bagirdilar:

“Demek bu yüzden pek çok cocugumuz ayni suya ikinci bir kez girmek istemezmis!”

Onlar “düsmanlarinin” orada eridigini görüyor ve bu suyun yok olmasini umut ediyordu. Anliyor musunuz?

Konusa konusa çabucak iyilesme deneyimini, yani kendi “ebeveyn edinme” yollarini birbirlerine aktariyorlardi.

Hayal gücünüzü serbest birakmaya özen gösterin, bu fantezi içinde kendinizi uyumlu ve mükemmel bir insan olarak görmeye, duyumsamaya ve hissetmeye çalisin.

“Aptalin Deneyimi; Aklini Basina Toplama Rehberi” – Sistem Yayincilik